AB17 Şubat 2005 00:00

Avrupa Konseyi’nin Türkiye Raporu... - Dr.Abdullah Özkan

Avrupa Konseyi’nin alt organı “Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu”nun 25 Haziran 2004 tarihini taşıyan raporu önceki gün açıklandı. Raporun hazırlanmasının üzerinden 7 ay geçtikten sonra açıklanmasının ne anlama geldiği sorusunu bir kenara not ettikten sonra, kısa adı ECRI olan “Irkçılık ve hoşgörüsüzlükle mücadele komisyonu”nun ne iş yaptığına bakalım öncelikle... Bu komisyon, Avrupa Konseyi’nin içinde faaliyet gösteriyor ve komisyona üye 46 ülke ile ilgili raporlar hazırlıyor.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis coupons printable link discount prescription drug carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisrenovation vejle renovation skive renovabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Hazırladığı raporları hem Bakanlar Komitesi’ne hem de üye ülkelere sunuyor. Komisyon sadece Bakanlar Komitesi’ne karşı sorumluluk taşıyor. Önceki gün sadece Türkiye ile ilgili rapor açıklamadı komisyon; ayrıca Avusturya, Bosna Hersek, Fransa ve Makedonya ile ilgili de hazırlanan raporlar kamuoyuna sunuldu.

Şimdi gelelim 40 sayfalık Türkiye ile ilgili rapora... (Hemen belirtelim, raporun tam metnine ulaşmak isteyen okuyucularımız şu internet adresinden temin edebilirler: http://www.bbc.co.uk/turkish/ecri_tr_report.pdf)

Rapor Türkiye’nin belli başlı konularda genel bir fotoğrafını çekiyor. Uluslararası hukuk metinleri, anayasal hükümler, ceza kanunundaki hükümler, adli uygulamalar, medeni ve idari kanun hükümleri, kamu hizmetinden yararlanma gibi ana başlıklar altında önce tesbit yapılıyor sonra da “tavsiyelerde” bulunuluyor.

İşte Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye yaptığı “tavsiyelerden” birkaçı:

* Lozan anlaşmasının kapsamına giren dini azınlık gruplarına mensup kişilerin hakları korunmakla birlikte, nüfus cüzdanlarındaki din ibaresinin çıkarılmasını sağlayan bir mekanizma en kısa sürede hayata geçirilmelidir.

* Türkiye ders kitaplarını baştan sona denetlemeli, bu kitaplarda herhangi bir azınlık grubuna yönelik en ufak aşağılayıcı ya da haraket niteliğinde bir ifade yer almamalıdır.

* Türkiye din kültürü dersi konusundaki yaklaşımını gözden geçirmeli; ya bu dersler zorunlu olmaktan çıkarılmalı ya da diğer dinlere ait bilgiler de aktarılarak bu derslerin sadece İslam dinini öğreten dersler olmaması sağlanmalıdır.

* Azınlık dini grupları öğretmen bulma ve yeterli ders kitabı sağlama konusunda sıkıntı yaşamaktadır. Azınlık okullarına ilişkin mevzuat fazlasıyla karışıktır. Bu da sözkonusu okulların varlıklarını tehdit etmektedir. Azınlık dini grupların okullarına ilişkin yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

* “Silahlı çatışma” nedeniyle ülkenin iç bölgelerine göç eden Kürtler, çok zor koşullar altında yaşamaktadır. Kürtlerin bu durumu düzeltilmeli ve kürtlerin ifade, örgütlenme ve toplantı özgürlükleri güçlendirilmelidir.

* Türkiye’de yaşayan azınlık dini gruplar hukuki ve diğer pekçok sorunla karşılaşmaktadır. Bu sorunlar ivedilikle çözülmelidir. Musevi cematine yönelik olumsuz yayın ve ifadeler önlenmeli, yapanlar cezalandırılmalıdır...

Avrupa Konseyi’nin belli başlı bazı “tavsiyelerine” yer verdiğimiz raporun tümü bu bakış açısını taşıyor. Yani sadece “azınlıkları” gündeme getiriyor, onların uğradığını iddia ettiği haksızlıklara dikkat çekiyor, onların hakkını koruyor!

Peki ya mağdur edilen “çoğunluk” ne olacak?

Nerede başörtüsü mağdurları, neden onlara karşı gösterilen “hoşgörüsüzlük” Avrupa Konseyi’nin raporuna yansımıyor?

Nerede işkence gören, hakkı yenilen, itilen-katılan vatandaşlarımız? Avrupa’nın “hoşgörüsü” neden onları da bir türlü kapsayamıyor?

Ve Avrupa’nın İslam ile olan bu savaşı niye?

Niçin Türk halkının kimliklerinde yazan “İslam” ibaresi onları rahatsız ediyor? Okullarında kendi dinlerini çocuklarına öğretmeleri niçin onları böylesine endişeye sevk ediyor?

Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün...

Avrupa Konseyi’nin açıkladığı bu son rapor, daha önce açıklanan benzeri raporlar gibi “Avrupa’nın zihniyetini” apaçık ortaya koyuyor.

Avrupa bize şunu söylüyor: Benim için çoğunluk değil, kendi dinimden olan azınlık önemlidir! Ben İslam ile barışık bir ülke istemiyorum. İslam dinini öğrenerek büyüyen bir nesil de istemiyorum. Ben “bana benzeyen” bir ülke istiyorum...

Avrupa’nın bu niyetinin görülmesi gerekiyor...

Onbinlerce insanımızı katleden terör örgütünün yaptığına bile “silahlı çatışma” diyerek teröre hamilik yapan Avrupa, kürt kardeşlerimiz üzerinden de bize zarar verecek tezgahlar peşinde koşuyor. Bizim barış ve kardeşlik içinde yaşamamıza tahammül edemiyor, bozgunculuk yapıyor.

Peki Avrupa Konseyi böylesine küstah ve içişlerimize karışan bir raporu hazırlamaya nasıl cesaret edebiliyor?

Bence raporun kendisi kadar, bu cesareti kendilerinde bulmaları da büyük önem taşıyor... Bu cesareti onlara veren iktidar, ülkemizi “sömürge muamelesine” maruz bırakıyor...