AB20 Aralık 2004 00:00

Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok... - Erol Manisalı

En karmaşık ve anlaşılması zor bir olayın bile yalın ve kolay anlaşılır bir yönü vardır. Türkiye-AB ilişkilerinin 17 Aralık 2004'te getirilmiş olduğu nokta da böyledir. Şimdi basit bazı sorular soralım ve bunların açık, anlaşılır yanıtlarını görelim. 1) Görüşmelere başlama tarihinin 3 Ekim 2005 olarak alınması Türkiye'nin AB üyeliği için bir güvence getiriyor mu? Yanıt: Hayır getirmiyor, AB hiçbir yükümlülük altına girmiyor. 2) Bu durum diğer alınan ülkelerden farklı mı? Yanıt: Kesinlikle farklı; onlar, görüşmelere başlarken AB üyesi olacaklarını en baştan biliyorlardı. Hatta onlara, hangi tarihle alınacakları bile bildirilmişti. cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon card

3) AB tarafı (ve ülkeleri) görüşmeleri kesme olanaklarına sahip mi?

Yanıt: Evet, ellerinde bu koz var. Görüşmelerin her safhasında ''hayır'' diyen bir ülke çıkarsa görüşmeler kesilir.

4) Görüşmelerden bir sonuç alınmazsa ne olur?

Yanıt: Türkiye'nin ''Alternatif olanaklarını elinden alan'' bir düzenleme yapılmış; geri dönüş yok; üyelik dışı özel statü koşullarına geçilecek.

5) Görüşmelerin içeriğinde diğer adaylara uygulanmayan koşullar var mı?

Yanıt: Hem de yığınla. Doğrudan koşul olarak belgeye giren maddeler dışında, dolaylı koşullar bulunuyor. Güneydoğu koşulundan Ermeni soykırım tasarılarına kadar 10 dolayında karar bulunuyor. Bunlar masaya ''aynen Kıbrıs konusunda olduğu gibi'' yarım koşul gibi getirilecektir.

25 ülkeden herhangi biri görüşmeleri aksatma ve dolaylı koşulları masaya getirme olanağına sahip. Türkiye'nin eli kolu bağlı, ''gelinen nokta esas kabul ediliyor'' , manevra alanı sıfır. Yani tünelin içine sıkıştırılmış bir Türkiye ortaya çıkıyor.

Üstelik Türkiye, daha görüşmelere başlamadan önce bile AB'ye tek yanlı bağlanmış durumda. 1995'te Gümrük Birliği ile ayağımıza bir zincir zaten vurulmuş. Görüşmelerin sürüncemede bırakılması AB'nin işine yarıyor, sistem zaten AB lehine çalışıyor.

Görüşmeler yolu ile 'mandalaşma'

17 Aralık 2004'te varılan uzlaşma, ''Türkiye'nin AB'ye alınmaması görüşmelerinin başlatılmasına yöneliktir."

- AB, mevcut tek yanlı sistemde zaten kazanan taraf.

- Alacaklarının tümünü, 1995'te Gümrük Birliği ile elde etmişler. Türkiye'nin iç pazarına egemen oluyorlar; üçüncü ülkelerle ilişkileri Brüksel'in denetimi altına almışlar, ülke ipotek altında.

- Ve bütün bunları, Türkiye'yi dışarda tutarak yapmışlar, hiçbir bedel ödemeden.

- 17 Aralık 2004 belgesi ile görüşmeleri istedikleri gibi kesme ve uzatma mekanizmalarını elde etmişler.

- Görüşmeler boyunca Türkiye'nin ''manevra ve geri dönüş yollarını kapamışlar'' , sistem böyle çalışacak.

- Bu inanılması güç manzara, baştan beri yürütülen Sessiz Darbe'nin sonucu ortaya çıkmıştır. Türkiye AB'ye alınmadan yavaş yavaş AB güdümüne sokulmaktadır.

'Lozan'da verilenleri alacağız...'

''Lozan'da verilenleri ilerde geri alacağız'' diyenler soğuk savaş sonrasında süreci uygulamaya koymuşlardır. Türkiye'deki ''İç politik ve sosyal denge bozuklukları'' bunun esas nedenidir.

Gerçek demokrasinin çalışmasının iç ve dış bazı çevrelerce sürekli engellenmesi Türkiye'yi yeniden emperyalizmin ellerine sürüklemektedir.

17 Aralık'tan neyin çıkacağı belliydi. AB tarafı 1995'te, 1999'da yavaş yavaş güdümüne aldığı Türkiye'yi artık, içinden çıkamayacağı kapalı bir tünelin içine sıkıştırıyordu. Görüşmeler tam üyeliğe değil özel statüye götürüyor, yolun yarısı alındı ve bu arada Türkiye yavaş yavaş ayrıştırılmaya çalışılacaktır.

AB eline geçirdiği fırsatı kaçırmadı. 17 Aralık 2004 tarihi 1995 ve 1999'daki süreci tamamlıyor. Bütün kozlar AB tarafına geçirilmek üzeredir. ''Görüşmeler adı altında dayatmaların nasıl yerine getirileceğinin'' konuşulması söz konusudur. Bu bir monologdur.

5 Mart 1995'i, 24 Nisan 2004'ü kutlayanlar aynı şekilde 17 Aralık 2004'ü alkışlıyorlar. Batı emperyalizminin Türkiye'deki uzantıları olarak... Lozan'dan Sevr'e gidişin hizmetkârları olarak...

Değerli okurlar, karşı karşıya kaldığımız acı gerçek budur