AB18 Aralık 2004 00:00
Büyük yalan: 17 Aralık değerlendirmesi - Ümit Özdağ
Kıbrıs bir sorun olarak ön plana çekilmiş, dikkatler Kıbrıs üzerinde yoğunlaştırılırken esas noktalar üzerinde hiç durulmamaktadır. Bu faşist tek kanal anlayışı ile yapılan televizyon yayını ve AB lobicilerinin bildik yorumları artık basın içindeki namuslu ve vatansever bütün vicdanları ayağa kaldırmış durumdadır.renovation vejle site renovacialis walgreen coupon cheap cialis cialis couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
17 Aralık öncesinde Türkiye''ye yönelik, hakaret, taciz boyutuna ulaşan yeni koşullar ve aşağılama içeren Brüksel kaynaklı psikolojik operasyonlar yaşandı.
AB raporları ile Türkiye'den daha önce talep edilmeyen hususlar talep edilmeye başlandı.
Hatay gündeme getirildi.
Dicle ve Fırat sularının AB yönetimi altına alınması hususu Türkiye'nin gündemine konuldu.
AB Başkanı Ankara'dan Kürdistan'a geçeceğini söyledi.
Buna rağmen TBMM'de konuşturuldu ve alkışlandı.
Ülkesine döndü "İnsanlar istedikleri devletle birleşmek veya bağımsız devlet istediklerini söylemeliler" dedi.
Fransız Dışişleri Bakanı sözde Ermeni soykırımını müzakerelerde Türkiye'nin önüne getireceklerini söyledi. Şu anda 17 Aralık 2004 saat 12.10 itibarı ile televizyonlarda Tür kamuoyuna yönelik olarak gerçekleri saklama, perdeleme ve kamuoyunu yanlış noktaya yönlendirme hedefini içeren dezenformasyon yani yanlış bilgilendirme süreci devam etmektedir.
Kıbrıs bir sorun olarak ön plana çekilmiş, dikkatler Kıbrıs üzerinde yoğunlaştırılırken esas noktalar üzerinde hiç durulmamaktadır.
Bu faşist tek kanal anlayışı ile yapılan televizyon yayını ve AB lobicilerinin bildik yorumları artık basın içindeki namuslu ve vatansever bütün vicdanları ayağa kaldırmış durumdadır.
Kıbrıs konusunda ne olur ise olsun aklı başında olan herkesin söylediği gibi bugün ortaya çıkan husus, Türkiye'nin hiçbir zaman AB tam üyesi olamayacağıdır.
Her ne kadar basında 17 Aralık sabahı AB'nin Türkiye'ye "tam üyelik" dışında bir seçenek sunmadığı ileri sürülmüş ise de bu doğru değildir.
Çünkü, AB Türkiye'ye "ucu açık" bir müzakere süreci önermektedir.
Yani Türkiye'nin tam üyelik görüşmelerini ne zaman bitireceği belli değildir.
Oysa şimdiye değin AB'ye üye olan bütün devletlere ve olacak olanlara tam üyelik için belirli bir tarih verilmiştir.
AB ve AKP hükümeti Türk halkını kandırmak için, müzakerelerin ucunun açık olmasının müzakerelerin "doğası gereği" olduğunu ileri sürmekte ve bunu doğal bir durum gibi göstermeye çalışmaktadırlar.
Oysa eğer müzakerelerin "doğası gereği" olsa idi bütün aday ülkelere aynı şartların uygulanması gerekirdi.
Üstelik AB son açıklamasında Türkiye'nin tam üyeliğinin gerçekleşememesi durumunda Türkiye'nin AB'den kopmaması için gereken yolların bulunması gerektiğini kayda geçirmiştir.
Eğer bu ifade "özel statü" değil ise ne anlama gelmektedir.
Daha şimdiden özel statü Türkiye'nin önüne koymuştur.
AB lobisi bu gerçeği televizyon kanallarında ve gazetelerde dile getirmekten inatla sakınmaktadır.
Tam üyeliğin Türkiye'nin önüne konulmayacağının en somut göstergelerinden birisi de Türk vatandaşlarının AB ülkesi üyelerde serbest dolaşımının tamamen kısıtlanmasıdır.
