AB30 Aralık 2004 00:00

AB ilerleme raporunun dehşet verici sonuçları - İsmail Müftüoğlu

17 Aralık 2004 Brüksel zirvesini ve AKP hükümetinin verdiği tavizleri daha iyi anlayabilmek için son ilerleme raporuna derc edilip, Türkiye’den istenen hususlara nazar etmemiz gerekmektedir. Son ilerleme raporunun aslında var olan ve Ekim 2005 tarihine kadar Türkiye’den yerine getirilmesi beklenen hususlar bir kısmı ile şunlardır:discount drug coupons site printable coupons for cialisdiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cardskamagra kamagra 100mg kamagra gel

 

17 Aralık 2004 tarihinde ve öncesinde kapalı kapılar arkasında ilgililerin ne konuştuğunu bilemiyoruz. Bildiğimiz bu nevi görüşmelerde tecrübelerimizin bize hatırlattıklarıdır.

Ziyade devletlerin taraf olduğu görüşmelerin konferans, teknokrat komite ve üst siyasilerin ( bakan-başbakanlar ) aralarında toplantılar yaptıklarıdır. Konferans tarzında yapılan toplantılar seramoniktir. Herkese açık, basına da açıktır. Bu toplantılarda sadece mesajlar verilir. Asıl maksatlar kamufle edilir.

Teknokratların içtimalarında bahis konusu edilen mevzunun teknik yönleri konuşulur. Bu komite siyasileri ülke menfaatleri açısından enforme eder. Bu görüşmelerin sonucu, kozmikliği korunamadığı için, köstebekler vasıtasıyla kısmen de olsa dışarıya sızdırılır. Üst siyasilerin görüşmelerinde bakan veya başbakanların karşılıklı ileri sürdükleri hususlar son derece kozmiktir. Onlar arasında yapılan görüşmelerin hemen hemen hiçbirinin dönemi içinde dışarıya sirayet etmesi mümkün değildir. Bu nevi görüşmelerde tercüman dahi kullanılmaz. Sn. Erdoğan’ın bu konuda ne yaptığını doğrusu bilemiyoruz. Ele alınan konular, tarafların birbirlerine verdikleri tavizler kozmiktir. Zamanı gelince ortaya çıkarlar. 17 Aralık 2004 Brüksel görüşmesini bu tasnife göre değerlendirecek olursak; Brüksel’de zikri geçen şartlara uyulmadığı, zira teknokratlarla icra fonksiyonunu ifa eden başbakan yanında bulundurduğu danışmanları ile adeta halvet olmuş, sır olanların dahi ortalığa dökülmesi an meselesidir. Bu ise devlet ciddiyetini zedeler. Her ne kadar çevrede bulunanlar iktidar olunduğu dönem içinde bildiklerini aleyhte kullanamazsa da, muhalefet dönemlerinde bildiklerini aktarmak için asla ıskalamazlar.

Aslında bu nevi toplantılarda kapı arkası pazarlıklar işin özünü, zahirde görünenler ise işin safrasından ibarettir. Meselemize bu açıdan baktığımızda 17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesinde tarih alma noktasında kısmi bir mutabakat sağlanmış görünüyorsa da, son ilerleme raporunda AB’nin Türkiye’den istedikleri hususlar yerine getirilmedikçe verilen müzakere tarihinin hiç önemli olmadığı bilinmelidir.

17 Aralık 2004 Brüksel zirvesini ve AKP hükümetinin verdiği tavizleri daha iyi anlayabilmek için son ilerleme raporuna derc edilip, Türkiye’den istenen hususlara nazar etmemiz gerekmektedir. Son ilerleme raporunun aslında var olan ve Ekim 2005 tarihine kadar Türkiye’den yerine getirilmesi beklenen hususlar bir kısmı ile şunlardır:

1-” Türkiye’nin çeşitli taahhütleri uygulamadaki başarısızlığı nedeni ile ortaya çıkan dava düzeyinin endişe konusu olduğu ( bu taahhütlerin nelerden ibaret olduğunu ülke insanımız bilmemektedir), Türkiye’nin kamu ihalelerini uyumlaştırmadaki başarısızlığının bu görüşmeler için önemli bir engel oluşturduğu, tarım ürünleri ticaretinin AB’nden canlı hayvan ve et ithalatının yasak olması nedeniyle engellendiği” (bu engellerin kaldırılması gerektiği) ifade edilmekte ve bu engeller kaldırılmadıkça müzakereye başlanamayacağı zımnen ifade edilmektedir.

