AB9 Mart 2005 00:00
BİR DEFA DA BİZ SÖZÜMÜZÜ TUTMAYALIM,YOKSA KIBRIS GİTTİ Mİ GİDER- Sadi Somuncuoğlu
AB''nin Gümrük Birliği, adaylık ve nihayet müzakereler için Türkiye''den istedikleri ciltleri buldu.Peki AB, daha geçen yıl başvurduğu halde, 8-9 ayda aday yaptığı, 17 Mart için de müzakere tarihi verdiği Hırvatistan''dan ne istiyor? Sadece savaş suçu sanığı emekli general Gotovina''nın 17 Mart''a kadar teslimini.discount drug coupons site printable coupons for cialisnaproxennatrium go naproxen kruidvatcialis forum link cialis bez recepta
Dışişleri Bakanı Gül''ün, AB''nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn''den küçük bir ricası(!) olmuş; Hassasiyetleri biliyorsunuz, belgeleri ona göre hazırlayın, Hırvatistan''a yapılandan farklı bir muamele olmasın...
Cevabını bilemiyoruz ama Rehn, geliş niyetini peşinen söylemiş; Protokol işini bir an önce halledelim ki Rumların bundan sonraki engellemelerine takılmayalım.
Bu, Rumları tanıdığınız anlamına gelmeyecektir…Aynı sıralarda AB''nin Türkiye Temsilcisi Kretschmer ise, "Türkiye şunu unutmamalıdır ki tek bir üye adayı ülkeyi sevindirmek için AB kuralları değiştirilemez." diyordu.
Sağırlar diyalogunu andıran bu açıklamalar aslında Türkiye-AB ilişkisinin trajik hikayesinin özetidir.
TÜRKİYE''NİN DENGİ HIRVATİSTAN MI?.
Gül''ün ricasından(!) başlayalım; 40 yılı aşmış ilişki bir yana, Türkiye gibi köklü, büyük bir ülkenin, daha 1 yıl önce müracaat etmiş, dünün devleti ile aynı kefeye konmasının istenmesi acaba nasıl bir ruh halinin sonucudur? Oysa AB yetkilileri bile Türkiye''yi en azından nüfus ve büyüklüğünden hareketle Polonya ile kıyaslıyordu.
Bugüne kadar yaptırılanlar hariç, başta Rum kesiminin tanınması, Ege''de Yunan egemenlik alanının genişletilmesi, Ermenistan sınır kapısının açılıp, soykırım iftirasının tanınması, PKK''nın siyasallaştırılması, teröristbaşının yeniden yargılanması, Alevi ve Kürt kökenli vatandaşlarımızın azınlık sayılması, Patrikhanenin ekümenliğinin tanınması, Ruhban Okulunun açılması, 100''ü bulan talep sırada.
Peki AB, daha geçen yıl başvurduğu halde, 8-9 ayda aday yaptığı, 17 Mart için de müzakere tarihi verdiği Hırvatistan''dan ne istiyor? Sadece savaş suçu sanığı emekli general Gotovina''nın 17 Mart''a kadar teslimini.
Hırvatistan Cumhurbaşkanı Mesiç, "Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz ama Gotovina Paraguay''daysa nasıl teslim edebiliriz?" dedikten sonra generalin aynı zamanda Fransız vatandaşı olduğu gibi ince bir hatırlatmada bulunuyor.
Hıristiyan demokratlar bugünden, "Hırvatistan yüzyıllardır Avrupa''nın göbeğinde", Türkiye için referandum Şkrini ortaya atan Fransa''nın güçlü ismi Sarkozy de, "Onlar bizim kardeşlerimiz" dediğine göre, AB''nin bu tek şartının akıbeti bugünden bellidir.
Bitmedi.
Türkiye''nin tam üye olamayacağı bugünden belliyken, Hırvatistan''ın en geç 2009''da üye yapılacağı şimdiden biliniyor.
