AB3 Ocak 2005 00:00

Blair'in büyük biraderine doğru - Ali Keskin

İngiltere bu planla bir zamanlar Türkiye'de yürürlükte olan ve Başta İngiltere olmak üzere AB üyesi ülkeler tarafından ağır şekilde eleştirilen Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne (DGM) benzer bir uygulamayı getirmek istiyor. Söz konusu uygulama yasalaşırsa ''Terör zanlıları'' özel mahkemelerde yargılanacak.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacieoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

İngiliz edebiyatçı George Orwell, ''1984'' isimli ünlü romanında 'özgür insan' vizyonundan yola çıkıp despotizmin egemen olduğu hayali bir ülkeyi anlatır. Mutlak kontrol yöntemleriyle vatandaşların nefes alışlarının bile izlendiği ''Okyanusya'' isimli bu hayali diktatörlükte, iktidar ''Büyük Birader'' (Big Brother) ve yandaşlarının elindedir. Ülkedeki başta siyasi çalışmalar olmak üzere tüm sosyal, kültürel ve bilimsel aktiviteler ''Büyük Birader'' ve yandaşlarının egemenliğini güçlendirmek için yapılmaktadır. Büyük Birader yaşamın olduğu her alana yerleştirilmiş kameralar sayesinde insanların attığı her adımı, sarfettiği her sözü, hatta gülümseyişlerinin sahte olup olmadığını bile takip edebilmektedir. Büyük Birader'in Okyanusyası'nda yönetenler tek egemen ve eleştirilemeyen güçtür. Yurttaşlar ise yöneticilerin zorbalıklarıyla özgürlükleri yok edilmiş, tüm ahlaki ve insani değerlerini yitirmiş, düşüncesizleştirilerek sindirilmiş ve adeta sadece hareket edebilen canlı robotlar haline dönüştürülmüşlerdir.

Büyük Birader'in mutlak egemenlik amacıyla insanları kontrol altında tuttuğu söz konusu mekanizmalar, metaforlarla dolu olan bu romanın yazıldığı o yıllarda her ne kadar hayal ürünü olsa da, 2000'li yılların İngiltere'sinde yaşananlarla bir o kadar örtüşüyor.

Bir zamanlar özgürlük, demokrasi ve hoşgörünün beşiği olarak kabul edilen ve dünya ülkelerinin gıptayla baktığı İngiltere, her geçen gün büyük mücadelelerle kazanılan bu değerlerinden uzaklaşarak, Büyük Birader Devleti'ne doğru adım adım yaklaşıyor. Hiç şüphesiz 11 Eylül saldırıları bu durumda belirleyici rol oynadı. İkiz Kulelerin çöküşüyle birlikte tüm dünyada değişen dengeler İngiltere'de de kısa sürede etkisini göstermeye başladı. Önce yazılı ve görsel medyada El Kaide ve İslami terörist örgütlerle ilgili bildik haberlerin sayısında artış oldu. Bu haberleri 'Amerika'nın başına gelenlerin aynısının her an İngiltere'nin de başına gelebileceği' konusundaki istihbarat örgütlerinin kaygıları takip etti. Tüm evlere bizzat İçişleri Bakanlığı ve polis birimleri tarafından hazırlanan ''olası bir terörist saldırı karşısında yapılması gerekenler'' başlıklı mektuplar gönderildi.Tüm bunlarla birlikte özellikle tabloid basında islamifobia ve yabancı düşmanlığnın gelişmesine yardım eden ve Müslümanları hedef gösteren çirkin yazılar ve yorumlar yer almaya başladı. Sonra da demokrasinin temellerini sarsan yasalar peşpeşe gündeme gelmeye başladı.

İlk olarak 11 Eylül'den hemen sonra Anti Terör Suç ve Güvenlik Yasası 2001 (ATCSA) adı altında yürürlüğe yeni bir yasa girdi. Buna göre terör şüphelileri, haklarında bir suçlama yapılmaksızın ve yargılanmadan, potansiyel olarak sınırsız bir süre için gözaltına alınabiliyor. Bu yasadan sonra tutuklanan 9 yabancı uyruklu terör şüphelisi Aralık 2001 ayında Güney Doğu Londra'daki yüksek güvenlikli Belmarsh Cezaevi'ne götürüldü. 9 şüpheli o tarihten bu yana hala yargılanmadan ve haklarında herhangi bir cezai hüküm olmaksızın tutuluyor. 9 tutuklunun neden cezaevinde tutulduğunu ise istihbarat birimleri dışında kimse bilmiyor.

