AB16 Aralık 2004 00:00

Kalp Yarası - Şükran Soner

Bu ülkenin vatandaşı, aydını olarak ise kendi durumlarını, duygularını açıklarken, ''Yalvarmanın, aşağılamanın boyutları karşısında onurum kırılıyor. Kanıma dokunuyor...'' gibi daha keskin vurgulamalar yapılıyor. Tabii bu sorgulamayı yapabilen aydın grubun içine mandacılar hiçbir zaman giremeyecekler. Medya yıldızları arasında ağırlıklı olarak, her koşulda ABD, AB dayatmalarına boyun eğilmesi için Türk kamuoyunu yönlendirme görevlerini yerine getirecekler. cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscialis forum cialis prodaja cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilobuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Bir kez kırılmaya görsün. Öncesinde görmek istemediği, yok saymaya çalıştığı tüm darbelerin, dayandığı acıları hep birden çıkar.

AB'nin usta siyasileri, Türkiye'nin AB üyeliği için ortaya çıkaracakları son metinde, kendi kamuoylarına yönelik 'hayır' , bizim kamuoyumuza yönelik 'evet' anlamında yorumlanabilecek, her tarafa çekilebilecek çok usta bir metin hazırlamayı başarsalar da... Erdoğan Hükümeti, bizi eleştirilerimizde utandıracak boyutta, son dakika pazrlıklarında umulmadık, onurlu, ülke çıkarlarını gözeten başarılı bir direniş sınavı verse, olabilecek en ileri düzeltmeleri metne geçirmeyi sağlayabilse de... Kalplerimiz bu kez gerçekten çok ağır bir yara aldı, onurumuz kırıldı, aşağılanma, horlanma, haksız suçlanmalar bilinçaltımıza kazındı.

Benim gibi düşünenlerden söz etmiyorum. Bizim gibiler, AB'nin gelişme projelerine, sosyal devletten, demokrasiden sapma, serbest piyasa düzenini kutsama, zengin kuzey, tekel çıkarları ekseninde kutuplaşma.. yeni çıkar ittifaklarına tarafsız gözle bakmaya, Türkiye'ye biçilen rolü görmeye çalışanlar, nasılsa, ''AB karşıtı, dinozor...'' benzeri sıfatlarla damgalanmış konumdalar.

Son haftaların gelişmeleri, AB'nin, Türkiye'nin ev ödevlerini yapmış olması, üyelik yolunun açılması zorunluluğu gibi bir gerçekle yüzleşmesi aşamasında yaşananlar, AB'nin Türkiye üyeliğini tartışma biçimi, birçok kez yeniden yazılan raporlarında, organ kararlarında Türkiye'ye getirdiği yeni koşullar... AB'yi umut olarak gören, sokaktaki insanımızın rüyası yarım kaldı, onuru ağır yara aldı, kalbi kırıldı.

Şimdi bir bir AB'den yediği darbeler, açıkçası büyük kazıklar gözler önünde canlanıyor. Geçmişin belleklerde yara olarak tazelenmesine gerek bile kalmıyor. En yakın zamanların büyük kazıkları, son haftaların tartışmaları, AB rüyasının, umutlarının kırılması, tuz-buz olmasına yetip artıyor. Sokaktaki vatandaş için cuma günü yazılacak son metnin içeriği artık çok fazla bir anlam taşımıyor.

Sokaktaki vatandaş Türkiye'nin bugünkü kimliği ile AB içinde sindirilemediğini artık çok iyi öğrenmiş bulunuyor. Son metinde yer almasa da son haftaların tartışmalarında gündeme gelen her dayatmanın, nasılsa görüşmeler aşamasında, bir biçimde, bir bir karşımıza çıkarılacağı artık bilinçlere kazılmış durumda. İlk sırada Kıbrıs, Ermeni soykırımının kabul edilmesine kadar uzanan halkada o kadar çok ağır, dayatma konusu var ki... Türkiye'nin AB ortağı olarak değil, ancak yoğun ilişkilerin kurulacağı komşusu olarak görüldüğü o kadar çok vurgulandı ki... Sokaktaki vatandaşın tek yanlı aşkı öylesine ağır darbeler aldı ki...

****

Aydınlar arasında en çarpıcı yeni gelişme, geçmişten gelen kültür iletişimi içinde AB'yi, ABD'den çok farklı bir yere koymuş olanlar arasında. AB'nin kendi var oluş ilkeleri, Kopenhag kriterlerinin bütününü bir yana atıp, Türkiye üyeliğini Hıristiyanlık paravanasında, aslında liberal tekel çıkarları ekseninde tartışıyor olmasının düş kırıklığı ile uyananlar, çok ciddi bir iç çalkantı yaşıyorlar.

''AB'nin küreselleşme ideolojisi doğrultusunda kendi değerlerinden kopuşunu, giderek ABD'ye benzemekte olduğunu görüyorduk. Ama bu kadarını beklemiyorduk. İkiyüzlülükleri ortaya çıktı...'' türünden saptamalar yapılıyor. Bu ülkenin vatandaşı, aydını olarak ise kendi durumlarını, duygularını açıklarken, ''Yalvarmanın, aşağılamanın boyutları karşısında onurum kırılıyor. Kanıma dokunuyor...'' gibi daha keskin vurgulamalar yapılıyor. Tabii bu sorgulamayı yapabilen aydın grubun içine mandacılar hiçbir zaman giremeyecekler. Medya yıldızları arasında ağırlıklı olarak, her koşulda ABD, AB dayatmalarına boyun eğilmesi için Türk kamuoyunu yönlendirme görevlerini yerine getirecekler.

Sokaktaki sıradan vatandaşın tepkisi daha bir acıtıcı. Onların düş kırıklığı AB'den alınan darbeler, onur yaralanması ile sınırlı değil. Onlar AB üyeliğine bağladıkları yaşamsal umutlarını yitirmenin düş kırıklığı içindeler. Abartılı kamuoyu oluşturma, cuma gününü Türkiye için milat, tarihi dönüşüm olarak pazarlama ters tepen bir silah oldu. AB üyelik yolunun açılması algılaması, yolun dikenlerinin sergilenmesine dönüştüğünde; 17 Aralık'ın ardından Türk ekonomisinin düze çıkacağı, işsizliğin azalacağı, yaşam düzeyinin yükseleceği, AB'den paralar, kaynak, yatırım geleceği.. gibi somut, yaşama yönelik beklentiler, umutlar kırıldığında işler bir başka sarpa sarıyor.

Aklı başında AB'de siyaset üretenlerin, Türkiye'de insanların düşleri üzerinden oyun oynayan, siyaset yapanların, Erdoğan Hükümeti'nin elbet, en çok bu sonuçtan korkmaları gerek. 17 Aralık düşleri üzerinden siyaset yapmak ne kadar kolay ve ucuz idiyse, düş kırıklığını, kırılmış, paramparça olmuş kalpleri, yıkılan onuru toparlamak o kadar zor...