AB16 Aralık 2004 00:00

Türkiye 45 yıldır AB’nin "köpek" kapısında

O dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) ortaklık başvurusunda bulununan Türkiye, 31 Temmuz 1959 tarihinden 45 yıl sonra, Brüksel zirvesinde, bugünkü adıyla Avrupa Birliği (AB) ile hedefi tam üyelik olan müzakerelerin başlaması yönünde net bir tarih alabilmeyi bekliyor. Türkiye, o dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) ortaklık başvurusunda bulunduğu 31 Temmuz 1959 tarihinden 45 yıl sonra, Brüksel zirvesinde, bugünkü adıyla Avrupa Birliği (AB) ile hedefi tam üyelik olan müzakerelerin başlamasıyönünde net bir tarih alabilmeyi bekliyor.cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardscialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardbuscopan link buscopan plus

AET ile Türkiye arasında 4 yıl süren müzakereler sonucunda 12 Eylül 1963’te imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması, Türkiye ile AET’nin Gümrük Birliği’ne gitmesini ve Türkiye’nin adım adım tam üyeliğe hazırlanmasını öngörüyordu.

AET-Türkiye ilişkileri, Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinden bugüne kadar inişli çıkışlı bir görünüm sergiledi. Ortaklık Anlaşması’nda öngörülen Hazırlık Dönemi sorunsuz geçti, ancak Geçiş Dönemi’nin hemen başında, 1973 yılından itibaren, Türkiye-AB ilişkileri dalgalı bir seyir izlemeye başladı.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı, 1978’de Türkiye’nin Katma Protokol yükümlülüklerini dondurma kararı, 1980 askeri müdahalesi ve AB’nin 22 Ocak 1982’de ilişkileri dondurma kararı, bu dalgalanmada rol oynayan başlıca olaylar oldu.

Aynı süreçte AB, 600 milyon ECU tutarındaki IV. Mali Protokolü de askıya aldı.

Tam üyelik başvurusu

Türkiye-AB ilişkilerinde 1982-1986 yılları arasındaki durgunluk, 16 Eylül 1986 tarihinde Türkiye-AET Ortaklık Konseyi’nin toplanmasıylayeniden canlanma sürecine girdi.

Bu sürece daha da fazla ivme kazandırmak isteyen Türkiye, 14 Nisan1987’de tam üyelik başvurusunu iletti.

Başvurudan iki yıl sonra AB Komisyonu, Türkiye ile ilgili görüşlerini yansıtan raporunu tamamladı. Bu raporda, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ve sosyal bazı farklılıklara dikkat çekildi, AB’nin 1993 yılında tamamlamayı hedeflediği İç Pazar Projesi’nden öncegenişlemeyi gündeme almayacağı belirtildi.

Öte yandan, AB Komisyonu’nun Türkiye ile ilişkilerin, gümrük birliği, mali yardımın artırılması, sanayi işbirliği ve güçlü siyasi diyalog temelinde geliştirilmesini içeren planı, Konsey tarafından kabul edildi.

Bu dönemde yaratılan ivmenin de etkisiyle karşılıklı yükümlülükler, hızlandırılmış bir takvim çerçevesinde yerine getirilerek, 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği resmen yürürlüğe girdi.

Lüksemburg’dan Hel Sinki’ye

AB’nin Aralık 1997’de yapılan Lüksemburg zirvesi, genişleme sürecibakımından önem taşırken, Türkiye için büyük hayal kırıklığı oldu.

Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Polonya, Slovenya, Romanya,Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Kıbrıs Rum kesiminin tam üyelik için aday ülkeler olarak belirlendiği zirvede, Türkiye’nin adının adaylar arasında anılmaması Türk kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Bu zirvede AB, Türkiye’nin adaylar arasında yer almayışına, ‘’insan hakları ihlalleri’’, ‘’Kıbrıs sorunu’’ ve ‘’Türk-Yunan anlaşmazlığı’’ gibi konuları gerekçe gösterdi.

AB’nin tavrını protesto eden Türkiye, AB ile belirli alanlardaki siyasi ilişkilerin askıya alındığını açıkladı.

AB’nin Cardiff, Viyana ve Köln zirvelerinde atılan bazı olumlu adımlara karşın Türkiye’nin adaylığının resmen teyit edilmesi Aralık 1999’daki Kopenhag zirvesinde mümkün oldu.

Yeni dönemeç

Türkiye-AB ilişkilerinin 2000’li yıllarda karşı karşıya kaldığı sorun, Türkiye ile müzakerelere başlama tarihinin belirsiz kalışı oldu.

İspanya’nın Seville kentinde 21-22 Haziran 2002’de yapılan zirvededevlet ve hükümet başkanları, Türkiye’nin hayata geçirdiği reformların memnuniyet verici olduğunu vurguladılar, ancak yapılan reformların yürürlüğe sokulması gerektiğinin altını çizdiler.

Böylece Seville zirvesinde de Türkiye’nin müzakerelere başlama tarihi belirsizliğini korudu.

Brüksel’de 24-25 Ekim’de yapılan olağanüstü zirvede, Türkiye’nin katılım müzakerelerine yaklaştığı kaydedildi. Türkiye’nin reformlara devam etmesi gerektiğini belirten Brüksel sonuç bildirgesinde, Kopenhag zirvesinde, Türkiye’nin adaylığının bir sonraki aşaması konusunda karar alınacağı kaydedildi.

