Bir Millet Devamlı Aldatılabilir mi? - Dr.Abudullah Özkan
AB yetkililerinin söylediği, yabancı basının da dikkat çektiği gerçekler nedense görülmüyor, yokmuş gibi hareket ediliyor. İktidarın eteğinin altında durarak yaşamını sürdüren bir kısım medyanın yalan dolan haberleriyle kamuoyu avutuluyor. Oysa mevcut küresel dünyada bir halkı uzun süre yalana dolana mahkum etmeniz imkansız… Bu halk, AB sürecinde Türkiye’nin itildiği vahim durumu kısa sürede anlayacak, verilen tavizlerin kabul edilemez olduğunu görecektir. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetes
Brüksel’deki Avrupa Birliği zirvesinin sonuçlarına baktığımızda görünen şu: 3 Ekim 2005 tarihi, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni ya tanıyacağı ya da AB üyeliğini unutacağı tarihtir… Çünkü hükümet Brüksel’de söz vermiş, “bize biraz zaman tanıyın, 3 Ekim 2005 tarihine kadar ön şart olarak koyduğunuz Rum kesiminin tanınması talebini halkımıza kabul ettiririz” demiştir.
İktidar Rum kesiminin tanınması taahhüdünü kamuoyuna “zafer” diye sunuyor. Türkiye’nin milli davasından taviz verip, sonra da bunu şölenlerle kutlamak acaba nasıl bir zaferdir, anlamak mümkün değil.
Peki ya Rumlar ve Yunanlılar niçin seviniyor? Zaferi biz kazandıysak, onlar neyi kutluyor? Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “Brüksel’de Türkiye’nin müzakere sürecini veto etmedik çünkü Kıbrıs sorununun çözümüne zarar vermek istemedik” diyor. Yani, Rumlar, verilen söz nedeniyle, Türkiye’nin biran önce kendilerini tanımasını bekliyor.
Türk medyası “zafer sarhoşluğu” içinde yalan yanlış bilgilerle kamuoyunu uyutmayı sürdüredursun, yabancı basında çok ciddi Türkiye eleştirileri yayınlanıyor. Örneğin İngiliz The Guardian gazetesi Türkiye’nin Brüksel’de çok ağır bir bedel ödediğini yazdıktan sonra, “AB kendine Müslüman bir ülkeyle müzakere yapıyor olmaktan siyasi yarar sağlayabileceği 10 yıllık bir nefes alma süreci satın aldı. Türkler giriş kapısını zorla açsalar da yüzlerine kapanması fazla zaman almayabilir” yorumunu yaptı.
Avrupalı siyasiler de yaptıkları açıklamalarda gerçeğin altını çizmekte sakınca görmüyorlar. Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, “Türkiye Fransa ve Avusturya’da yapılacak referandumlar sonucu büyük bir ihtimalle AB’ye giremeyecek” derken, İsveç Başbakanı Göran Persson da, Başbakan Erdoğan’ın Brüksel’de fazla direnmediğini ve şartlı üyeliği kabul ettiğini söyledi. Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer ise Türkiye’nin üyeliği konusunda AB genelinde bir referandum yapılmasının yararlı olacağını açıkladı. Avusturya Cumhurbaşkanı nazikçe “biz sizi almayacağız, bunu bilin ona göre davranın” demeye getirdi, ama anlayan kim!..
AB yetkililerinin söylediği, yabancı basının da dikkat çektiği gerçekler nedense görülmüyor, yokmuş gibi hareket ediliyor. İktidarın eteğinin altında durarak yaşamını sürdüren bir kısım medyanın yalan dolan haberleriyle kamuoyu avutuluyor. Oysa mevcut küresel dünyada bir halkı uzun süre yalana dolana mahkum etmeniz imkansız… Bu halk, AB sürecinde Türkiye’nin itildiği vahim durumu kısa sürede anlayacak, verilen tavizlerin kabul edilemez olduğunu görecektir. Temennimiz halktan önce iktidarın bunları görmesi, gittiği yanlış yoldan dönmesidir…