2-”Topluluk yardımının İstinaf Mahkemelerinin, Ombudsman Biriminin kurulması... sosyal diyalogun geliştirilmesi, Güneydoğu bölgesindeki durumun iyileştirilmesi öncelikleri için kullanılması” yani AB’nin hedeflediği tek yer Güneydoğu ve Güneydoğu insanını maddeten güçlendirerek taraflarına çekmek ve ülkemizde kaos oluşturmaktan ibarettir. Aksi halde yardımların Anadolu’nun her tarafında yaşayan insanların istifadesine sunulması gerekmez mi? Diğer dikkat çekici husus “Türkiye’nin EURO II talimatından çıkarılıp, yeni bir coğrafi talimat - Güneydoğu komşular talimatı kapsamına alınması” isteğidir.

3-AB’ne üyelik için her aday ülke “1993 Kopenhag Zirvesinde kararlaştırılan demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıkların korunmasını ve azınlıklara saygı gösterilmesini teminat altına alan kurumların istikrarını sağlamalarını şart koşmaktadır.” Yani bu vecibeleri yerine getirmeyen, hele hele azınlıklara gerekli ihtimamı göstermeyen ülkelerin aday olması düşünülemez. Bu paragrafın mefhumu muhalifinden Lozan tek taraflı delinmeli, TC kanunlarına tabi olan azınlıklar vesayetten kurtulmalı, bir başka ifade ile Türkiye’deki azınlıkların statüsünün yeniden düzenlenmesi istenmektedir.

 

4-”Türkiye’de Silahlı Kuvvetler(in) resmi olmayan çeşitli kanallar aracılığıyla etkisini devam ettirmekte olduğunu, bu mutlaka önlenmelidir.” Bu husus bir nevi ülkemizde asker-millet çatışmasını körüklemektedir. Anayasal bir kuruluş olan Genelkurmayın şartları içerisinde devletin emniyetini sağlayacak görüş beyan etmesi doğal haklarıdır. Anayasal değişiklikler yapılmadan bu husustaki bir zorlama felaketlere tellallık yapmak olur.

 

5-”...Gayrımüslim cemaatlerin tüzel kişilik, mülkiyet hakları, din adamlarının eğitimi, okul ve dahili yönetim ile ilgili konularda sorunlar yaşanmaktadır.” Bu sorunların çözümü için Lozan’da azınlıklara yasaklanan hakların iadesi istenmektedir.

 

6-”Meclisin dokunulmazlığının kapsamının daraltılması konusunda hiçbir gelişme kaydedilmemiştir.” Bu meselenin çözümü talep edilmektedir. Yani TBMM’ne talimat verilmekte, hükümranlığımız hesaba katılmamaktadır. Zaten Meclis Başkanı da bu talimat gereği “Egemenliğin devrinin günah olmadığını, ayıp ve çirkin bir şey olmadığını” dillendirmiştir.

7-”....Türkiye hala önemli sayıda AİHM kararlarını uygulamamaktadır.” Yani, Louzidin’a ödenen tazminatlar gibi, diğer dava açıp kazananların da haklarının bir an önce ödenmesi zorlaması yapılmaktadır.

8-”... Avrupa Konseyi, AİHM kararı ile ortaya çıkan konuların Türkiye tarafından uygulanmasının denetlenmesini, özellikle son zamanlarda kaybolan Kıbrıs’lı Rumlar konusunu ve Kuzey’de yaşayan Kıbrıs’lı Rumların eğitim hakkı konusunu takip etmektedir.” Görüldüğü gibi, kuzeyde yaşayan Türklerle ilgili bir hüküm, bir satır bile derc edilmemiştir. Bu çifte standart calib-i dikkattir.

9-”Yargılamanın yenilenmesine imkan veren hükümler Öcalan davası dahil 4 Şubat 2003’den önce AİHM’de bulunan davalara hala uygulanmamaktadır. En uygun düzeltme şekli, uygun olduğunda, başvuru sahibinin bağımsız bir mahkemede yeniden yargılanmasının temin edilmesidir.” Bu paragraf, Abdullah Öcalan’ın yeniden bağımsız uluslar arası bir mahkemede yargılanması anlamını taşır. Böyle bir yargılamanın sonucunun da ne olacağı bellidir. Böylece 30 bin vatan evladının kanının hesabı mahşere devredilmiş olacaktır.

