17 Aralıkla İlgili Bazı Değerlendirmeler
Kıbrıs'ta Annan Planı'nın kabulünün Türkiye ve Kıbrıs Türk kesiminin yararına olduğunu ileri süren ''pembe çerçeveli yazılar'' üstatlarını, Annan Planı'nı kabul ederek geleceği kucakladığını söyleyen Sayın Mehmet Ali Talat 'ı burada bir kez daha anmadan edemiyorum. Bakın ne diyor Papadopulos: ''Atacağımız her adımı kararlaştırdık. Temaslar yaptık, tartıştık, öneriler sunduk. Yani dersimizi çok iyi çalıştık...'' Rum lideri, yakın arkadaşlarına ise şunları söylüyor: ''Annan Planı'na hayır dediğimizde dünya başımıza yıkılacak demişlerdi, ama olmadı... Eğer Ankara tanıma konusunda gerekli şartları yerine getirmezse her şeyi göze alarak süreci veto etmekten çekinmeyeceğim...'' discount drug coupons codesamples.in free discount prescription card
Sonra, birtakım bilim adamları. Sokaktaki adamın bile fark ettiği gerçeği görememiş ya da çarpıtmış olmaktan utanan, ama bunu itiraf ederlerse vakıf üniversitelerindeki kürsülerinin sarsılacağını bildikleri için utançlarını gizleyecek yepyeni bilimsel yorumlar getirenler.
Sonra, birkaç eski diplomat. Kaypak sözler ve sözde diplomatik manevralar gerisindeki gerçeği pekâlâ sezdikleri halde, önceki yorumlarına ters düşmemek için, Ankara diplomasisinin Brüksel'deki acıklı durumuna şık bir ad bulmaya çalışanlar.
Nihayet, ''sivil toplum örgütleri'' diye adlandırılan bazı vakıfların kalkınmacı ve Avrupacı gönüllüleri, çok bilmiş hanımlar, beyler; gönüllerinde yatan hayallerin yıkıldığını, ufukların karardığını görüp yine de iktidarın imdadına koşmak için çaba gösteren, daha iki gün önce, Dokuzuncu Senfoni eşliğinde ''Toplumumuzu AB'yle birlikte düzelteceğiz'' dediklerini unutanlar.
Brüksel bozgunu karşısında hepsinin kıvranış ve kıvırışlarını dinlemek gerçekten eğlenceliydi. Özde çok üzücü olsa da.
Mümtaz Soysal – Festival
Türkiye müzakerelere başlamanın koşulu olarak, Kıbrıs Rum kesimini tanıyor.
Her ne kadar Tayyip Bey, AB ile imzalanan anlaşmayı, 25 ülkeyi de kapsayacak şekilde yeniden imzalanmasının Kıbrıs Rum kesimini adanın tek hâkimi olarak tanımak anlamına gelmediğini söylüyorsa da bu sav bende, vücudunun en mahrem yerine kadar, istemeden de olsa, vermiş bir kadının ''Ama ruhumu satmadım'' diye kendini ve sevenlerini avutmaya çalışması izlenimini uyandırdı.
****
Kıbrıs'ta Annan Planı'nın kabulünün Türkiye ve Kıbrıs Türk kesiminin yararına olduğunu ileri süren ''pembe çerçeveli yazılar'' üstatlarını, Annan Planı'nı kabul ederek geleceği kucakladığını söyleyen Sayın Mehmet Ali Talat 'ı burada bir kez daha anmadan edemiyorum.
Hepsine müjdem var:
- AB'nin son kararıyla öpüldünüz.
Kısacası beyler, Kıbrıs gitti gider...
''Kıbrıs gitti gider de, acaba AB üyeliği gelir mi?'' derseniz ona da kolayca ''evet'' yanıtını vermek çok güçtür.
Her şeyden önce, normal koşullarda yapılmış olsaydı bile çok güç geçmesi kaçınılmaz olan müzakere sürecinin, illa üyelikle sonuçlanmayabileceğini, altını tekrar tekrar çizerek belirten bir metne dayanarak AB üyeliğini çantada keklik olarak görmek, Türk medyasına özgü belirli çıkarlara yönelik bir aymazlık tavrını da aşan şaşkınlık olarak nitelenebilir.
AB, " Sana müzakere tarihi veriyorum, ama sonucunu garanti edemem'' derken metni imzalayan hükümet ve devlet başkanlarının bir bölümü de kendi kamuoylarına dönerek - Ne merak ediyorsunuz, canım! Verdiğimiz yalnızca müzakere tarihi, üyelik garantisi vermedik ya, diyorlar.
Ali Sirmen - Kıbrıs Gitti Gider de Üyelik Gelir mi, Meçhul
Tasos Papadopulos ''Önce çözüm, sonra müzakere'' diyor. Bize kalırsa Rumlar bu konuda direnecekler. Bir bakıma Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak isteyecekler...
Papadopulos'un veto hakkını kullanıp kullanmamasına gelince...
Kullanmaz!..
Hesaplar önceden yapıldı!..
Türkiye'nin eline koz vermez!..
Papadopulos, Brüksel Doruğu'na ağırlığını koydu mu?
Bakın ne diyor Papadopulos:
''Atacağımız her adımı kararlaştırdık. Temaslar yaptık, tartıştık, öneriler sunduk. Yani dersimizi çok iyi çalıştık...''
Rum lideri, yakın arkadaşlarına ise şunları söylüyor:
''Annan Planı'na hayır dediğimizde dünya başımıza yıkılacak demişlerdi, ama olmadı...