Geçtiğimiz günlerde buna ek olarak ortaya atılan ''özel terör mahkemeleri'' planı bu zincirin bir başka halkasını oluşturuyor. İngiltere bu planla bir zamanlar Türkiye'de yürürlükte olan ve Başta İngiltere olmak üzere AB üyesi ülkeler tarafından ağır şekilde eleştirilen Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne (DGM) benzer bir uygulamayı getirmek istiyor. Söz konusu uygulama yasalaşırsa ''Terör zanlıları'' özel mahkemelerde yargılanacak. Mahkemelerde jüri olmayacak ve telefon dinleme kayıtları delil olarak kabul edilebilecek.

Blair'in Büyük Birader'i bununla da yetinmiyor. Bunlara ek olarak bir de uzun süredir gündemde olan Kimlik Kartı uygulaması var. Geçtiğimiz günlerde parlamentoda büyük bir çoğunlukla kabul edilen bu uygulamanın yürürlüğe girmesiyle Büyük Birader Devleti bir amacını daha gerçekleştirmiş olacak ve yeni bir yaptırımla bireysel özgürlüklere büyük bir darbe indirecek. Eski İçişleri Bakanı David Blanket tarafından gündeme getirilen ve Muhafazakar Parti milletvekilerinin de büyük desteğini gören bu uygulama gerçekleşirse İngiltere'de devlet ve yurttaş ilişkileri yeni bir boyut kazanacak. İngiltere'de vatandaşlar ehliyet ve pasaport dışında kimlik kullanmıyor ve söz konusu belgeleri de yanlarında taşımak zorunda değillerdi. Yani devlet vatandaşına güveniyordu. Bu güne kadar ihtiyaç duyulmayan kimlik kartının normal kimlik kartlarından farkı ise, bu kartlarda kişinin adı, anne adı, baba adı, doğum yeri ve doğum tarihi gibi bilgilerin yanı sıra, adresi, kan grubu, kronik bir rahatsızlığa sahip olup olmadığı, vergi durumu, devletten aldığı sosyal yardımlar, banka hesapları, sağlık sigortası numarası, parmak izi, göz irisi ve tüm adli bilgilerinin de yer alacak olması. Yani polis istediğinde kart sahibinin ne zaman nasıl bir suç işlediğini anında bulabilecek. Diğer bir deyişle ''elektronik fişleme yöntemi'' olacak. 2008 yılında uygulanmaya konması planlanan bu yasayı savunanlar, bunun ''teröre, yasa dışı suç ve göçe karşı bir mücadele yöntemi'' olduğunu ve suç işlemeyenlerin korkmasına gerek olmadığını savunuyorlar. Yasaya karşı çıkanlar ise, zorunlu kimlik kartı uygulamasıyla terörle mücadelenin bir ilgisi bulunmadığını belirterek, son Madrid saldırısını örnek verip, kimlik kartı uygulamasının zorunlu olduğu İspanya'da neden terör saldırısının önlenemediğini soruyorlar. Bireylerin tüm önemli bilgilerinin bulunduğu kimlik kartlarının başkaları tarafından ele geçirilmesi durumunda bunun tehlikelerine de dikkat çeken insan hakları kuruluşları, ''amaç suça engel olmaksa bu uygulamaya geçilmemeli'' diyorlar.
İngiltere'de son yıllarda özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi kavramların içi tamamen boşaltılıp büyük mücadeleler ve bedellerle elde edilen bireysel ve sosyal haklar birbir elden giderken, bunların yeri tamamen tersi kavramlarla dolduruluyor. 21.yüzyılın İngiltere'sinde devlet refah, adalet ve barışı mı temsil edecek yoksa, vatandaşlarına güvenmeyen, her hareketini gözetleyen, kontrol eden, Orwell'in '1984' isimli romanında söz ettiği Büyük Birader devleti mi olacak? Bu sorunun cevabı biraz da demokrasi güçlerinin önümüzdeki dönemde göstereceği mücadele ve kararlılıkla ilgili.