AB8 Aralık 2004 00:00

Üstümüze Düşen Koyu Gölge - Güray Öz

Avrupa Birliği ikiyüzlüdür. Türkiye'den azınlıkların haklarının tanınmasını isteyen AB'nin üyeleri içinde 1 milyon 200 binlik nüfusa sahip Litvanya'da 120 bin, 2 milyon 300 bin nüfuslu Letonya'da 500 bin azınlık hiçbir anayasal hakka sahip değildir. Almanya, Fransa gibi ülkelerde, bazı ülkelerdeki azınlıkların sayısını kat kat aşan göçmenlerin hakkı hukuku sürekli kısıtlanmaktadır. sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects

Avrupa Birliği tartışmalarında ''çok önemli bir dönüm noktası'' olduğu savunulan 17 Aralık tarihine pek az bir zaman kaldı. Tartışmalar yoğunlaştı.

Gerçek bir tartışmadan söz etmek pek de anlamlı değil aslında.

Çünkü tartışanlar AB'ciliğin değişik varyasyonlarını savunanlardır. AB'yi ciddi olarak teşrih masasına yatıranlar ise seslerini halka duyurmakta zorlanıyorlar.

Hemen hemen medyanın tümü; yazılısı, sözlüsü, görüntülüsü Avrupa Birliği sevdasıyla yanıp tutuşmaktadır. 17 Aralık'ta bir ''müzakere'' tarihi alınamazsa diye neredeyse telaş içindedirler. Böyle bir sonuçla karşılaşılmasın diye de siyasilere akıl üstüne akıl vermekte, onların kendileriyle aynı fikirde olduğunu gördükçe de etekleri zil çalmaktadır. Arada bir ortaya çıkan AKP ''taktikleri'' , CHP ''itirazları'' ya da yol kazaları onları fena halde üzmekte, dillerinin altına bir kalp ilacı koymalarını gerektirmektedir.

Bu arada AB'ye ''onurlu'' bir girişten yana olanlar AB'nin ne olduğunu, neler istediğini fazla araştırmaktan yana değildirler. Onlar kafayı ''onurlu'' bir girişe takmışlardır. AB birkaç konuda makyaja zorlanabilir, görüntü kurtarılabilirse pek sevineceklerdir.

****

AB'ye gerçekten karşı olanlar, karşıtlıkları ciddi temellere dayananlar ise medyada pek yer bulamamakta, bulsalar da daha çok dinozorlukla suçlanmakta, şimdilik pek hafife alınmaktadırlar.

Ne diyelim, gün olur devran döner...

İş işten geçse de, işleri düzeltmek zorlaşsa da gerçek inatçıdır, kendini bir şekilde gösterir. Yine de iş işten geçmeden gerçekleri söylemek boynumuzun borcu değil mi?

Söyleyelim öyleyse:

Avrupa Birliği neoliberal politikaların anayasa hükmü haline getirildiği, işçilerin, çalışanların haklarının her geçen gün biraz daha kısıtlandığı, irili ufaklı şirketlerin gözlerini hakka, hukuka ve dışarıya diktiği yayılmacı bir projedir. Paylaşım sofrasında eksiği gediği vardır ve gayretleri de bu eksikleri bir an önce tamamlamaktır. Türkiye bu nedenle düşünülmekte, bu amaca uygun düşmektedir. Bunun için kıyıda kenarda tutulması, alınmaması ve tabii satılmaması gerekmektedir. Bu planın yürümesi, Türkiye'nin üzerinde sahte ''insan hakları'' ve ''demokrasi'' kılıcının sürekli sallandırılmasına bağlıdır.

Avrupa Birliği ikiyüzlüdür.

Türkiye'den azınlıkların haklarının tanınmasını isteyen AB'nin üyeleri içinde 1 milyon 200 binlik nüfusa sahip Litvanya'da 120 bin, 2 milyon 300 bin nüfuslu Letonya'da 500 bin azınlık hiçbir anayasal hakka sahip değildir. Almanya, Fransa gibi ülkelerde, bazı ülkelerdeki azınlıkların sayısını kat kat aşan göçmenlerin hakkı hukuku sürekli kısıtlanmaktadır. Letonya'da komünist partisine, İspanya'da Batasuna'ya uygulanan yasak hâlâ sürmektedir. Fransa hâlâ resmen sömürgeleri olan bir AB üyesidir.

Savaş karşıtı olduğu iddia edilen AB'nin 25 üyesinden 12'si resmen ve fiilen Irak'ta saldırganın ortağıdır.

****

Ama ben size AB'nin bir başka önemli ''hasletinden'' söz edeyim. Diyelim ki, Türkiye AB üyesi oldu, diyelim ki işçiler, emekçiler siyasi hareketleriyle iktidara çok yaklaştılar, diyelim ki bölgede AB çıkarları tehlikeye girdi. Bakın o zaman neler olabilir? Ben anlatayım da siz, ''Yok canım o kadar da değil'' deyin. Ama ''olmaz'' demeden önce Yugoslavya'yı düşünün. Gürcistan'ı aklınıza getirin, Ukrayna'da olup bitenler hakkında biraz ''Think Tank'' yapın.

AB Anayasası'nda şöyle yazıyor:

''Herhangi bir üye ülkenin terörist saldırıdan ya da doğal ve insani nedenlerden kaynaklanan bir felaketin kurbanı olması halinde, Birlik ve ona üye devletler, bir dayanışma ruhu içinde bir arada hareket ederler. Birlik, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda, üye devletler tarafından sağlanan askeri kaynaklar da dahil olmak üzere, tüm araçları bu üye devletin kullanımı için seferber eder: a- üye devletlerin bölgelerindeki terörist tehdidin önlenmesi, demokratik kurumların ve sivil halkın herhangi bir terörist saldırıdan korunması, terörist saldırı durumunda, bir üye ülkenin siyasi makamlarının talebi üzerine o ülkeye kendi bölgesinde yardımda bulunulması...''

Türkiye, AB Anayası'ndaki bu sözlerin hem hedefi olabilir hem de aracı. Bu madde, yalnızca bu madde bile AB'ye karşı çıkmak için yeterlidir.

Yetmez mi efendim?

Öyleyse, size iyi uykular diliyorum...