Sadece bu olgu dahi tam üyeliğin asla gerçekleşmeyeceğinin çok açık bir göstergesidir.
Kimse bunu dile getirmemektedir.
Türkiye yanlısı olarak sunulan Fransız Cumhurbaşkanı halkına yaptığı açıklamalarda, AKP hükümeti Fransa'ya rüşvet olarak Airbus uçaklarının alımı projesini vermiş olmasına rağmen "Hiç kimse birkaç yıl içinde üyeliğe açılan yolda Türkiye'nin Avrupa değerlerine adapte olamayacağının görülmesi ihtimalini küçümsememelidir" demektir.
Aynı Chirac, Türkiye ile AB arasında belki 15 sene müzakereler bittikten sonra Fransız halkının referandum ile Türkiye'nin AB tam tüyesi olup olmayacağını karar vereceğini söylemektedir.
AB, diğer aday üyeleri ekonomik yardımlarla desteklerken, Türkiye için yardımlar gündemden çıkarıldı.
Üstelik Türk tarımı büyük bir yapısal dönüşümden geçecek, milyonlarca köylü işini, çiftini çubuğunu yitireceği bir sürecin içine itilirken, Brüksel, Türkiye'yi tarım desteklemelerinden tamamen ve süresiz olarak mahrum kılma kararı aldı.
Türkiye eğer AB'nin bugün önerdiği tam üyelik müzakere sürecini kabul eder ise Lahey'e gitmeyi kabul etmeyen Yunanistan önümüzdeki aylarda Ege'de karasularını 12 mile çıkaracaktır.
AB ile müzakere süreci içinde olan bir Türkiye bu fiili durumu savaş sebebi saymayacaktır.
Kıbrıs Rum kesimini dolaylı olarak tanıyan Türkiye''den AB üyesi bir ülkenin topraklarının %38''ini işgal ettiği söylenerek asker çekmesi istenecek.
AB son ilerleme raporunda önümüze azınlıklar meselesini koydu.
Şimdi görüşmelerin başlaması ile birlikte katılım ortaklığı belgesine bunu siyasi bir kriter olarak koyarak Türkiye'de federalizm/otonominin önünü açacaklar. Türkiye kötüye gidiyor.
Türkiye çok kötüye gidiyor.
Tek çözüm var.
AB tam üyelik sürecini durdurmak kaçınılmaz.
AB ile Türkiye arasında gerçekleşebilecek tek sağlıklı ilişki biçimi geliştirilmiş serbest ticaret bölgesidir.
AB raporları ile Türkiye'den daha önce talep edilmeyen hususlar talep edilmeye başlandı.
Hatay gündeme getirildi.
Dicle ve Fırat sularının AB yönetimi altına alınması hususu Türkiye'nin gündemine konuldu.
AB Başkanı Ankara'dan Kürdistan'a geçeceğini söyledi.
Buna rağmen TBMM'de konuşturuldu ve alkışlandı.
Ülkesine döndü "İnsanlar istedikleri devletle birleşmek veya bağımsız devlet istediklerini söylemeliler" dedi.
Fransız Dışişleri Bakanı sözde Ermeni soykırımını müzakerelerde Türkiye'nin önüne getireceklerini söyledi. Şu anda 17 Aralık 2004 saat 12.10 itibarı ile televizyonlarda Tür kamuoyuna yönelik olarak gerçekleri saklama, perdeleme ve kamuoyunu yanlış noktaya yönlendirme hedefini içeren dezenformasyon yani yanlış bilgilendirme süreci devam etmektedir.
Kıbrıs bir sorun olarak ön plana çekilmiş, dikkatler Kıbrıs üzerinde yoğunlaştırılırken esas noktalar üzerinde hiç durulmamaktadır.
Bu faşist tek kanal anlayışı ile yapılan televizyon yayını ve AB lobicilerinin bildik yorumları artık basın içindeki namuslu ve vatansever bütün vicdanları ayağa kaldırmış durumdadır.
Kıbrıs konusunda ne olur ise olsun aklı başında olan herkesin söylediği gibi bugün ortaya çıkan husus, Türkiye'nin hiçbir zaman AB tam üyesi olamayacağıdır.
