AB21 Nisan 2005 00:00

Sabotage - Ergin Yıldızoğlu

Tabii bir de bunların büyük çoğunluğu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine karşı. Ancak anayasaya evet diyenlerin de Türkiye'nin birliğe girmesinden yana olduğunu söylemek zor. Aksine, Le Nouvel Observateur, ''Evet Demek İçin 20 Neden'' başlıklı yazısının 17. maddesinde ''Anayasa Türkiye'nin girmesini kolaylaştırıyor mu'' sorusuna karşılık, ''Bunlar iki ayrı süreçtir'' dedikten sonra, Türkiye'nin girmesini engelleyecek iki garanti var diyor. Birincisi, referandum; ikincisi, Chirac sonsuza kadar kalmayacak, yerine gelen pekâlâ Türkiye'nin girmesine karşı olabilir... acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardscialis coupons printable link discount prescription drug carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

Fransız halkı, 29 Mayıs'ta yeni bir ''sabotage'' gerçekleştirecek gibi görünüyor. Bu kez kırmaya niyetlendikleri makine Avrupa Birliği , fırlatmaya hazırlandıkları şey ise takunya (sabot) değil, birliğin taslak anayasası.

Önce evet, sonra hayır

Altı hafta önce, Fransız halkının yüzde 60'ı, 29 Mayıs'ta yapılacak referandumda anayasa taslağına evet oyu vermeye hazırdı. Sonra ne olduysa oldu (!). O günden bu güne yapılan 10 kamuoyu yoklaması şimdi halkın yüzde 53'ünün hayır oyu vereceğini gösteriyor. Geçen hafta sonunda Jacques Chirac' ın ''evet'' oyunu güçlendirmek için düzenlediği TV gösterisinin de, Fransız medyasının hoşnutsuzluğuna bakılırsa, etkisiz kaldığı anlaşılıyor.

Ne oldu da halk hızla tutumunu değiştirdi? Ne olacak, 450 sayfalık anayasa, Avrupa'da ilk kez Fransa'da ortalıkta tartışılmaya, halk da metni daha iyi anlamaya, ''Hayır derseniz Avrupa Birliği ölür, felaket olur'' korkutması etkisini kaybetmeye başladı.

Anayasa üzerine tartışmalar başlayınca, halk önce bunun nasıl sıra dışı bir anayasa olduğunu, medya tarafından hiç değinilmek istenmeyen III. kısmının içeriğini öğrenmeye başladı. Bernard Cassen' in Le Monde Diplomatique'te işaret ettiği gibi bu, bugüne kadar yazılmış hiçbir anayasaya benzemediği gibi, özellikle III. kısmı, IMF'nin, Dünya Ticaret Örgütü'nün tüzüğüne benziyordu. Bu bölüm neoliberal ilkeleri anayasal düzeye yükseltmek amacıyla hazırlanmıştı. Fransızların büyük önem verdiği ''kamu hizmetleri'' kavramı bile, ''genel ekonomik yararı olan hizmetler'' kavramıyla değiştirilmişti. I. kısımdaki temel özgürlükleri betimleyen paragraf da anayasanın gerçek ruhunu ortaya koyuyordu. Burada temel özgürlükler, ''insanların, malların, sermayenin serbestçe dolaşımı'' ifadesiyle insanları mallarla aynı düzeye indirgeyen bir yaklaşımı benimsemişti.

Fransa'da sınıf savaşları

Fransa'da anayasa etrafında başlayan tartışmalara bakınca, Le Monde, Liberation, Le Nouvel Observateur gibi ''sol eğilimli'' olanları da dahil, hemen tüm medyanın, iktidardaki UMP ve ana muhalefet partisi Sosyalist Parti'nin birlikte oluşturdukları evet kampını desteklediği görülüyor. Bunun nedeni çok açık. 1980'lerde, Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası gibi örgütlerin de yardımıyla hızlanan bir trans-Avrupa kapitalist sınıfı şekillenmesi (büyük oligopol şirketler/bankalar-mali sermaye). Bu sınıf fraksiyonu, Giscard D'Esteign' in eliyle bu anayasayı neoliberal prensipleri yasa katına çıkaracak, küresel çapta rekabet koşullarını güçlendirecek bir belge olarak şekillendirdi. Şimdi de bütün gücünü arkasına koyuyor.

Hayır kampındaysa, küreselleşmeden, neoliberalizmden zarar gören herkes yer alıyor. Köylüler, işçiler, küçük esnaf vb... Ancak bu anayasa karşıtı kesim, siyasi olarak homojen bir blok oluşturmuyor. Le Pen gibi proto-faşist ırkçı partilerden Troçkist gruplara kadar uzanan geniş bir siyasi yelpaze söz konusu. Sosyalist Parti'nin içinden bir kesimle küreselleşme karşıtı ATTAC da ''hayır'' kampının içinde. Bu kampta yer alanlar, neoliberal saldırı karşısında, gelirlerini, işlerini, toplumsal dayanışma koşullarını, kültürlerini, dillerini korumak istiyorlar. Tabii bir de bunların büyük çoğunluğu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine karşı. Ancak anayasaya evet diyenlerin de Türkiye'nin birliğe girmesinden yana olduğunu söylemek zor. Aksine, Le Nouvel Observateur, ''Evet Demek İçin 20 Neden'' başlıklı yazısının 17. maddesinde ''Anayasa Türkiye'nin girmesini kolaylaştırıyor mu'' sorusuna karşılık, ''Bunlar iki ayrı süreçtir'' dedikten sonra, Türkiye'nin girmesini engelleyecek iki garanti var diyor. Birincisi, referandum; ikincisi, Chirac sonsuza kadar kalmayacak, yerine gelen pekâlâ Türkiye'nin girmesine karşı olabilir...

Bugüne kadar Avrupa Birliği'nin motor gücü olan Fransa'dan anayasaya ''hayır'' oyu çıkarsa sürecin ilerleme biçiminde bir tıkanma olacağı kesin. Çünkü daha sonra gerçekleşmesi beklenen oylamalardan, örneğin Hollanda'da (Financial Times, 14/04) ''hayır'' bekleniyor. Ancak buradan birlik sürecinin çökeceği sonucuna ulaşmak için biraz erken. Birincisi, bu anayasa oylaması birliği çökertecek bir olasılığı taşıyor olsaydı acaba gündeme gelir miydi? İkincisi, yeni bir anayasa yapmak olasılığı her zaman geçerli.

Diğer taraftan, bu anayasa oylaması, trans-Avrupa kapitalist sınıfının ilk ciddi meşruiyet ve iktidar denemesi. ''Evet'' oyunu alırsa önü açılacak, birlik sürecini istediği yönde şekillendirmeye devam edebilecek. Birliğin bütün dışişleri bakanları Fransa'daki evet kampını güçlendirmek için devreye girdiler. Oy verme günü yaklaştıkça medya elindeki tüm olanaklarla ''evet'' ten yana kampanyayı yoğunlaştırarak sonucu belirleyebilir.