AB17 Aralık 2004 00:00

Okuyucunun manşeti: "Kıçı açık müzakere!" - Arslan Bulut

Avrupa Birliği, Türkiye''nin Kıbrıs Rum kesimini Kıbrıs hükümeti olarak tanıması kararına paraf atması talebini geri çekti; buna karşılık Ekim 2005''e kadar protokolü imzalama şartı getirildi! Müzakereler sırasında Erdoğan''ın bu konuda vereceği sözlü bir taahhütle sorunun çözülebileceği görüşü ortaya atıldı.Kıbrıs Rum yönetiminin, Türkiye''nin gümrük birliği anlaşmasına AB''nin 10 yeni üyesini dahil edeceğine dair sözlü taahhüdü önce kabul etmediği, sonra kabul etmeye mecbur kaldığı bildirildi. (Editörün notu: Bizim okurlarımız da güzel manşetler attılar. Mesela "Emzikli müzakere", "Yalan rüzgarı", "Uçu açık sapık silik", "Elma şekerinin sapı", "Müzakereci mütarekeciler", "Babalar gibi sattım") cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienew prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponssitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects

Ve kapalı kapılar arkasında AB''ye sözler verildi! Sesar''ın gündemle ilgili yorumu durumu özetliyor: "Erdoğan konuyu referanduma götürerek, hem kırmızı çizgilerini çiğnetmemiş, hem milletine danışmış, hem de siyasi riski paylaşmış olacak ve bunu yaparken AB''ye nihai cevabı vermek için zaman kazanacak diye bir bilgi aldık.

Bu istihbaratın doğruluğundan çok aşağıdaki analitik çıkarımın çok daha belirleyici olduğuna karar veriyoruz ''Brüksel''de Türkiye''nin AB üyeliği kadar; Tayyip Erdoğan''ın siyasi kariyeri belirlendi.'' Bugüne kadar AKP liderlerine her türlü yolla AB''nin Türkiye''ye ancak iliştirilmiş, kısıtlanmış üyelik sunacağı gösterilmiş olsa dahi; Tayyip Erdoğan ve kadroları bu açık işaretleri bilerek görmezden geldi ve AB oyununu, mevcut sonu risk etme pahasına devam ettirmeyi tercih etti.

''Bilerek görmezden geldi'' diyoruz çünkü ; kendi içindeki dinamikleri kontrol etmekte zorlanan AKP''ye AB dışında hiç bir siyaset alanı kalmamıştı.

Aylardır Avrupa''ya sayısız ziyaret gerçekleştiren ve Berlusconi''den Chirac''e kadar bir çok liderle ''kanka'' pozları verdikten ve bir de üstüne üstlük Papa''nın heykeli önünde Hristiyanlığın motifleri ile bezenmiş bir AB felsefesine imza attıktan sonra; bu kadar çabaya rağmen sırtında bir hançerle yurda dönen Erdoğan için kum saati akmaya başlayacaktır.

Bugüne kadar alanı boş bulduğu için özgüvenini balonlaştıran ve Türkiye''yi dönüştürme hevesine kapılan Erdoğan''ın dev aynasındaki çatlaklar Brüksel dönüşü sonrasında derinleşecektir.

AKP lideri tek siyasi oyuncağı AB''nin de elinden alındığını görecektir.

Bu noktadan sonra; siyasi riski tabana yaymak için gerçekleştirilecek bir referandum manevrası da; Brüksel kriterlerinin Ankara kriterlerine dönüştürülmesi ya da son günlerde pratiğini yapmaya başladığı milliyetçilik söyleminin derinleştirilmesi de kendisini çok hatalı bir şekilde AB''ye endeksleyen Erdoğan''a asla eski zeminini kazandıramayacaktır." Hüseyin Mümtaz ise "Eğreti gelin" başlıklı yazısında şöyle diyor: "AB kapısında Türkiye''ye ''eğreti gelin'' muamelesi yapılıyor; Edirne''den Ardahan''a, Sinop''dan Anamur''a 70 küsur milyonluk ülkemde ''tık'' yok.

Bakkalından, ayakkabı boyacısına, profesörüne ''bu eve gelin gelmiş'' muamelesinin bu şekilde tam bir teslimiyetle içe sindirildiği böyle bir ortamda dönüp sadece askere "canım neden bunların sesi çıkmıyor?" demek en azından samimiyetsizliktir.

(…) Bakın 16 Aralık sabahı AB Komisyonu Başkanı Barosso ne dedi: ''Türkiye kendini AB''ye adadığını göstermeli.

Türkiye üye ülkelerin kalbini kazanması için çaba harcamalı.'' ''Eğreti Gelin''liğin bundan veciz ifadesi olabilir mi? Hele görüşmelerin kilitlendiği belirtilen üç konudan biri olan ''Üyelik dışı ilişki'' ile Barosso''nun yukarıdaki cümlesini yan yana okuyunca? Ne demek ''üyelik dışı ilişki?'' ''Evlilik dışı ilişki'' gibi bir şey mi? Erol Manisalı baştan beri ''Bizi içeriye almayacaklar.

Bekleme odasında tutup iğfal ediyorlar'' diyor. ''Bekleme odasında iğfal'' bir kere olur.

Hâlbuki ''Eğreti Gelin''lik, ''görev sonuna kadar'' ifa etmek zorunda kaldığın bir yükümlülük! Hem de ucu açık, uzunca bir süre… 2014''e kadar." CHP Genel Başkanı Baykal, ''''ucu açık'''' sözünün yeterince onur kırıcı, tereddüt yaratıcı, ''''tam üye olamazsınız'''' ihtarının, ''''varılacak hedef, tam üye olma dışında bir hedeftir'''' anlamına geldiğini söyledi ve müzakerelerin dondurulmasını istedi.

Baykal, ''''üyelik müzakeresi başarı ile sonuçlanmazsa gene AB ile ilişki içine gireriz'''' denilmesinin, Türkiye''nin daha müzakereye oturmadan ikinci sınıf üyeliği içine sindirebileceğini resmen imza altına alması anlamına geldiğini anlattı.

Yeniçağ okuyucusu ise durumu nasıl algıladığını çok net "manşet"lerle gösteriyor.

Bazı manşetler şöyle: * "Kıçı açık müzareke!" (İsim okunamadı) * "Satıyorum! Sattım$" (Ülkü K.

Koyuncu), * "Satışımız toptandır" (Yasincan Tanaydı), * "Ya Türk Birliği ya Türk Birliği" (Ahmet User), * "Camiler kışlamız, kubbeler miğferimiz, AB sığınağımız." (Ramazan Çaybaşı) * "Yeter! Söz Türk Milletinin" (Ramazan Kökez)