AB28 Aralık 2004 00:00

AB taşeron siyasetçi ve bürokrasi kadrolarına gülüyor - Melih aşık

Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül ikilisinin, 17 Aralık'ta Brüksel'de yaptıkları "kahramanca macadele!" sonucu "serbest dolaşımda, tarımda ve belgesel kalkınmada" kalıcı kısıtlamaları yumuşattıkları bildirilmişti. Başbakana göre bu kısıtlamalar ancak Türkiye'nin rızası sonucu konulabilirdi. Derken birkaç gün sonra Dışişleri Bakanlığı'nın Brüksel'e verdiği nota açıklandı. Notada Türkiye'ye uygulanan "serbest dolaşım, bölgesel kalkınma ve tarım" daki kısıtlamaların başka hiçbir ülkeye uygulanmadığı ve AB'nin ruhuna aykırı olduğu anlatılıyor, kaldırılması isteniyordu. Böylece, Türkiye'ye "kalıcı kısıtlama" konulduğu Ankara tarafından ilan ve itiraf ediliyordu.new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponscialis forum link cialis bez receptarenovation vejle link renovamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgdiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

Kalıcı kısıtlamalar var olduğu sürece tam üyeliğin söz konusu olmayacağı da cümle âlem tarafından biliniyordu.
Peki 17 Aralık'ta Türkiye'de neyin bayramı yapıldı? Brüksel dönüşü Ankara'da davullar zurnalar neyin şerefine çaldı?
Herhalde söylenen yalanların...
Durum bizim açımızdan hazin... AB diplomat ve siyasetçileri ise bıyık altından çok gülüyor olmalılar. Zirve kararında anlaşılması hiç de zor olmayan bir paragrafın anlamını bir hafta sonra fark eden bir siyasi kadronun haline siz olsanız gülmez misiniz? Bu kadroyla her oturduğunuz pazarlıktan kârlı çıkacağınızı görüp keyiflenmez misiniz?
Son söz: AB'ye tam üyelik bir aldatmacadır. Türkiye'nin başına açılacak çok büyük dertlerin kamuflajıdır.

Tuncel Kurtiz, Haber Türk'te anlattı...
Film çekimi için gittikleri Çıldır'ın bir köyünde yöre halkıyla sohbet ederlerken söz AB'ye geliyor. Türkiye'yi alırlar mı almazlar mı, ülkenin fakirliği üyeliğe engel olur mu olmaz mı, derken yaşlı başlı bir amca diyor ki:
- Biz size ayak bağı olmayalım beyim.
Bizi beklemeyin, siz girin...
Biz arkadan geliriz...

Yalan rüzgârı...
Arkadaşımız Derya Sazak, bu hafta Sohbet Odası'nda eski Devlet Bakanı Işın Çelebi ile sohbet ediyor. Derya Sazak soruyor:
- Serbest dolaşımın tümüyle kısıtlanması söz konusu mu?
Işın Çelebi'nin cevabı:
- 23. paragrafı değerlendirdiğimizde bu Türkiye'nin isteğine bağlı...
Oysa Dışişleri Bakanlığı'nın AB'ye verdiği notada şöyle deniyor:
- Türkiye, kalıcı kısıtlamalarla ilgili 23. paragrafı kabul etmemektedir.
Serbest dolaşımın kalıcı olarak kısıtlandığından Çelebi'nin bile haberi yok. Yalan rüzgârı bu kadar güçlü estiriliyor.

Milli Eğitim Bakanı Çelik, "Türkiye'de Türkçe dersleri bir fecaat" demiş.
Durumu Milli Eğitim Bakanlığı'na şikâyet etsin o zaman...
Haldun Ertem

Irak batağında...
Irak'ta 4 ay önce 2 Fransız gazetecinin kaçırılması üzerine, bütün Fransa bir anda seferber oldu.
Devlet Başkanı duruma müdahale etti. Dışişleri Bakanı, uçağa atladığı gibi Mısır ve Ürdün'e gitti.
İçişleri Bakanlığı, Fransa'daki Müslüman örgütleri seferber etti.
Ortadoğu'daki din adamları harekete geçirildi.
Dört bir yandan Irak'taki direnişçilere çağrılar yapıldı.
Fransız hükümeti, 2 gazeteciyi kurtarma çabasını bir an bile aksatmadı.
Ve 124 gün sonra bu iki gazeteci serbest bırakıldı.
Türkiye, Irak'ta 70 şoförünü kaybetti. 8 kişi hâlâ rehin.
Bir de işadamı eklendi rehinelere...
Hükümetin sesi sedası çıkmıyor...
Oysa hükümetin kendine vehmettiği o yüksek "gücü" ve "itibarı" böyle sorunlar karşısında kullanması gerekmez mi? Susup oturmak yakışıyor mu?

Ukrayna'daki seçim sonuçları "Turuncu devrim" olarak adlandırılıyor!
Demek ki ABD taraftarlarının rengi, Müslüman olan ülkelerde "yeşil", Müslüman olmayan ülkelerde "turuncu" olarak tanımlanıyor.
Arif Ayhan