Siyaset23 Kasım 2004 00:00

SİYASÎ OLİGARŞİ MALI GÖTÜRÜYOR - Hüseyin Mümtaz

Soldaki büyük fotoğraf Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde çekilmiştir. Önde PKK arması resmedilmiş ve belediye tarafından çevre düzenlemesi yapılıp aydınlatılmış sıra sıra terörist mezarları, arkada da göndere dikilmiş PKK bayrağı.            Hani bu ülkede 90’lı yıllarda Cudi’ye Türk bayrağı diktik diye övünen Genelkurmay Başkanları nerede?            Eşkıya bayrağı düze inmiş haberiniz yok mu ey “asker ve sivil oligarşi”?            Orgeneral Özkök’ten emir bekleyen Diyarbakır-Bismil Garnizon Komutanları da mı 17 Aralık’ı bekliyorlar? (Editörün notu: PKK mezarlığı haberimizi okumak için http://www.acikistihbarat.com/news.asp?id=679  adresini kullanabilirsiniz)  coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsbuscopan link buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena

    Biz cambaza bakarken, demokratik oligarşinin temsilcisi “özgürlükçü” padişahlar ile onların kapıkulları işi bitiriyor kıymetli okuyucular.
            Demokrasi, insan hakları, barış, diyalog ve dinlerin kardeşliği adı altında canımıza okunuyor.
            Türkiye bölünüyor, parçalanıyor, moleküllerine ayrıştırılıyor.
Ortada Türkiye diye bir şey kalmıyor.
            Ne üniteri, federasyon olasılıkları bile gündemden kalkıyor.
            Türkiye Haçlı Seferleri zamanındaki “beylikler” devrine bilerek ve istenerek geri dön(dürül)üyor.
            Şu sözler, en yüksek “sivil” bürokrat, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer tarafından söylenmiştir:

 ''Bizim bugüne kadar alıştığımız valiler, belediye başkanları, il yöneticileri ve daire müdürleri, bizi geleceğe taşımayacaktır. Yeni bir yapıya, yeni bir anlayışa, yeni bir modele ihtiyacımız var…..Yöneticiler geleceğe yönelik değildirler. Geçmişi denetlerler, kontrol ederler veya günlük sorunlar üzerinde yoğunlaşırlar. Halbuki, artık geleceği tasarlayabildiğimiz oranda var olmaya başlıyorsunuz….Hatta sahip olduğumuz tecrübeler, bizim sorunları çözmede en büyük engelleyicimiz olacaktır. Nitekim Türk bürokrasisinin, yerel yönetimlerimizin en önemli sorunlarından biri de tecrübe sahibi yöneticilerin ortaya koyduğu engellerdir. Hiç birisi yenilikçi ve yapıcı çözümler üretme imkânına sahip olmamışlardır”.
(7 Kasım 2004)
            Müsteşarı bu lâfları söyleyen Başbakan’ın ondan farklı düşünmesi elbette mümkün değildi.. ama Tayyip’in sözünün sonunda “çizmeye” bulaştığına tanık olmamız acaba irticalen vaaz vermenin yol açtığı bir tuzak mı?
''Türkiye hâlâ bürokratik oligarşiyle mücadelesini sürdürmektedir. Zaman zaman buna maalesef sivil oligarşi de karışıyor. Bunlarla mücadele ediyoruz''. (21 Kasım 2004 Edirne)
İki yılı geçen bir iktidar sonunda hâlâ “bürokrasi”den şikâyet etmenin anlamı, sakın nüfuz edemedikleri, ele geçiremedikleri, değiştiremedikleri bir takım kalelerin varlığını işaret ediyor olmasın?
Recep Tayyip “sivil oligarşi”den bahsettiğine göre “askerî oligarşi” de vardır. Ve demek ki “askeri oligarşi” bazı şeylere karışıp Akepe’yi rahatsız etmektedir. Askeri oligarşi’yi “tam halledememiş” olan Akepe başına bir de “sivil oligarşi” belâsı sarmak istememektedir.
Yoksa, askeri oligarşinin direndiğini varsaymakla fazla mı iyimser davranıyoruz?
Ah, bir inanabilsem…
Bakın “en tepeden” verilen işaretlerle atanan vali örnekleri ve ifade buyurdukları “kelâm-ı veciz”ler:
“Bürokratların üçte biri haindir. Devlet sırrının arkasına saklanır. Hantal sistem değişmedikçe AB'ye giremeyiz !” (Rize Valisi Enver Salioğlu. Trabzon Gazeteciler Cemiyeti. 12 Kasım 2004)
“Vatandaşa değerlendirmesi sorulmaz bile. Yönetim anlayışım bu değil. Önemli olan yaptığım işe halkın katılımıdır, tam anlamıyla açık toplumdur. Yüz yıldır vatandaşın ne dediği kaale alınmadığı için iyi yönetici aramak durumunda kalıyoruz. Oysa halka sorulmuş olsa kötü yönetici gelse bile halk onun yanlış kararlarını uygulamasına fırsat vermez. İkide bir iyi yönetici aramaz durumunda da kalınmaz..Burada daha liberal demokrat olmak lazım. Çağdaş medeniyet insanların bazı temel hak ve özgürlüklerinin olduğunu ortaya koymuş. Bu hak ve özgürlüklere ne devlet dokunabilir ne de sivil toplumu oluşturan kişiler. Artık 19'uncu yüzyılın paradigmalarına saplanıp kalmış zihniyetlerin dışarıda oluşan yeni dünyayı görmeleri ve buna uyum sağlamaları mümkün değil. Benim yönetim anlayışım üçlü bir sistemdir. Bunların ilki kamu sektörüdür. Buna hazineden maaş alan herkes dahildir. İkincisi özel sektördür. Üçüncüsü ise sivil toplum örgütleri yani hükümet dışı organizasyonlardır. Ben AB'ye zihniyet olarak uyum sağladım. Diyarbakır'a gelebilirler. Eleştirebilirler de. Bunları da dikkate alırım, çünkü sonuçta benim vatandaşımın yararına bir noktayı işaret ediyorsa bunda bir sorun görmem. Ben zaten bir adım sonrasını öneriyorum. Sivil toplum örgütlerine açık çek veriyorum. Diyorum ki bize yetki verilmiş. Yetkimiz var ama bazen sınırlarını unutabiliyoruz. Sivil toplum örgütlerinin ise sorumlulukları var. Onlar da sorumluluklarını unutuyorlar zaman zaman. Sivil toplum örgütleri 'yapılan hiçbir şeyi beğenmiyorlar' diyerek eleştiriliyor. Ben buna da katılmıyorum. Biz onların işaret ettiklerini yapmak zorundayız. Ama onlar bizim yaptıklarımızı beğenmek zorunda değiller..Ben AB standartlarına göre normal, sıradan şeyler söylüyorum aslında. Ama bu bile açılım sağladığına göre, demek ki bu sıkıntının göstergesi. Yöneticilerden şunu istedim. Öncelikle yapmadıklarınızı, yapamadıklarınızı paylaşın. Bunları gizlemeyin. İşinizi adil yapın. Öyle ki işini yapamadıklarınızı bile memnun edebilin. Sonuçta da hesap verebilen yöneticiler olun." (Diyarbakır Valisi Efkan Ala. Sabah Gazetesine demeci)
Başbakan, Müsteşarı ve Valileri’nin
Ve işte “liberal Vali” Ala’nın AB aşkı uğruna Diyarbakır’ı getirdiği noktanın fotoğrafı…

