AB Türkiye'yi Hiçbir Zaman Tam Üyeliğe Almayacaktır!
Mustafa Kemal Batı'nın Türkiye ve Türkler için ne anlama geldiğini her yönüyle ele almış, Batı'yla bağımlılık doğuracak herhangi bir ilişkiye girmemiştir. Kurtuluş Savaşının en zorlu günlerinde 1921 sonlarında şunları söyler: "İlkbahara kadar üç ay içinde bu silahları elde edemezsek diplomasi kanallarıyla bir çözüm yolu aramak zorunda kalacağız. Bunu arzu etmiyorum. Biliyorum ki BATI İLE UYUŞMA TÜRKİYE'NİN KAÇINILMAZ OLARAK KÖLELEŞTİRİLMESİ ANLAMINA GELECEKTİR." discount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards
Çünkü;
1.Gümrük Birliği, Avrupa Birliğine üye olmak için verilen ulusal bir ödündür. Ekonomik gücüne ve yönetim sistemine güvenen Avrupa ülkeleri, ortaklıktan elde edecekleri yararları düşünerek gümrüklerini diğer ülkelere açmışlardır. Türkiye, ortaklık haklarını elde etmeden pazarını Avrupa'ya açmıştır. "Nimet"'i olmayan bir "külfet"'e katlanmış, kendisini de Avrupa için "külfetsiz nimet" haline getirmiştir. Bu nedenle tam üyeliğe alınmasının gereği ortadan kalkmıştır.
2.Avrupa büyük boyutlu ekonomik ve sosyal sorunlarla karşı karşıyadır. Daralan dünya pazarları, şiddetlenen uluslararası rekabet, işsizlik üretimsizlik ve sosyal güvenlik sorunları giderek büyüyen dalgalar halinde Avrupa'yı sarmaktadır.Kendisini ABD ve Japonya'ya karşı korumaya çalışmaktadır.Amacı siyasi birliktir. "Avrupa Birleşik Devletleri" olarak ifade edilen oluşumda Türkiye'nin yeri yoktur. Olması da mümkün değildir.
3.Türkiye, AB'ne göre sorunları çok daha fazla olan geri bir ülkedir. Böyle bir ülke Avrupa için "ortak" değil ancak "pazar" olabilir. % 10'u aşan kronik işsiz oranıyla Avrupa'nın, kalabalık nüfusu ve % 26 işsizi olan Türkiye'yi tam üyeliğe alarak ona serbest dolaşım hakkı tanıması demek, çözmekte yetersiz kaldığı Avrupa işsizliğinin katlanarak artması demektir. Böyle bir gelişme ise AB'nin gözünde, "Viyana kapılarında durdurulan" Türklerin Avrupayı bu kez "kılıçsız istila" etmesidir.
4.Türkiye tam üyeliğe kabul edilmesi halinde, temsil haklarının nüfusa göre belirlendiği Avrupa Birliği içinde, Birliğin en etkin birkaç ülkesinden biri olacaktır.Avrupa Parlamentosu'nda 91 milletvekili, (Almanya 99, İngiltere ve Fransa 10) ve AB Komisyonu'nda 2 komiser (Almanya, İngiltere ve Fransa 2) ile temsil edilecektir. Yüzyıllardır (1923-1938 arası hariç) Avrupa'nın yarı-sömürgesi durumunda olan Türkiye, Avrupa'yı yöneten bir ülke haline gelecektir. Kendi ülkelerini "yönetemeyenler" Avrupa'yı "yöneteceklerdir" Böyle bir durum, Avrupalılar için değil kabul etmek gerçek bir "kabus" tur.
5.Türkiye tam üye olması halinde, AB'nin yürürlülükteki sistemi gereğince, birliğin "az gelişmiş yörelere yardım fonundan" her yıl yaklaşık 17,5 milyar dolar yardım alması gerekecektir. Böyle bir durum, pazar ve para için 20.yüzyıl içinde milyonlarca insanın öldüğü iki dünya savaşı çıkaran Avrupalıların, "akıllarından bile geçiremeyecekleri" bir gelişmedir.
6.Avrupalılar Türklere yüzyıllardır ırkçı ve dinci gözlüklerle bakmışlardır. Avrupalılar için, Türklerin yaşam tarzları, kültürel gelenekleri ve dini inançları, aynı siyasal oluşum içinde birlikte olunamayacak kadar kendilerinden uzaktır. Bu durum Türkler içinde geçerlidir. Avrupa her geçen gün daha fazla kendi içine kapanmakta ve kendini özellikle ABD ve Japonya'ya karşı mücadeleye hazırlamaktadır. Yarattığı ekonomik-siyasi oluşum içinde Türkiye'nin gerçekten "yeri yoktur".
Mustafa Kemal Batı'nın Türkiye ve Türkler için ne anlama geldiğini her yönüyle ele almış, Batı'yla bağımlılık doğuracak herhangi bir ilişkiye girmemiştir. Kurtuluş Savaşının en zorlu günlerinde 1921 sonlarında şunları söyler:
"İlkbahara kadar üç ay içinde bu silahları elde edemezsek diplomasi kanallarıyla bir çözüm yolu aramak zorunda kalacağız. Bunu arzu etmiyorum. Biliyorum ki BATI İLE UYUŞMA TÜRKİYE'NİN KAÇINILMAZ OLARAK KÖLELEŞTİRİLMESİ ANLAMINA GELECEKTİR."
Bu sözler, savaşın olanaksızlıkları ve silah ihtiyacının yarattığı gerilimlerin duygusal dışa vurumları değildir.
Mustafa Kemal, Batı emperyalizmi için şunları söyler:
"Biz, Batı emperyalizmine karşı yalnızca kurtuluşumuzu sağlamak ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda, Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen araçlarıyla Türk milletini emperyalist politikalarına araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz."
Zaferden hemen sonra 24 Ekim 1922 de, Amerikan United Press gazetesine verdiği demeç, Batı'ya bir "uyarı" ya da "meydan okuma"dır:
"Amerika, Avrupa ve bütün batı dünyası bilmelidir ki, Türkiye halkı her uygar ve yetenekli ulus gibi, kayıtsız şartsız özgür ve bağımsız yaşamaya karar vermiştir. Bu meşru kararı ihlale yönelik her kuvvet, onu TÜRKİYE'NİN EBEDİ DÜŞMANI KILAR."
Bitmeyen Oyun - Metin AYDOĞAN