AB, Gül''ün ricasını(!) ciddiye alıp, Hırvatistan''ın üyeliğini ötelese bile, Fransa''daki Anayasa değişikliği ne olacak? AB, "müzakereleri başlamış ülkeler hariç" dediği halde, müzakereleri başlamamış Hırvatistan''ı atlayıp, sadece Türkiye için referandum kararı alan Fransa''yı bundan vazgeçirebilecek mi? Zaten Başbakan Erdoğan, referandum kararını eleştirdiğinde AB''den, "Fransa''nın iç işine karışamazsınız" tepkisi gelmedi mi? Gül''ün bunları bilmemesi mümkün olmadığına göre, yine Türk kamuoyunun ikna edilmesinin amaçlandığını söylememiz gerekiyor.
KİM KİMİ SEVİNDİRİYOR BAY KRETSCHMER?.
Değilse, yapılması gereken, Türkiye''yi Hırvatistan''la aynı kefeye koymak değil, Kıbrıs''ı almak için "nişan yapmaya" gelenlere karşı hak ve hukukumuzu savunmaktır.
Hani Kretschmer, "Tek bir aday ülkeyi sevindirmek için AB kuralları değiştirilemez." iddiasında ya, Gül de, "İstediğimiz, bizi sevindirmeniz değil, sadece adil davranmanız ve diğer ülkelere uyguladığınız kuralları değiştirmeden bize de uygulamanızdır." demelidir.
Bunu söylemek için o kadar çok ve haklı gerekçemiz var ki….
Gümrük Birliği''nin tek taraflı işletilmesi sebebiyle uğradığımız zararlar.
Diğer ülkelerin adaylık veya müzakereleri için aynı şartlar uygulanırken, Türkiye''ye tamamen farklı prosedür dayatılması.
Demokrasiye henüz geçen, yargı sistemi bile işlemeyen ülkelerin üyelik tarihleri daha müzakere aşamasında belirlenirken, Türkiye''nin 3 Ekim''de neye, nasıl başlayacağının hala bilinmemesi ve müzakerelerin açık uçlu olması.
Meşru bir Anayasası olmayan, toprağı, halkı, hukuki ve siyasi yapısı ihtilaflı Rum kesimi dahi üye yapılırken, müzakereler ve muhtemel üyeliğimizin, kriterlerle hiç alakası olmayan, milli birlik ve üniter yapımızı ipotek altına sokacak ağır şartlara bağlanması.
Diğer ülkelerin resmi azınlıklarının topluma entegrasyonu için özel programlar geliştirilirken, egemenlik hakkımız gasp edilerek, sanal azınlıklar yaratılıp, bütün olmuş milletimizin ayrıştırılmaya çalışılması.
Üye veya aday ülkeler AB''nin tüm imkanlarından yararlandırılırken, Türkiye''nin üye olsa bile başta serbest dolaşım ve tarım birçok haktan yararlanmayacağının bugünden kararlaştırılması…Özetle Türkiye''nin "kobay" muamelesi görmesi.
VERHEUGEN''İ HATIRLAYIN YETER.
İşte Hırvatistan''la eşit muamele talebi, tüm bu haksızların ibrası ve bundan sonraki haksızlıklara da yol verilmesidir.
Yazılı taahhütlerini dahi yerine getirmeyenlere daha ne kadar güveneceğiz? Bakın Rehn, "Bence protokolün imzalanması Kıbrıs''ı tanıma anlamına gelmez" diyor.
Lütfen dikkat, "AB" değil, "bence" diyor.
İmzalarsak, KKTC''ye yardım tüzüklerinin çıkması kolaylaşacakmış.
Bunlar Annan Planını kabulün rüşveti değil miydi? Şimdi Rumları tanımanın şantajı yapılmış olmuyor mu? Protokole, hiçbir geçerliliği olmayacak şerhi koymamıza bile izin verilmeyip, sadece bir bildiri yayınlamamızın kabul edilmesi, "bence"nin, verilen sözlerin ve bildirinin hiçbir geçerliliği olmayacağını göstermiyor mu? Gelin, noterden teminat bile verseler de, zaten bizden hukuk çiğnenerek alınan bu sözde durmayalım ve o protokolü imzalamayalım.
