AB10 Mart 2005 00:00

Nasıl imzalanacak? - Doç.Dr. Hasan Ünal

AB Troykası, Ankara’ya son haftalarda gönderilen talimata nihai şeklini vermiş oldu. 1963 Ankara Antlaşması’nın on yeni üyeye teşmil edilmesini amaçlayan protokolün bir an evvel imzalanması gerekiyor. Evvelki gün Dışişleri Bakanı Gül’ün yaptığı açıklamalar, hükümetin bu protokolü imzalayacağını gösteriyor.cialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnerenovation vejle site renovakamagra link kamagra gel

Büyük bir gaflet olacak olan bu imzanın ne anlama geldiğini ele almadan önce, AKP’nin AB yoluna bir göz atalım. AKP politbürosunun AB işine dini özgürlükleri elde etmek ve TSK’yı siyasetin dışına itmek amacıyla giriştiği açık. Ancak bu alanlarda ilerleme kaydedemediği de ortada. AİHM başörtüsü davasında çok sert bir karar alırken, zina tartışmasında AB, AKP’ye karşı ne kadar tepeden baktığını ortaya koydu. 6 Ekim’de yayımlanan ‘İlerleme Raporu’nun dini özgürlükler kısmında Müslümanların şikayetlerine dair hiç bir hususun yer almaması oldukça manidar. Belgede Müslümanlığın zaten yanlış ve olmaması gereken bir din olduğu; dolayısıyla böyle bir dinin özgürlüğünün de olamayacağı havası hakim. Kısacası AKP’nin dini özgürlükleri elde etme girişimi AB’nin setlerine çarparak dağılmış durumda.

Öte yandan 17 Aralık kararlarının Türkiye’ye tam üyelik perspektifi vermediği de biliniyor. Nitekim hükümet bile 18 Aralık günü büyük kutlamalarla Ankara’ya getirdiği karar metnini bir hafta sonra Brüksel’deki büyükelçimiz vasıtasıyla verdiği bir notayla kabul etmeyeceğimizi karşı tarafa ilan etti. 17 Aralık kararlarının 23. maddesinin ilgili paragrafları Türkiye’ye verilecek üyeliğin diğerlerinden bütünüyle farklı olacağını gösteriyor. Üç temel konuda (kişilerin serbest dolaşımı, tarım politikaları ve yapısal alanlar) daimi istisnalar olacak ve Türkiye’nin üye yapılması müzakerelerin hiç bir aşamasında garanti edilemeyecek.

17 Aralık’tan sonra işler iyice sarpa sardı. Fransa’da Türkiye referandumu kesinleşti. Sadece Türkiye konusu referanduma tabi tutulacak. Benzeri referandum kararlarının Avusturya başta olmak üzere diğer ülkelerde de devreye sokulması ihtimali çok kuvvetli. Almanya’da 2006 Eylül-Ekim ayılarında yapılması gereken parlamento seçimlerinde Muhafazakarların iktidara gelmelerine kesin gözüyle bakılıyor. Ertesi yıl da Fransa’da Sarkozy’nin devlet başkanı olması işten bile değil. Biz 3 Ekim’de güya müzakerelere başlasak bile bir yıl sürmesi beklenen tarama sürecinden dolayı fiili müzakerelerin 2006 sonuna kalması oldukça muhtemel. O tarihte karşımızda Angela Merkel ve Edmund Stöber ikilisi olacaklar ve 17 Aralık kararları doğrultusunda bize özel statü teklif edecekler.

Bu arada AB ülkeleri başta Fransa ve Almanya olmak üzere Ermeni soykırımı iddialarını önümüzü kesmek gayesiyle herkese teşmil etmek için yoğun çaba harcıyorlar. Kıbrıs’la ilgili protokol imzalandığı anda soykırımı da tanıyıverin talebi gelecek. Yurt dışında iş bakan bir takım zevat da içeriden bu koroya güya bilimsel destek sağlayacak. Kısacası AB yolu diye bir şey yok. Zaten hiç bir zaman olmamıştı ama en azından AKP’nin iliştirilmiş basın yoluyla psikolojik harekat yürütmesine az da olsa gerekçe sağlayan her şey yıkıldı.

Annan planı tartışmaları sırasında bugüne göre Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi biraz daha var gibiydi. Daha doğrusu 17 Aralık kararları henüz çıkmadığı için, öyle zannedenler açısından olumlu bir perspektif iddiası mümkündü. Ama artık öyle değil. Dolayısıyla Annan planına bile geri dönmek çok büyük gaflet olur. Kaldı ki, Rumların tam teslimiyet dışında hiç bir seçeneği kabul etmeyecekleri gün gibi ortada.

Bu durumda Kıbrıs protokolünün imzası gafletin de ötesine gider. Ortalık karıştığı zaman iliştirilmiş bugünkü basın da AKP’nin yanında olmayacak. Ama o protokolde imzası bulunan isim her zaman hatırlanacak. Nasıl mı hatırlanacak? Onu siz daha iyi bilirsiniz...