AB17 Aralık 2004 00:00

AB'den ne aldık? - Yiğit Bulut

Son 24 saat içinde zafer olarak sunulan dinamiğin altında tespit edilenlere gelince: - Türkiye, yapısı gereği diğer üyeler gibi algılanamaz ve aynı süreç içinde değerlendirilemez. - 2005 yılında müzakereler başlasa bile her yıl yeniden Türkiye hakkında rapor hazırlanacak ve politik reformlar gözden geçirilecek. - Türkiye, bütün süreci başarıyla yerine getirse bile AB'nin genişleme ve Türkiye'yi içine alma potansiyeli dikkate alınarak son karar verilecek. - AB Parlamentosu'nun bütün çağrılarına rağmen, Türk otoriteleri Rum Ortodoks faaliyetleri tam olarak serbest bırakmadı. - Türkiye, tam üye olsa bile tarım, yapısal fonlar ve serbest dolaşım ile ilgili kalıcı kısıtlamaları kabul etmek zorunda kalabilir. - Vasıfsız işgücü serbest dolaşamaz. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

Matbuatımıza ve AB uzmanı düşünürlerimize bakarsanız, algıladıkları ve yansıttıkları çok açık; istediğimiz her şeyi aldık, uzun yıllardır beklediğimiz müzakerelere başladık. Peki gerçekten aldık mı? 2002 yılında alınan kararı ve Türkiye'yi hedefleyen cümleyi dikkate alırsanız; bana göre sadece hava aldık.
Detaylarına gelince.
Sevgili dostlar, 2002 yılında alınan karar çok netti: Türkiye Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdikten itibaren gecikmeksizin müzakerelere başlar. Bu tarihte Kıbrıs Rum Topluluğu AB üyesi değil, dolayısıyla Kıbrıs'ı tanır, tanımaz sorunu yok. Bugün geldiğimiz noktada durum çok farklı. Gerek AB Parlamentosu'ndan geçen 'rekor evet!' ile oylanan rapor, gerek AB komisyonunun tasarladığı metin, 2002 yılından çok uzağa düştüğümüzü açıkça gösteriyor. Bugün bizden istenenlere ve son 24 saat içinde zafer olarak sunulan dinamiğin altında tespit edilenlere gelince.
Tespit edilenler.
- Türkiye, yapısı gereği diğer üyeler gibi algılanamaz ve aynı süreç içinde değerlendirilemez.
- 2005 yılında müzakereler başlasa bile her yıl yeniden Türkiye hakkında rapor hazırlanacak ve politik reformlar gözden geçirilecek.
- Türkiye, bütün süreci başarıyla yerine getirse bile AB'nin genişleme ve Türkiye'yi içine alma potansiyeli dikkate alınarak son karar verilecek.
- AB Parlamentosu'nun bütün çağrılarına rağmen, Türk otoriteleri Rum Ortodoks faaliyetleri tam olarak serbest bırakmadı.
- Türkiye, tam üye olsa bile tarım, yapısal fonlar ve serbest dolaşım ile ilgili kalıcı kısıtlamaları kabul etmek zorunda kalabilir.
- Vasıfsız işgücü serbest dolaşamaz.
İstenenler:
- AB tarafından üye olarak kabul edilmiş olan Kıbrıs Rum topluluğu, müzakereci 25 devlet içinde olduğu için, Türkiye müzakerelere başlamadan önce sadece Rum kesimini 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak bütün adayı temsil eder şekilde tanımalıdır.
- Türkiye, AB Parlamentosu'nun önceki kararlarına göre Kıbrıs Cumhuriyeti'nde işgal altında tuttuğu topraklardan askeri varlığını çekmelidir.
- Sözde Ermeni soykırımı müzakerelere başlamadan önce kabul edilmese bile, müzakere süresince bu konunun konuşulmasına ve çıkan sonucun kabul edilmesine Türkiye hazır olmalıdır.
- Ermenistan ile sınır kapısı açılmalıdır.
- Müslüman çoğunluk içinde, Aleviler bir azınlık olarak tanınmalı ve bugüne kadar elde edemedikleri haklar teslim edilmelidir.
- MGK'nın etkisi azaltılmalı ve Güneydoğu'da olağanüstü durumlar kaldırılmalıdır.
- Müzakere süreci, uzun süreli ve ucu açık bir dinamik olup, Türkiye başlamadan bu gerçeği kabul etmelidir.
Sonuç: TV'lerde yorum yapan bazı güzelim arkadaşlar şöyle diyorlar; bunlar önümüze gelse bile en azından 'imtiyazlı üyelik' değil. Bu halk da bu kadar aptal değil. İlle de imtiyazlı üyelik olması için adının mı konması gerekli, yukarıda sayılan bütün şartlar 'normal bir tam üyelik' değil, aşırı isteklerin olduğu imtiyazlı bir üyelik dayatmasıdır.
Son söz: Son noktayı beklemeye hiç gerek yok; bize teklif edilen sayfanın 'üstüne yazılmamış bir imtiyazlı üyelik' müzakeresidir. Bu noktadan sonra AB'nin yapacağı bir şey yok. Top tamamen bizde. Peki ne yapabiliriz? En basitinden; Türk hükümeti Rum tarafını 'Kıbrıs' diye tanımayı, 'serbest dolaşmamayı', 'fon almamayı' ve 'Alevileri azınlık olmaya ikna edebilirse' AB hepimize hayırlı olsun!