 

10-”Türkiye’de hala ırk ve etnik köken, din veya inanç; yaş, seksüel eğilim ve engellilik gibi ayırımcılığa karşı mevzuat eksikliği vardır.” Bu hususlar düzeltilmelidir. Yani aynı cinsten insanların evlenmelerine izin verilmelidir.

11-”Dini inanç özgürlüğünün Anayasada teminat altına alınmış olmasına ve ibadetin engellenmemesine karşın, gayrımüslim dini topluluklar engellere karşılaşmaya devam etmektedir. Bunların tüzel kişilikleri yoktur, mülk edinme hakları sınırlandırılmıştır, kendi vakıflarının yönetimine müdahalelerde bulunulmaktadır ve kendi din adamlarını yetiştirmelerine izin verilmemektedir. Bu güçlüklerin giderilmesi için gerekli mevzuatın çıkarılması gerekmektedir.” (yani patrikhane ökümenikleşmeli, Heybeliada papaz okulu açılmalı, Lozan’ın ilgili hükümleri yok farz edilmelidir. )

12-”Aleviler bir dini toplum olarak resmen kabul edilmemiştir.” (Bunların hakları sağlanmalı, kanunlaştırılmalıdır. Burada alevi-sünni çatışması körüklenmektedir.)

13-”Azınlıklara yapılan muamelenin uluslar arası standartlara uyması Türkiye’ye yapılacak yardımlarda değerli rol oynayacaktır.” Yardım için bu şartlara riayet edilmesi beklenmektedir.

14-”Musevi, Rum ve Ermeni okullarında çifte müdür konusu kaldırılmalıdır. Süryanilere okul açma izni verilmeli, Rumların okulları yeniden açılmalıdır.” (Bunların okulları açık ve tedrisat yapmaktadır. Maksat Heybeliada’daki ruhban okulunu açmaktır.)

15-”Türkiye’nin AB-Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını Güney Kıbrıs’ı içine alacak kadar genişletmesi istenmektedir.” (Yani Güney Kıbrıs’ın tanınması istenmektedir.)

16-”Devlete ait bankaların ve işletmelerin özelleştirilmesi hızlandırılmalıdır.” (Yabancı sermayeye peşkeş çekilmesi için)

17-”...Gümrük Birliğinden kaynaklanan ticaretin önündeki teknik engellerin kaldırılması”

18-”Şeffaf olmayan ve ayırımcılık unsurları taşıyan kamu ihaleleri uygulanmaktan vazgeçilmeli, eczacılık ürünleri için ayırımcılığa son verilmeli, mevzuat uygunluğu sağlanmalıdır.”

19-”İş kurma hakkı ile mali olmayan hizmet sunumu alanlarında yabancıların pazara girişini engelleyen yasal kısıtlamalar kaldırılmalıdır.”

20-”Türkiye Kıbrıs bandıralı ve Kıbrıs ile ticaret yapan gemilere uygulanan mevcut kısıtlamaları kaldırmalıdır.” Ama Kuzey Kıbrıs’a uygulanan ambargonun devamına ses çıkarılmamaktadır.

21-”Sigara ve alkollü içkilere uygulanan vergilerin kaldırılması istenmektedir.” Millet fertleri tarihi özelliklerinden, inanç ve kanaatlerinden uzaklaştırılarak ayyaş bir toplum hedeflenmektedir.

22-Sularla ilgili olarak “Su Çerçeve Direktifi ile uyumlu su kaynaklarının yönetimi ile ilgili bir çerçeve kanuna ihtiyaç ve bu kanunun AB müktesebatına uyumu için daha fazla çabaya ihtiyaç vardır. Yerine getirilmelidir.” Yani sularımızın bağımsız bir yönetim altına alınmasını istemektedirler. Bir başka deyişle sular üzerindeki egemenliğimize son vermek istiyorlar.

23-”Türk olmayan hizmet sağlayıcılarına ve ürünlerine karşı ayırımcılığa son verilmelidir. Yabancılara yönelik sınırlamalar kaldırılmalıdır.”

Bu hususlar yerine getirilmeden verilen müzakere tarihinin hiçbir önem taşımadığı, dolayısıyla Ekim 2005’te müzakereler başlayacak ise bütün bu hususların milletten gizlenerek yerine getirildiği hususu gözden uzak tutulmamalıdır.