17 Aralık Yaklaştıkça Üyelik Uzaklaşıyor- Selim SOMÇAĞ
17 Aralık yaklaşırken AB’nin Türkiye’ye yönelik “İçine almadan kendine bağımlı tutma” stratejisi artık ahmakların bile anlayabileceği kadar belirginleşmeye başladı. İşler öyle bir noktaya gidiyor ki, bütün dış politikasını AB ne derse yapmak üzerine kurmuş olan AKP hükümeti bile AB’ye karşı sesini yükseltmek zorunda kaldı. Son günlerde AB-Türkiye ilişkilerinde o kadar çok sayıda olumsuz haber ortaya çıktı ki, bunların yalnızca en önemlilerine göz atalım.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgkamagra link kamagra gel
-Slovakya parlamentosu sözde Ermeni soykırımını iddialarını resmen tanıdı. Türkiye protesto etti. Slovakya AB içinde her türlü Türkiye aleyhtarı girişimde Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Malta ve Kıbrıs Rum Kesimiyle beraber yer alıyor. Polyanna ruhlu (belki de Pinokyo ruhlu) dışişleri bakanımıza göre bu karar "iç politik nedenlerle" ve "muhalefetin çabalarıyla" alınmış. AB içinde Türkiye aleyhtarı ne yapılırsa bizdeki teslimiyetçilere göre hepsi iç politika saikli ve arkasında iktidar değil, muhalefet var! Anlaşılan bu AB'de dış politikayı iç politika saikleriyle muhalefet yürütüyor, iktidarlar da halkla ilişkilere bakıyor!
-AB Dönem Başkanı, Hollanda Dışişleri Bakanı Bot Çarşamba günü Hollanda gazetesi Handelsblat’a verdiği demeçte “Türkiye’ye müzakerelere başlaması için ek şartlar koşulması adil olmayabilir; fakat bu Avrupa’nın siyasî gerçeğidir. Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi Türkiye’nin bir süre sonra tam üye olacağı anlamına da gelmez.” dedi.
-Şimdiden Kıbrıs, Ege, serbest dolaşıma kalıcı kısıtlama, müzakerelerin nitelikli çoğunlukla askıya alınması gibi ağır şartlar içeren 17 Aralık taslak metni, açıklanmasından iki gün sonra bazı AB üyelerinin “fazla yumuşak” bulması üzerine geri çekildi. Şu anda Hollanda bu metni ağırlaştırmakla meşgul.
-Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs’ta uzlaşma olmadan Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin tanınamayacağını söyleyerek taslaktaki Türkiye’ye yönelik önemli taleplerden birine karşı çıktı. Dün Dışişleri Bakanlığı Rum Yönetiminin tanınmasını öngören 17 Aralık gündem taslağına karşı yazılı bir itiraz gönderdi.
-Dün yapılan Chirac-Schröder zirvesinde malûm medyaya göre “Türk dostu” olan Chirac “Fransa’da 10-15 yıl sonra referandum yapılacak ve Fransız halkı Türkiye’nin AB üyeliği konusunda karar verecek. Üyelik gerçekleşmediği takdirde Türkiye’nin Avrupa’dan dışlanmaması için yeni formüller bulunmalı.” diyerek Fransa’nın Türkiye’nin tam üyeliğini engelleyeceğini ve özel statüden yana olduğunu açıkça ortaya koydu. Daha da “Türk dostu” olan Schröder de “Müzakerelerin sonucu açık olarak şekillendirilmesi gerektiğini biliyoruz.” diye Chirac’a destek verdi.
Bu arada taslak metninde yer alan “sınır anlaşmazlıkları” konusunda henüz hükümetten tepki yok. Halbuki Dışişleri Bakanlığının bu ifadenin ne anlama geldiğini bilmemesi mümkün değil. Belli ki hükümet ortalığın çok fazla karışmasından çekiniyor. Ama devekuşu politikasıyla bir yere varılmaz. Ege sorunu da çok yakından görmezden gelinemeyecek şekilde Türkiye’nin önüne konacak. PKK ile ateşkes, teröristlere genel af, Güneydoğu’da askerî operasyon yapmama, Ermenistan sınırını açma, patrikhane-ruhban okulu gibi daha bir sürü kabul edilemeyecek şartla beraber tabiî.
Türkiye bütün bunları ve şu anda ortada olmayan başka şartları da kabul etse bile Fransa’nın 15 yıl sonra Türkiye’nin üyeliğini referanduma götürme kararı Türkiye’nin hiç bir zaman AB’ye üye olamayacağı anlamına geliyor. Ayrıca Avusturya gibi başka ülkelerin de bu işi referanduma götürmek isteyeceği kesin. Hal böyleyken yalnızca bir müzakere süreci başladı diye, zaten 1996’dan beri Gümrük Birliğiyle AB ülkelerine gümrüksüz ihracat yapan Türkiye’ye AB sermayesi neden gelsin, Türkiye Cumhuriyeti kendi güvenliğini ve bekasını ilgilendiren konularda neden AB’ye her gün yeni bir taviz vermeye devam etsin?