AB27 Aralık 2004 00:00

İsrail ve Avrupa Birliği

Bundan önceki yazımızda İsrail-NATO ilişkilerine değinmiştik. Bu yazıda İsrail-Avrupa Birliği ilişkilerini ele alacağız. Aslında bu ilişkilerin 20 Kasım 1995'e kadar uzanan resmi bir geçmişi var. O tarihte aralarında Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, Ürdün, Filistin Otoritesi, Lübnan, Suriye, Türkiye, Kıbrıs (Rum Kesimi) ve Malta'nın da bulunduğu 'Akdenizli Ortaklar' ile imzalanan Ortaklık Anlaşması, 15 üye ülke parlamentoları ve Knesset (İsrail parlamentosu) tarafından onaylanarak 1 Haziran 2000 yılında yürürlüğe girdi. Avrupa Birliği İsrail'in en büyük ticaret ortağı. İthalatının yüzde 40'ını AB'den gerçekleştiren İsrail'in ihracatının da yüzde 30'unun adresi AB. new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis forum cialis bez recepta cialis bez receptadiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Bu anlaşmadan sonra gelinen son durumda, Kıbrıs Rum Kesimi ve Malta tam üye oldu ve 17 Aralık 2004'teki AB zirvesinde Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005'te başlanması karar altına alındı. Peki, 'Akdenizli Ortaklar' penceresinden bakıldığında İsrail'in AB ilişkileri nasıl değerlendirilebilir? İmtiyazlı Ortaklık? Bir kez 'Akdenizli Ortaklar' diye tanımlanan ülkeler arasında, aslında, AB'ye üye olma kapasitesindeki ülkelerin birincisi İsrail. Musevi devletinde kişi başına milli gelir, 15 bin Euro'nun üzerine tırmanıyor. Aynı rakam Türkiye'de 3000 Dolar civarında. Ayrıca, örneğin, Almanya eski Başbakanı Helmut Kohl gibi siyasetçiler İsrail'in Avrupa ile tarihsel ilişkilerini gözönüne almak suretiyle, taraflar arasında 'İmtiyazlı Ortaklık' statüsünün bir an önce başlatılabileceğini söylüyor. Aslında AB-Akdeniz Ortakları çerçevesinin hedeflerine bakıldığında İsrail'in AB'ye bir biçimde entegre olması adeta 'doğal' geliyor. Akdeniz'in diyalog, karşılıklı alışveriş, barış, istikrar ve refahı garantileyecek bir işbirliği ve refah alanına dönüşmesi sözkonusu hedeflerin birincisi. Filistin sorunu Eğer kendine askeri, siyasi ve ekonomik anlamda daha özgür bir çerçeve sağlayacaksa İsrail'in 'imtiyazlı ortaklık' statüsüne bakışı olumlu olabilir. Ancak, statü hesaplarına başlamadan önce pratikte çözülmesi gereken büyük sorunlar var. Bütün resmi ve gayriresmi İsrail-Filistin ilişkileri ve çatışmaları bir yana, Avrupa, özellikle de AB'nin siyasi anlamda motor gücü Fransa, İsrail'in Filistin'le içinde bulunduğu çatışma durumunda Filistin'den yana tavır aldı ve bu eğilimini saklamadı. Nitekim, Yaser Arafat'ın ölümünden sonra Fransa'nın resmi anlamda sergilediği tavır bu eğilimin doğal bir sonucu olarak herkesin dikkatini çekti. Öte yandan, İsrail özellikle Şaron hükumetinin iktidara gelmesinden sonra geçen son birkaç yıl içinde hedeflerini iyi anlatamadı. Musevi devleti barış sürecini pekiştirmek yerine sanki ortadan kaldırır bir görünüm sergiledi. Avrupa Birliği'ne dahil ülkelerin genelinde olmasa bile Fransa ve Almanya gibi ülkelerde anti-İsrail bir tablo ortaya çıktı. Ama, ironiktir, geçenlerde bir açıklama yapan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, 'Şaron hükümeti Ortadoğu'da kalıcı barış için en önemli bir fırsattır,' dedi.