Yoksa Kıbrıs gitti mi, gider.
Korkmayalım, AB ile ilişkimiz bundan kötü olmaz.
Rehn''in selefi Verheugen''in daha Mart 2000''de dile getirdiği "Bizim Türkiye''ye, Türkiye''nin bize olduğundan daha fazla ihtiyacımız var." gerçeğini bilelim yeter.
Cevabını bilemiyoruz ama Rehn, geliş niyetini peşinen söylemiş; Protokol işini bir an önce halledelim ki Rumların bundan sonraki engellemelerine takılmayalım.
Bu, Rumları tanıdığınız anlamına gelmeyecektir…Aynı sıralarda AB''nin Türkiye Temsilcisi Kretschmer ise, "Türkiye şunu unutmamalıdır ki tek bir üye adayı ülkeyi sevindirmek için AB kuralları değiştirilemez." diyordu.
Sağırlar diyalogunu andıran bu açıklamalar aslında Türkiye-AB ilişkisinin trajik hikayesinin özetidir.
TÜRKİYE''NİN DENGİ HIRVATİSTAN MI?.
Gül''ün ricasından(!) başlayalım; 40 yılı aşmış ilişki bir yana, Türkiye gibi köklü, büyük bir ülkenin, daha 1 yıl önce müracaat etmiş, dünün devleti ile aynı kefeye konmasının istenmesi acaba nasıl bir ruh halinin sonucudur? Oysa AB yetkilileri bile Türkiye''yi en azından nüfus ve büyüklüğünden hareketle Polonya ile kıyaslıyordu.
Bugüne kadar yaptırılanlar hariç, başta Rum kesiminin tanınması, Ege''de Yunan egemenlik alanının genişletilmesi, Ermenistan sınır kapısının açılıp, soykırım iftirasının tanınması, PKK''nın siyasallaştırılması, teröristbaşının yeniden yargılanması, Alevi ve Kürt kökenli vatandaşlarımızın azınlık sayılması, Patrikhanenin ekümenliğinin tanınması, Ruhban Okulunun açılması, 100''ü bulan talep sırada.
Peki AB, daha geçen yıl başvurduğu halde, 8-9 ayda aday yaptığı, 17 Mart için de müzakere tarihi verdiği Hırvatistan''dan ne istiyor? Sadece savaş suçu sanığı emekli general Gotovina''nın 17 Mart''a kadar teslimini.
Hırvatistan Cumhurbaşkanı Mesiç, "Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz ama Gotovina Paraguay''daysa nasıl teslim edebiliriz?" dedikten sonra generalin aynı zamanda Fransız vatandaşı olduğu gibi ince bir hatırlatmada bulunuyor.
Hıristiyan demokratlar bugünden, "Hırvatistan yüzyıllardır Avrupa''nın göbeğinde", Türkiye için referandum Şkrini ortaya atan Fransa''nın güçlü ismi Sarkozy de, "Onlar bizim kardeşlerimiz" dediğine göre, AB''nin bu tek şartının akıbeti bugünden bellidir.
Bitmedi.
Türkiye''nin tam üye olamayacağı bugünden belliyken, Hırvatistan''ın en geç 2009''da üye yapılacağı şimdiden biliniyor.
AB, Gül''ün ricasını(!) ciddiye alıp, Hırvatistan''ın üyeliğini ötelese bile, Fransa''daki Anayasa değişikliği ne olacak? AB, "müzakereleri başlamış ülkeler hariç" dediği halde, müzakereleri başlamamış Hırvatistan''ı atlayıp, sadece Türkiye için referandum kararı alan Fransa''yı bundan vazgeçirebilecek mi? Zaten Başbakan Erdoğan, referandum kararını eleştirdiğinde AB''den, "Fransa''nın iç işine karışamazsınız" tepkisi gelmedi mi? Gül''ün bunları bilmemesi mümkün olmadığına göre, yine Türk kamuoyunun ikna edilmesinin amaçlandığını söylememiz gerekiyor.