Soldaki büyük fotoğraf Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde çekilmiştir. Önde PKK arması resmedilmiş ve belediye tarafından çevre düzenlemesi yapılıp aydınlatılmış sıra sıra terörist mezarları, arkada da göndere dikilmiş PKK bayrağı.
            Hani bu ülkede 90’lı yıllarda Cudi’ye Türk bayrağı diktik diye övünen Genelkurmay Başkanları nerede?
            Eşkıya bayrağı düze inmiş haberiniz yok mu ey “asker ve sivil oligarşi”?
            Orgeneral Özkök’ten emir bekleyen Diyarbakır-Bismil Garnizon Komutanları da mı 17 Aralık’ı bekliyorlar?
            Sağdaki altlı üstlü iki küçük mezar fotoğrafı da 12 Haziran 2003 günü yağmalanan, kırılıp dökülen İstanbul Reşitpaşa’daki bir şehitin mezarıdır.
            Hayati Dağaslan’ın kabir yıkıntılarının fotoğrafıdır.
            Bu fotoğraflar vatanı; siyasi oligarkların getirdiği noktanın resmidir.
            Siyasi oligarkların ve onun emrindeki müstemleke kadrolarının..
            Kimse haberim yoktu diyemez..
            Alman Yeşiller’in Eşbaşkanı Claudia Roth ile birlikte Türkiye’ye gelen Yeşiller’in Federal Parlamento Milletvekili Ekin Deligöz, daha bu ayın başında, 4 Kasım 2004 günü açık açık ve yüzümüze baka baka şöyle demişti;
"AB demek her zaman içişlerine karışmak demektir" dedi.
            Nereye kadar hanımlar, beyler… Daha nerenize kadar karışılmasına müsaade vereceksiniz?
            Yoksa zaten meydan Rize Valisinin bahsettiği üçte birlik hainlere kaldığı, onlar revaçta olduğu için mi geri kalan “hain olmayan üçte iki”nin hiç sesi çıkmıyor?
            Dünya tersine mi döndü, ayaklar baş, başlar ayak mı oldu?