AB31 Aralık 2004 00:00

Ve Avrupa'nın Türkiye Politikası... Erol Manisalı

Çok doğrudur, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Ancak AB, bu ihtiyacını Türkiye'yi içine alarak değil, denetimine alarak karşılamak istiyor. 90'lı yılların başından beri, özellikle de Maastrich'ten sonra şekillenmeye başlayan Avrupa Birleşik Devletleri'ni kurma yolundaki adımlar, AB'nin Türkiye politikasını daha belirgin hale getirdi: - Türkiye AB'nin içine alınmayacaktı, - Buna karşılık AB'nin gereksinimleri, Türkiye'nin denetim altına alınmasıyla gerçekleşti. cialis manufacturer coupon open drug coupon cardfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnerenovation vejle site renovaabilify abilify alkohol abilify

İşin özünde Amerikan (ve İngiliz) politikaları ile AB politikaları arasında, temelde ayrılık yoktur. Özellikle Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra ABD ve AB politikaları Türkiye'yi çevreleyen Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya'da fazla çatışmamalıydı.

Bu birlikteliğin ilk örneği, Yugoslavya planlı bir biçimde parçalanırken görüldü. ABD, İngiltere ve Almanya ''Batı kapitalizminin kutsal ittifakını'' , bölgedeki son sosyalist Yugoslavya üzerinde oluşturdular. Parçalamayı planlayıp uyguladılar. Bir boğaya saldıran aslanlar gibi istedikleri parçaları kopardılar ve 6 devleti Batı kapitalizminin emrine sundular.

- Türkiye, Yugoslavya'dan farklıydı. ABD'nin ve AB'nin iktisadi, siyasi ve askeri denetimleri zaten vardı. AB, Türkiye'yi geleceğin Birleşik Avrupa Devletleri'nin dışında bırakacağını 1989'da açıkça göstermişti.

- Soğuk Savaş sonrasında ''taraflar ve cepheler netleşmeye başladı'' , Yugoslavya halledilmişti. Ortadoğu'da İsrail, maşa olarak Kürdistan ve Ermeni-Gürcü federasyonu ABD ve AB'nin cephe kuvvetleriydiler. Son gelişmeleri göz önüne alarak Ukrayna'yı da Batı cephesine dahil etmek gerekecek galiba. Karşılarına ise Araplar, Türkler ve İran oturtuluyordu.

Ancak Türkiye'nin çok özel bir durumu var. Zaten Batı'nın iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel denetimine çoktan girmeye başlamış. 6 Mart 1995 Gümrük Birliği belgesi ile AB'nin yedeğine alınmış. Hele 17 Aralık 2004'teki ''mutabakattan'' sonra gelişmeler süreci içine hapsedilmiş ve manevra gücü ortadan kaldırılarak işler sağlama bağlanmış.

Dönüşü olmayan yol...

- İktisadi, siyasi, askeri ve kültürel olarak zaten bağlanmakta olan Türkiye, ''geri dönemeyeceği bir tünelin içine sokuluyor'' .

- AB'nin içine sokulmadan tamamen himayesi altına alınacak.

- Bu arada Türkiye'nin sadece ekonomisi denetime alınmıyor. Siyasi olarak da federatif yapıya ve ayrıştırmaya götürülüyor.

- ABD ve İngiltere'nin Kuzey Irak'ta gerçekleştirdikleri oluşumun kuzey ayağı, Güneydoğu Anadolu'da gerçekleştirilecek. Görüşmeler yolu ile AB kıskacı içine alınmış bir Türkiye'de bu ayrıştırma için Yugoslavya gibi bombalamak gerekmiyor. AB'nin (ve ABD'nin) siyasi, diplomatik, iktisadi ve kültürel desteği ile Güneydoğu'nun belli bir zaman içinde ayrıştırılması öngörülmüş. Herhalde ''görüşme süreci'' olarak 17 Aralık'ta anılan 2014 tarihi, bu süreç için de geçerli. Fener Patrikhanesi, Ermeni topraklarının genişletilmesi ve ''Hatay sorunu'' , Türkiye politikalarının diğer politik ayaklarını meydana getiriyor. Bu konudaki belgeler ve talepler daha şimdiden Avrupa Parlamentosu'nun ve diğer organlarının ''Türkiye politikalarının asli belgeleri'' olmaya başladı bile.

Yumuşak geçişle...

AB'nin Türkiye politikasında yumuşak geçişler egemen olacak. İktisadi, siyasi ve kültürel denetimleri var hızıyla ilerliyor. Kürt, Ermeni ve Patrikhane ''meseleleri'' ellerinde Türkiye politikalarının kırbaçları olarak değerlendirilecek. Kıbrıs ve Ege'yi daha şimdiden çözdüler.

Tam Türkiye, ''görüşmeler tüneli içine sokulup kıstırılmışken'' Yugoslavya ve Irak'taki ''fiziki savaş'' yerine Türkiye'de ''kimyasal savaşı'' tercih ettiler. Çünkü içerde çok sağlam dayanakları olduğuna inanıyorlar.

- Kendilerinin tahrik edip geliştirdikleri bölücüler,

- Epey zamandır çıkar ortaklığı sağladıkları gayri milli sermaye çevreleri,

- Ve en sonunda ''joker'' olarak devreye sokulan İslamcı siyasiler.

AB'nin Türkiye politikası bu üç faktör dolayısıyla Yugoslavya ve Irak politikalarından ayrılıyor. Aslında ''AB'nin Türkiye politikasında ABD'nin katılımı çok önemli'' . 17 Aralık'ta en fazla çırpınan Tony Blair değil miydi? O sadece AB'yi değil, belki de daha fazlasıyla ABD'yi temsil ediyordu. Önemli olan, Türkiye'nin geri dönemeyeceği bir tünelin içine sokulmasıydı.

AB'nin (ve ABD'nin) Türkiye politikasında 17 Aralık önemli bir başarı olmuştur. Ancak bir tek şeyi gözden kaçırdılar. Türkiye'de 70 milyon insan, yavaş da olsa uyanmaya başladı. Dışarıdakilerin ve içerideki işbirlikçi uzantılarının ne yapmak istediklerini artık görmeye başladı.

Bu durum, işleri galiba biraz değiştirecek gibi...