Özel Statü En Baştan Planlandı... - Erol Manisalı
17 Aralık 2004 belgesinin içeriğinde, ''Türkiye'nin görüşmeler aracılığıyla özel statüye götürülmesini sağlayan'' bütün mekanizmalar yerleştirilmiş bulunuyor. Hatta adı bile konuyor: Görüşmelerden bir sonuç alınmazsa veya görüşmeler kesilirse ''o noktaya kadar getirilen ilişki düzeninin korunacağı'' ifade ediliyor. Türkiye için ne geri dönüş ne de alternatif bırakılıyor. coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cards
Şimdiye kadar Türkiye-Avrupa ilişkileri üzerinde yaptığım uyarı ve eleştirilerde ne kadar haklı olduğumu, 17 Aralık 2004 belgesi ortaya koymuştur. Olayın bu noktaya getirilmekte olduğunu 90'lı yılların başından beri açık bir biçimde yazdım. 1995 gümrük birliği belgesi imzalanırken akademik çevrelerde kampanya başlattım. Hazırladığım metni öğretim üyelerinin imzasına açtım. Sessiz Darbe kitabımda işin tüm ayrıntılarını anlattım.
- Çünkü Türkiye AB'ye tek yanlı olarak yavaş yavaş, programlı bir biçimde bağlanıyordu.
- 6 Mart 1995 gümrük birliği belgesi, ''Türkiye'yi AB'ye almak için değil, alınmayacak olan Türkiye'nin AB denetimine sokulması'' için imzalanıyordu.
- Bu gerçeği yalnız Brüksel çevreleri değil, ''Türkiye içindeki gayri milli sermaye çevreleri'' ve onlara yakın siyasiler de çok iyi biliyorlardı.
- AB'nin 1997 Lüksemburg doruğunda yaptığı hata 1999'da, ''Türkiye göstermelik aday yapılarak'' düzeltildi. Aksi halde AB, Türkiye'yi elinden kaçırırdı, istediklerini yaptıramazdı.
- Gümrük birliği ve 1999'daki göstermelik adaylık sayesinde AB şirketleri Türkiye piyasasını hızla denetimleri altına alırken Kıbrıs, Patrikhane, Güneydoğu, Ermeni tasarıları ve federasyon konularında gerekli altyapı hazırlanmaya başlandı. Ticari piyasalardan bankacılığa, eğitimden medyaya kadar Türkiye hızla, AB iş çevrelerinin denetimine giriyordu.
- 17 Aralık 2004'e gelirken ''Türkiye'yi AB'nin iktisadi ve siyasi güdümüne alacak altyapı'' zaten hazırlanmıştı.
- Son iki yıl içinde defalarca yazdım; ''AB kesinlikle görüşmelere başlama tarihi vermek zorunda'' dedim. Aksi halde, kıstırmaya başladığı Türkiye'yi elinden kaçıracaktı.
- 2002'de iktidara gelen AKP hükümeti AB'nin (ve Batı'nın) desteğine gereksinim duyuyordu, aksi halde ''ayakta kalamazdı'' . Bu birliktelik AB açısından, 17 Aralık belgesinin hazırlanmasını kolaylaştırdı. Aynen 6 Mart 1995'te olduğu gibi büyük zafer gösterileriyle halkın kafası karıştırılacaktı. Elde bunun için gereken bütün olanaklar vardı. Ve bunlar yapıldı.
Perde arkasında neler oldu?
Özel statü Türkiye için en baştan öngörülmüştür. 1989'da Brüksel Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu reddettikten sonra bu formül bulundu. Kısacası Türkiye AB'nin (ve Batı'nın) adı konmamış mandası olacaktı.
İşte bu nedenle 1989'da tam üyelik başvurumuzun reddedildiği gün Başbakan, ''AB'ye alınmasak da gümrük birliğine gireceğiz'' diyordu. Konunun ayrıntılarını bilen bir uzman olarak bu açıklamaya bir anlam verememiştim. Zaman geçtikçe, özellikle de 1993 ve 1994 yıllarında 'Lego' nun parçalarını bir araya getirebildim.
Türkiye, programlı bir biçimde AB denetimi altına sokuluyordu. Avrupa (ve Batı) soğuk savaş sonrasında yeniden, Cumhuriyet öncesi döneme dönmek istiyordu. İçimizde de bu alanda işbirliği yapabileceği altyapı hazırlanmıştı.
- EFTA ülkeleriyle AB arasında, Avrupa Ekonomik Bölgesi oluşturulmuştu. İsveç, Avusturya gibi ülkeler, 1995'te tam üye oluncaya kadar, bir süre bu statüde kaldılar. Türkiye de 1992'de imza atarak bu gruba dahil oldu. Ancak sistem işletilmedi ve işler, ''1995'te gümrük birliğiyle tek yanlı bağlanacak bir biçimde'' yürütüldü.
- Türkiye, eğer ilerde AB'ye alınacaksa bu statüde kalır, ''üçüncü ülkelerle ilişkileri, AB'nin ipoteği altına sokulmazdı'' . Örneğin Norveç bile böyle yaptı.
- Sistem özellikle ters işletildi, çünkü Türkiye ileride de içeri alınmayacaktı. Gümrük birliğiyle tek yanlı bağlanarak özel statünün ilk adımı atılmalıydı.
- 17 Aralık'ta gelinen nokta, 1989'dan beri yürütülmekte olan Sessiz Darbe'nin son safhasıdır. Belgede de yer aldığı gibi bütün inisiyatif AB'ye (ve üyelerine) bırakılıyor. Onlar görüşmeleri istedikleri gibi yönlendirebilecekler. Bir kedi-fare oyunu sergilenecek.
Bu arada Türkiye iktisadi, siyasi, kültürel ve askeri alanlarda yavaş yavaş onların denetimi altına girmiş olacak. 72 milyon insanımızın bu gerçeği çok iyi görmesi ve alınacak karşı önlemler konusunda herkesin kafa yorması gerekiyor.
Çünkü Türkiye'nin göz göre göre çivisi sökülmektedir.