KİM KİMİ SEVİNDİRİYOR BAY KRETSCHMER?.
Değilse, yapılması gereken, Türkiye''yi Hırvatistan''la aynı kefeye koymak değil, Kıbrıs''ı almak için "nişan yapmaya" gelenlere karşı hak ve hukukumuzu savunmaktır.
Hani Kretschmer, "Tek bir aday ülkeyi sevindirmek için AB kuralları değiştirilemez." iddiasında ya, Gül de, "İstediğimiz, bizi sevindirmeniz değil, sadece adil davranmanız ve diğer ülkelere uyguladığınız kuralları değiştirmeden bize de uygulamanızdır." demelidir.
Bunu söylemek için o kadar çok ve haklı gerekçemiz var ki….
Gümrük Birliği''nin tek taraflı işletilmesi sebebiyle uğradığımız zararlar.
Diğer ülkelerin adaylık veya müzakereleri için aynı şartlar uygulanırken, Türkiye''ye tamamen farklı prosedür dayatılması.
Demokrasiye henüz geçen, yargı sistemi bile işlemeyen ülkelerin üyelik tarihleri daha müzakere aşamasında belirlenirken, Türkiye''nin 3 Ekim''de neye, nasıl başlayacağının hala bilinmemesi ve müzakerelerin açık uçlu olması.
Meşru bir Anayasası olmayan, toprağı, halkı, hukuki ve siyasi yapısı ihtilaflı Rum kesimi dahi üye yapılırken, müzakereler ve muhtemel üyeliğimizin, kriterlerle hiç alakası olmayan, milli birlik ve üniter yapımızı ipotek altına sokacak ağır şartlara bağlanması.
Diğer ülkelerin resmi azınlıklarının topluma entegrasyonu için özel programlar geliştirilirken, egemenlik hakkımız gasp edilerek, sanal azınlıklar yaratılıp, bütün olmuş milletimizin ayrıştırılmaya çalışılması.
Üye veya aday ülkeler AB''nin tüm imkanlarından yararlandırılırken, Türkiye''nin üye olsa bile başta serbest dolaşım ve tarım birçok haktan yararlanmayacağının bugünden kararlaştırılması…Özetle Türkiye''nin "kobay" muamelesi görmesi.
VERHEUGEN''İ HATIRLAYIN YETER.
İşte Hırvatistan''la eşit muamele talebi, tüm bu haksızların ibrası ve bundan sonraki haksızlıklara da yol verilmesidir.
Yazılı taahhütlerini dahi yerine getirmeyenlere daha ne kadar güveneceğiz? Bakın Rehn, "Bence protokolün imzalanması Kıbrıs''ı tanıma anlamına gelmez" diyor.
Lütfen dikkat, "AB" değil, "bence" diyor.
İmzalarsak, KKTC''ye yardım tüzüklerinin çıkması kolaylaşacakmış.
Bunlar Annan Planını kabulün rüşveti değil miydi? Şimdi Rumları tanımanın şantajı yapılmış olmuyor mu? Protokole, hiçbir geçerliliği olmayacak şerhi koymamıza bile izin verilmeyip, sadece bir bildiri yayınlamamızın kabul edilmesi, "bence"nin, verilen sözlerin ve bildirinin hiçbir geçerliliği olmayacağını göstermiyor mu? Gelin, noterden teminat bile verseler de, zaten bizden hukuk çiğnenerek alınan bu sözde durmayalım ve o protokolü imzalamayalım.
Yoksa Kıbrıs gitti mi, gider.
Korkmayalım, AB ile ilişkimiz bundan kötü olmaz.
Rehn''in selefi Verheugen''in daha Mart 2000''de dile getirdiği "Bizim Türkiye''ye, Türkiye''nin bize olduğundan daha fazla ihtiyacımız var." gerçeğini bilelim yeter.
(Yeniçağ Gazetesi)