İdrakleri Zaptedilenler - Özcan Yeniçeri
AB için katlanılan onca zillete, aşağılanmaya ve hakareti sineye çekmeye rağmen gelinen nokta burasıdır.Ancak bu mantığa göre başarısızlık diye bir şeyden söz edilemez.Bu kafanın dünkü temsilcileri Mondros Anlaşmasını hatta “Sevr”i bile başarı olarak kabul ettirmeye çalışmışlardı.Nitekim Sevr’i imzalayan heyetten Rıza Tevfik (bugünkü AB’cilerin başarısı gibi) sanki büyük bir marifet yapmış edasıyla anlaşmayı imzaladığı kalemi Galatasaray Sultanisine hediye etmişti.Doğrusu Türk Heyeti ile AB arasındaki tartışmalar Brüksel’de mi yoksa Mondros Mütarekesinin imzalandığı Agamemnon Zırhlısında mı yapıldı pek anlaşılamadı.Hatta tartışmalar Hollanda Başbakanı Balkanenle mi yoksa Amiral Galthrop’la mı yapıldığının da farkına kimse varamadı.Birileri fena halde oyuna geldi.Ancak hala bunun farkında değil.fusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acne
Sizin yirmi altı üyeden çok farklı olan yanlarınızı öne çıkartarak Kıbrıs meselesinde 3 Ekim 2005 tarihine kadar Gümrük Birliği anlaşmasını Kıbrıs’ın Güneyine de geçerli kılınmasını size de kabul ettirmiştir.
Serbest dolaşımda kalıcı kısıtlamalar, tarım ve diğer yapısal konularda bir takım ciddi derogasyonlar konulması kaydıyla size bağış yapar gibi müzakere tarihi vermiş(!).
Müzakerelerin neticesi ne olursa olsun sonuç açık uçlu olacak ve istenildiği an Türkiye’ye hayır denilebilecek ya da bir başka türlü ortaklık önerilebileceği teminat altına alınmıştır.
Çok açık bir biçimde Türkiye’ye özel bir ilişki önerilmiştir.
Hükümet yetkilileri de bunu bir biçimde kabul etmiştir.
17 Aralık''tan önce Ankara "Ön şart kabul etmeyiz", dedi ama Kopenhag kriterlerinde olmayan Kıbrıs ön şart oldu.
3 Ekim 2005''e kadar BM''nin önderliğinde Kıbrıs konusunda kalıcı çözüm bulunacağı sözü verildi vs.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de hiçbir üye ülkenin başka bir ülkede üyeliğinin referanduma götürülmesi söz konusu değilken Türkiye için İkibin bilmem kaçında bitecek olan müzakerelerin sonucunun AB’nin bazı ülkelerince referanduma götürüleceğinden söz edilmektedir.
AB ile ilişkilerde gelinen son nokta burasıdır.
Yurdumun insanı” da öyle diyor: “AB ile gelinen bu nokta küçümsenmemelidir.
Bu başarıdır.
Bu başarıyı kimsenin kıskanmaya ya da küçük görmeye hakkı yoktur”.
Adam yine diyor ki, bu kırk küsur yıllık bir mücadeledir.
Hatta daha da ileri gidiyor ve diyor ki, “Bu milli bir davadır”.
Yani bunun adına başarı deniliyorsa böyle bir başarı kavramının içi tartışılır.
AB için katlanılan onca zillete, aşağılanmaya ve hakareti sineye çekmeye rağmen gelenin nokta burasıdır.
Ancak bu mantığa göre başarısızlık diye bir şeyden söz edilemez.
Bu kafanın dünkü temsilcileri Mondros Anlaşmasını hatta “Sevr”i bile başarı olarak kabul ettirmeye çalışmışlardı.
Nitekim Sevr’i imzalayan heyetten Rıza Tevfik (bugünkü AB’cilerin başarısı gibi) sanki büyük bir marifet yapmış edasıyla anlaşmayı imzaladığı kalemi Galatasaray Sultanisine hediye etmişti.
Doğrusu Türk Heyeti ile AB arasındaki tartışmalar Brüksel’de mi yoksa Mondros Mütarekesinin imzalandığı Agamemnon Zırhlısında mı yapıldı pek anlaşılamadı.
Hatta tartışmalar Hollanda Başbakanı Balkanenle mi yoksa Amiral Galthrop’la mı yapıldığının da farkına kimse varamadı.
Birileri fena halde oyuna geldi.
Ancak hala bunun farkında değil.
AB adeta “siz müzakere tarihi için bu kadar yanar/yakılır, yalvarır/yakarır mısınız alın size müzakere tarihi” der gibi başarı diye sunulan şu talepleri Türkiye’ye dayatmıştır.
Azınlıklara ve cemaatlere gayrı menkul edinme, yasal statü, okul açma ve iç işlerini düzenleme, binalarının kullanımı ve din adamlarının yetiştirilmesi konularında ayrımcılık yapan her türlü faaliyet ve sınırlamaya derhal son vermesini; Heybeliada Yunan Ortodoks Okulunun yeniden açılmasını ve Patriğin Ekümenlik unvarını resmi olarak kullanmasına izin verilmesini, uygulamanın ilk belirtisi olarak kabul etmelidir.
Alevilerin korunması ve tanınması ve cem evlerinin dini mekân olarak tanınmasını ister, bundan başka her türlü din dersinin isteği bağlı olmasının sağlamı ve sadece Sünni dinini öğretmemesi gerekir.
Türkiye’deki Hıristiyan azınlığın ve cemaatlerin korunmasını ister.
İsmet Berkan; “Teorik bir ihtimal olarak Türkiye, 30 yıllık Kıbrıs politikasıyla AB üyeliği hedefi arasında bir seçime zorlanabilir.
O seçim anında da bence Türkiye''nin AB''yi seçmesi gerekir” diyor.
Görüşmelerin sonsuza kadar sürmesi de birileri için önem arz etmiyor.
Mesut Yılmaz, “Elli yıl sürse de bu ilişkileri sürdürmek gerekir” diyor.
Bu durumu hazmedenlere söyleyecek herhangi bir söz olamaz.
Hazmedemeyenler Türk Milletini ayağına takılan prangaları kırmaya hazır olmalılar!