Avrupa'nın 'Kürt Devleti' Rüyası! - Ümit Zileli
Böylesi bir açıklamayı da sıradan bir Avrupalı milletvekili yapacak değildi herhalde! Sıradan vekiller son bir ay içinde sırayla Diyarbakır'a gelip üzerlerine düşen görevleri layıkıyla yerine getirdiler. Fransız Madam Helene Flature, ''Diyarbakır, Kürt bölgesinin başkentidir'' dedi. Ardından Çek parlamenter Ransdorf, ''Bölgenize, mücadelenize, Kürdistan'a katkı sunmaya çalışıyoruz'' açıklamasını yaptı. Geriye bir tek şey kalmıştı; onun şerefini de Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrell üstlendi.discount drug coupons click free discount prescription card
- Toplumlar kendilerini belli bir devlete ait hissetmediklerinde, kendi devletlerinin olması konusundaki talepleri doğal ve demokratik bir seçimdir.
İşte bu kadar! Avrupa Parlamentosu Başkanı, sıradan milletvekillerinin kıyısından köşesinden söylemeye çalışıp, bir türlü formüle edemedikleri düşünceyi bir çırpıda açıklayıverdi! Sıra geldi artık en yetkili ağızdan açıklanan bu emeli hayata geçirmeye... Hiç kuşkunuz olmasın, içerdekilerin engin desteğiyle bunu da deneyeceklerdir! Yalnızca onu mu; daha Pontus var, Ermenistan var, İyonya var, Anadolu'da yer mi yok!!!
Ben aslında Borrell'in en az yukarıdaki sözleri kadar önemli bir açıklamasının arada kaynadığını düşünüyorum. AP Başkanı, İstanbul'dan ayrılmadan önce aynen şöyle dedi:
- İstanbul'u tek başına düşündüğümüzde, çok rahatlıkla AB üyesi olabilecek bir ülke olurdu.
Başkan'ın bu sözleri bana yıllar önce sevgili Hasan Pulur 'un köşesinde yer alan Japon tarihçi Yuzo Nagata 'nın, kendi deyimiyle ''acı ve çarpıcı İstanbul anısını'' anımsattı. Nagata'nın ağzından dinleyelim:
- Amerikalı bir Türkologla Galata Köprüsü'nden geçiyorduk, durdum ve ''İstanbul'a bak, ne kadar güzel'' dedim. Amerikalı da ''Evet, bir de Türklerin olmasa'' dedi.
Bu sütunda yıllardır yazdığımız ''Türklerin olmayan bir İstanbul'u, sonra İzmir'i, Antalya'yı AB'ye alırlar. Tabii kent devletleri olarak, amaç budur'' tezimizi Borrell bir cümleyle doğrulamış oldu, sağ olsun!
Utanç raporu!
Ne olacak şimdi?
Daha geçen hafta dehşet içinde ''Böyle kepazelik olur mu'' diye yerden yere vurduğumuz Türkiye raporunu bile aratacak ikinci bir rapor ortaya atıldı! Bu raporun Türkçesi şöyle:
- Seni AB'ye almayacağız arkadaş!!!
Şaka yapmıyorum; rapor aynen böyle diyor! Buyrun okuyun:
- AB'nin yeni adayları bünyesine katma kapasitesi önemli bir unsurdur.
Şu anda dışarıda gözüken Romanya ve Bulgaristan'ın kesinlikle üye olacağı biliniyor. Peki bu ''kapasite'' meselesi kimin için vurgulanıyor, bilin bakalım!
İlk rapor taslağında ''üye ülkelerin üçte birinin başvurusu ve nitelikli oy çokluğu ile müzakereler askıya alınabilir'' deniyordu. Yeni taslakta üye ülkelerden biri bile isterse müzakereler askıya alınabilecek. Yunanistan'la aramızdaki Ege sorunu da ''çözeceksin'' talimatıyla ikinci taslakta yerini almış durumda.
Peki, bizim işbirlikçiler bu duruma ne diyorlar? Ne desinler, ''Yürüyelim, 2014'e kadar köprülerin altından çook su akacak'' diyorlar, ''Ekonomisi daha gelişmiş, vatandaşları daha iyi eğitilmiş, daha geniş demokratik olanaklara sahip, mutlu bir ülkenin vatandaşları olmak istiyorsak, hangi yolu tercih edeceğimiz bellidir'' diyorlar. Türkiye'den istenen ve müzakere sürecinde isteneceği artık iyice belli olan ''imkânsız'' isteklere ve bu gidişin sonunun üyelik değil, kölelik olduğuna ise hiç değinmiyorlar, ''Gemisini yürüten kaptan'' diyorlar...
- Ülkeyi elbirliği ile sömürgeleştiriyorlar!!!