AB25 Mart 2005 00:00

AKP Brüksel'de Köşeye Sıkıştı

ABD’nin ve içerideki çıkar çevrelerinin baskısıyla 1999 Helsinki zirvesinde Ecevit AB üyeliğine  aday olma karşılığında Türkiye’nin komşularıyla bütün ikili anlaşmaları çözeceği taahhütünü vererek yılanı deliğinden çıkardı.   (Sonra da hep yaptığı gibi “İçime sinmedi” dedi).   Bu, pratikte Kıbrıs ve Ege sorunlarınn Yunanistan’ın istediği biçimde çözülmesine boyun eğmek,   Türkiye’nin geleneksel Kıbrıs ve Ege politikalarına ihanet etmek anlamına geliyordu.   Ne var ki bu imzanın gereklerini yerine getirmek Ecevit’e değil,  onun gibi hazım güçlüğü çekmeyen AKP iktidarına nasip oldu.   new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscialis forum cialis prodaja cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenabuscopan link buscopan pluscialis walgreen coupon site cialis coupondiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

AKP hükümeti kurulur kurulmaz ABD ve AB’nin yönlendirmeleriyle derhal bir Kıbrıs atağı başlattı.   “Çözümsüzlük çözüm değildir ve “Hep bir adım önce olacağız” gibi,  benimseyen tarafı pazarlıkta baştan yenilk düşüren sloganlarla girişilen bu atak % 90 oranında Rum taleplerine cevap veren Annan planının AKP zoruyla KKTC’ye benimsetilmesiyle sonuçlandı.   Ancak dünyanın en fanatik,  en şartlanmış halkı olan Rumların AKP’nin acı ilâcı Türk kamuoyuna yutturabilmesi için Türk tarafına verilen sembolik tavizlere bile tahammülü olmadığından AKP’nin ver-kurtul planı çöktü.   Bunun üzerine AB KKTC’ye Annan planını desteklemesi durumunda sağlamayı vaad ettiği çeşitli destek ve imkânları derhal unutarak bu sefer Türkiye’ye Rum kesimini Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak tanıtma ve KKTC’den vazgeçirme atağı başlattı.   Annnan planı sonrasında AB’nin ikiyüzlülüğü ve sinsi politikası bu kadar açık biçimde ortaya çıkmışken bu talebi kabul etmek kolay iş değildi,  fakat satılmış medyanın karartma kampanyasının da yardımıyla AKP hükümeti buna da evet dedi.    17 Aralıktan Türkiye ucu son derece açık bir müzakere sözüne karşılık 3 Ekim 2005’e kadar Rum yönetimini tanıma taahhüdü ile ayrıldı.

Tayyip Erdoğan 17 Aralıkta zirve sonrasında Brüksel’de basına açıklama yaparken ben de KanalTürk’te canlı yayında Türkiye’nin Kıbrıs’ta ikili çözüm olmadan tek yanlı olarak Rum kesimini tanımasının Tayyip Erdoğan’ın sandığı kadar kolay olmadığını söylüyordum.   Nitekim AB’nin Şubat başında Erdoğan hükümetine “Ay sonuna kadar Ankara Anlaşması ek protokolünü imzalayın” demesine rağmen Şubat değil, Mart sonu geldi,  o imza atılamadı.   Çünkü 25 Ocakta Kıbrıs’ı ziyaret eden Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Büyükanıt Kıbrıs’ta kesin ve kalıcı bir anlaşma olmadan buradan bir tek asker dahi gitmeyecektir”  diyerek TSK’nın Kıbrıs’ta AKP’nin yapacağı bir emrivakiye boyun eğmeyeceğini ortaya koymuştu.   Muhakkak ki bu net tavır Meclisteki AKP grubunun içindeki millî hassasiyete sahip kesimleri de etkileyecekti.   Dolayısıyla AKP yönetimi ek protokolü Meclise indirecek cesareti bulamadı.  

Tabiî AKP sözünü tutamayınca AB cenahından uyarılar gelmeye başladı.   Türkiye’deki dengelerle varlık sebebi olan AB süreci arasında sıkışan AKP “Protokolü şerh koyarak imzalama” formülünü ortaya attı,  fakat Rum-Yunan ikilisi AB’nin bunu reddetmesini sağladı.   Bunun üzerine AKP “Protokolün AB’den gelecek bir mektubun eki şekline sokulması,  Türkiye’nin AB dönem başkanınca imzalanacak bu metne paraf atması,  ayrıca bunun tanınma anlamına gelmediğini bir deklarasyonla açıklaması” formülünü üretti.   Finans piyasalarınının çökmesi korkusuyla tir tir titreyen malûm medya da bunu “Protokol Krizi Çözüldü” manşetiyle alkışladı.   Ne var ki bugün Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis bu formülün yeterli olmayacağını,  protokolün imzalanması gerektiğini açıkladı.   Arkasından Yunanistan Başbakanı Karamanlis de Tayyip Erdoğan’la görüşmesinden sonra "Türkiye AB'nin yeni üyeleriyle Gümrük Birliğini imzalayacak" dedi ve AB’ye girmek istiyorsa Türkiye’nin Ege’de hava sahası ihlâllerini durdurması gerektiğini belirtti.   Malûm,  Yunanistan tek taraflı olarak ilân ettiği hava sahasından bahsediyor.   Türkiye’ye göre ise bu bölgenin çoğu uluslararası hava sahası ve herkesin izinsiz kullanımına açık.   Daha iki gün önce silahlı Yunan jetleri bu sahada rutin eğitim uçuşu yapan iki Türk jetini uçuş güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde taciz etti.  

Görülüyor ki AKP’nin iki tarafı idare ederek selden kütük kapma uyanıklığına geçit yok;  Yunanistan’ın Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği destek buraya kadar.   AKP ya Fransa’nın Türkiye’nin AB üyeliğini referanduma götürmeyi anayasasına sokmasıyla Türkiye’nin AB’ye üye olma ihtimali de facto sıfır olmuşken Yunanistan’a Ege ve Kıbrıs’ta tek yanlı taviz veren hükümet olmayı göze alacak,  ya da AB yalanı üzerinden politika yapmaya elveda diyecek.   Doğrusu zor bir tercih.