Eğer Ankara tanıma konusunda gerekli şartları yerine getirmezse her şeyi göze alarak süreci veto etmekten çekinmeyeceğim...''
İster kızın ister kızmayın, Rum lideri bu konuda haklı!..
Biliyor ki Güney Kıbrıs, bir AB üyesi...
Elinde ''veto'' kozu var!..
Devam ediyor Rum kesiminin lideri:
''Ben anlamam. Önce beni tanırsın Türkiye. Sonra da müzakereye başlarsın...''
Türkiye'nin yıllardır Avrupa Konseyi üyesi olmasına karşın Rum lideri direniyor; daha açıkçası, oyun oynuyor, kozlarını tek tek açıklıyor...
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da AB liderleriyle pazarlığa otururken şunları söylüyordu:
''Her türlü siyasi riski göze aldım...''
Ardından da ekliyordu:
''Ermenistan'a hava kapısını açtık. Kara sınır kapısını da açarız. Ama onlar da iyi niyetlerini göstermeli...''
Hikmet Çetinkaya - Dorukta Tartışma...
İçimizde yoğun bir güven bunalımı, aldatılma duygusu.. Hem AB hem de bizimkilere yönelik. AB'nin dünya ölçeğinde göreceli önemli ve anlamı olan ilkeleri, duyarlılıklarına olan inancımız tepetaklak.. AB olarak Annan Planı üzerinde direteceksiniz. Bizimkiler evetçi, Rumlar hayırcı olacak. Sonra Rumları AB ilkelerini yok sayarak ödüllendirip, koşulsuz üyeliğe alacaksınız. Arkasından dalga geçer gibi, ''Onlar bizim aileden, bizimle olmak istiyorsanız tanımak zorundasınız'' diye dayatacaksınız.
Hele bizleri alabora edip tartıştırmadıkları, yan yana gelmiş dayatmaların bütünündeki üslupları, Türkiye'ye yukardan bakan, yokuşa süren, diğer aday ülkeler koşullarından apayrı, özel dayatmaları yok mu? AB kriterleri tümü ile ayaklar altında... Erdoğan hükümetine yönelik güven bunalımı üzerine doğrusu şu aşamada söz bile söylememekte büyük yarar var. Oğlunun nikâh şahidi, sevgili kadim aile dostu İtalya Başbakanı'nın kırdığı pot, durumunu açıklamakta yeterli. Erdoğan'ın Kıbrıs'ta isteneni vereceği sözü üzerine Türkiye lehine pazarlık yaptığını açıkladı. Bizim Dışişleri, durumu kurtarmak için, İtalyan Başbakan'ın bozuk yabancı dili mazereti ile durumu örtbas etmeye çalıştı.
Yine de birileri bu başarıyı şampanyalarla kutlayacaklarmış, Borsa'nın fırlaması ayrı bir kutlama. Ne diyelim, gazaları mübarek olsun...
Şükran Soner Evet, Ancak...
Bunu büyük bir zafer olarak adlandırmak mümkün değil. ''Bilanço nedir'' sorusuna gelince: ''Repubblica'' dan Marco Marozzi , zirveden çıkan sonucu üç vurucu cümleyle şöyle özetliyor:
''Önümüzdeki on yıl için AB nezdindeki statünüz zaten fiili bir 'özel statü' . 17 Aralık'ta söylenen şudur: 'Tam üyeliğe sonra bakarız. On-on beş yıl içinde AB ne olur, süreç nasıl gelişir; yol boyu değerlendireceğiz' demekten ibaret...''
'Türkler Avrupa'ya hazır değil!'
''Büyük Avrupa çıkarması'' olarak aylardır tezgâhlanan zirveye Ankara'nın ''hazırlıksız yakalandığını'' düşünenler çoğunlukta. Bu görüşte olanlar ''AB'nin Türkiye'ye sunduğu teklifin unsurları ve ruhu gerek 6 Ekim Komisyon Raporu'nda gerek şimdiye dek çıkan taslak bildirilerde belliydi'' diyorlar. ''Erdoğan, örneğin Kıbrıs konusunda kendisinden atması beklenen adımların ne olduğunu biliyordu. Brüksel'e tercihlerini netleştirmiş olarak gelmesi gerekirdi. Kıbrıs nedeniyle son dakikada yaşanan o büyük gerilim, bunun yapılmamış olduğunu gösteriyor'' diye ekliyorlar. Bu görüşü savunanlar, ''AB süreci bir önden hamle (anticipation) sanatıdır'' diyor ve ''Türk heyeti Brüksel'e stratejik seçimlerini yaparak gelmeliydi, stratejisini önden belirlemeliydi'' şeklinde konuşuyorlar. Türkiye karşıtı kamuoyunu tava getirmek için Fransız TV'sinde konuşan Chirac 'ın bile bu nedenle ''Türkiye'nin Brüksel'de takındığı tavır Avrupalı değil, Ortadoğulu. O zaman pekâlâ Ortadoğu'da kalabilir!'' dediği, zirve koridorlarında yankılanıyor.
Bu sözleri Chirac gerçekten söyledi mi? Şimdilik teyit etmek güç. Ancak farklı biçimlerde ifade edilen yaygın bir kanı bu: ''Taraflar arasında yaşanan gerilim ve zirveye damgasını basan bu derin güvensizlik, AB ile Türkiye'nin hâlâ farklı dünyalarda yaşadığının kanıtı!''