Kopenhag zirvesi

Kopenhag’da 12-13 Aralık 2002 tarihlerinde yapılan Avrupa Konseyi zirvesi sonucunda 10 aday ülkenin 1 Mayıs 2004 itibariyle üye olmalarıkararı verildi.

Zirvenin sonuç bildirgesinin Türkiye bölümünde, Konsey’in 2004 yılı İlerleme Raporu ve Komisyon’un görüşleri ışığında, Aralık 2004 tarihli zirvede, Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığı kararını alması halinde müzakerelerin gecikmeden başlatılacağı belirtildi.

Kıbrıs konusunda ise Güney Kıbrıs Rum kesiminin, taraflar arasındaanlaşma sağlansın ya da sağlanmasın, katılım müzakerelerinin tamamlanmış olmasına bağlı olarak, diğer 9 aday ülke ile birlikte 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye üye olarak kabul edileceği kaydedildi.

Bununla birlikte, Avrupa Konseyi ‘’bütünleşmiş’’ bir Kıbrıs’ın AB’ye girmesi yönündeki tercihini vurgularken, bu bağlamda Kıbrıs Rum ve Türk kesimlerinin 28 Şubat 2003 tarihine kadar, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın önerisi üzerinde müzakerelere devam etmek konusundaki taahhütlerini destekledi.

Türkiye 2003 yılında AB ile uyum süreci çerçevesinde reform paketleri hazırlamayı sürdürdü.

Bu çerçevede Siyasi Partiler Kanunu, Basın Kanunu, Dernekler Kanunu olmak üzere toplam 16 ayrı yasada değişiklik yapıldı.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları doğrultusunda yargılamanın iadesine gidebilme konusunda değişiklikler getirildi.

Ayrıca Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik yapılarak, terör suçu yeniden tanımlandı ve farklı dil ve lehçelerde yayın hakkı verildi.

19-20 Haziran’daki Avrupa Konseyi zirvesi Selanik’te yapıldı.

AB Dönem Başkanlığının Yunanistan’dan İtalya’ya devredildiği zirveye aday ülkeler gözlemci olarak katılırken, zirvede Türkiye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tarafından temsil edildi.

AB Komisyonu 5 Kasım’da Türkiye’nin üyelik yönünde attığı adımlarısiyasi, ekonomik ve müktesebat uyumu kriterleri açısından değerlendiren 2003 Türkiye İlerleme Raporu’nu ve Strateji Belgesi’ni yayınlandı.

Raporda, son 12 ayda Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşılama yönünde etkileyici adımlar attığı, fakat özellikle yargının bağımsızlığı, temel özgürlüklerin kapsamı, asker-sivil ilişkilerinin AB standartlarına yükseltilmesi, kültürel haklar ve Güneydoğu Anadolu’daki durum gibi konularda daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği ifade edildi.

AB’nin yıl sonundaki Brüksel zirvesinde AB Konseyi, Komisyon’un raporu ve tavsiyeleri temelinde, 2004 Aralık ayında yapılacak olan zirvede alınacak karar ışığında Türkiye ile birlikte çalışacağı taahhüdünü vurguladı.

Konsey ayrıca, tam üyelik müzakerelerine başlanabilmesi için yapılan hazırlıklar çerçevesinde kaydedilen önemli ilerlemelere dayanarak, Türkiye’yi teşvik ettiğini belirtti.

Türkiye, 9 Ocak’ta idam cezasının kaldırılmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 13. protokolünü imzalarken, 19 Şubat’ta Annan planı çerçevesinde görüşme konusunda uzlaşmaya varan taraflar, Kıbrıs’ta müzakerelere başladı.

Kıbrıs süreci çerçevesinde 24 Nisan’da adada referandum yapıldı. Kıbrıs Türk halkının yüzde 64.9’u Annan planını onaylarken, Kıbrıs Rumkesiminde halkın yüzde 75.83’ü planı reddetti.

1 Mayıs’ta, AB’nin 10 yeni üyeyi kapsayan (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Letonya, Estonya, Malta, Kıbrıs Rum Kesimi) beşinci genişlemesi gerçekleşti.

22 Haziran’da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Türkiye üzerindeki denetim sürecini sona erdirdi, 7 Temmuz’da Avrupa KomisyonuKıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirmek için kapsamlı öneriler açıkladı.

AB Komisyonu’nun 6 Ekim’de yayımladığı Türkiye raporuna göre, Türkiye’nin hayata geçirdiği önemli yasal düzenlemelerin ışığında, komisyon, Türkiye’nin siyasi kriterleri yeterince karşıladığına kanaatgetirdi ve müzakerelerin başlamasını tavsiye etti.

Türkiye ile müzakerelerin başlamasının Türkiye’de reformların devam etmesi açısından çok önemli olduğu, ancak müzakereye başlamanın tek başına yeterli olmadığı kaydedilen belgede, ‘’Bu sonu açık bir süreçtir, sonuç baştan garanti edilemez’’ ifadesi kullanıldı.

Rapora göre, komisyon, AB anlaşması ve Avrupa Anayasası ile uyum sağlamayan özgürlük, demokrasi, insan haklarına saygı ve temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkelerini tehdit eden ciddi ölçüde ihlaller tespit etmesi halinde, müzakere sürecinin askıya alınmasını tavsiye edebilecek