Her ne kadar basında 17 Aralık sabahı AB'nin Türkiye'ye "tam üyelik" dışında bir seçenek sunmadığı ileri sürülmüş ise de bu doğru değildir.
Çünkü, AB Türkiye'ye "ucu açık" bir müzakere süreci önermektedir.
Yani Türkiye'nin tam üyelik görüşmelerini ne zaman bitireceği belli değildir.
Oysa şimdiye değin AB'ye üye olan bütün devletlere ve olacak olanlara tam üyelik için belirli bir tarih verilmiştir.
AB ve AKP hükümeti Türk halkını kandırmak için, müzakerelerin ucunun açık olmasının müzakerelerin "doğası gereği" olduğunu ileri sürmekte ve bunu doğal bir durum gibi göstermeye çalışmaktadırlar.
Oysa eğer müzakerelerin "doğası gereği" olsa idi bütün aday ülkelere aynı şartların uygulanması gerekirdi.
Üstelik AB son açıklamasında Türkiye'nin tam üyeliğinin gerçekleşememesi durumunda Türkiye'nin AB'den kopmaması için gereken yolların bulunması gerektiğini kayda geçirmiştir.
Eğer bu ifade "özel statü" değil ise ne anlama gelmektedir.
Daha şimdiden özel statü Türkiye'nin önüne koymuştur.
AB lobisi bu gerçeği televizyon kanallarında ve gazetelerde dile getirmekten inatla sakınmaktadır.
Tam üyeliğin Türkiye'nin önüne konulmayacağının en somut göstergelerinden birisi de Türk vatandaşlarının AB ülkesi üyelerde serbest dolaşımının tamamen kısıtlanmasıdır.
Sadece bu olgu dahi tam üyeliğin asla gerçekleşmeyeceğinin çok açık bir göstergesidir.
Kimse bunu dile getirmemektedir.
Türkiye yanlısı olarak sunulan Fransız Cumhurbaşkanı halkına yaptığı açıklamalarda, AKP hükümeti Fransa'ya rüşvet olarak Airbus uçaklarının alımı projesini vermiş olmasına rağmen "Hiç kimse birkaç yıl içinde üyeliğe açılan yolda Türkiye'nin Avrupa değerlerine adapte olamayacağının görülmesi ihtimalini küçümsememelidir" demektir.
Aynı Chirac, Türkiye ile AB arasında belki 15 sene müzakereler bittikten sonra Fransız halkının referandum ile Türkiye'nin AB tam tüyesi olup olmayacağını karar vereceğini söylemektedir.
AB, diğer aday üyeleri ekonomik yardımlarla desteklerken, Türkiye için yardımlar gündemden çıkarıldı.
Üstelik Türk tarımı büyük bir yapısal dönüşümden geçecek, milyonlarca köylü işini, çiftini çubuğunu yitireceği bir sürecin içine itilirken, Brüksel, Türkiye'yi tarım desteklemelerinden tamamen ve süresiz olarak mahrum kılma kararı aldı.
Türkiye eğer AB'nin bugün önerdiği tam üyelik müzakere sürecini kabul eder ise Lahey'e gitmeyi kabul etmeyen Yunanistan önümüzdeki aylarda Ege'de karasularını 12 mile çıkaracaktır.
AB ile müzakere süreci içinde olan bir Türkiye bu fiili durumu savaş sebebi saymayacaktır.
Kıbrıs Rum kesimini dolaylı olarak tanıyan Türkiye''den AB üyesi bir ülkenin topraklarının %38''ini işgal ettiği söylenerek asker çekmesi istenecek.
AB son ilerleme raporunda önümüze azınlıklar meselesini koydu.
Şimdi görüşmelerin başlaması ile birlikte katılım ortaklığı belgesine bunu siyasi bir kriter olarak koyarak Türkiye'de federalizm/otonominin önünü açacaklar. Türkiye kötüye gidiyor.
Türkiye çok kötüye gidiyor.
Tek çözüm var.
AB tam üyelik sürecini durdurmak kaçınılmaz.
AB ile Türkiye arasında gerçekleşebilecek tek sağlıklı ilişki biçimi geliştirilmiş serbest ticaret bölgesidir.