AB3 Aralık 2004 00:00

Avrupa Birliği, AKP ve 17 Aralık - Erol Manisalı

Kamuoyu, ''AB'den görüşmelere başlama tarihi almaya'' özellikle odaklandırılıyor. Oysa, görüşmelere başlama tarihi anmanın ve görüşmelere başlamanın, ''AB'ye hiçbir yükümlülük getirmediği; aksine, Türkiye'yi AB'ye tek yanlı bağlama sürecinin derinleşeceği gerçeği'' özellikle saklanıyor. - Türkiye'nin AB himayesi altına alınmasını (mandalaşmasını) isteyen aynı çevreler, Cumhuriyet rejimine ve gerçek demokrasiye karşı olanlardan ''bölücü çevrelere'' kadar uzanan bir halka meydana getiriyorlar. Yapıştırıcı maddesini ise ''gayri milli sermaye'' oluşturuyor. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanew prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilorenovation vejle renovation skive renovabuscopan link buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenamicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Zaten ''danışmanlarına'' ve ''medyadaki temsilcilerine'' baktığımız zaman ortaklıkları hemen görülür. Liberaller, ikinci cumhuriyetçiler, bölücüler ve Batı ile işbirliği içindeki İslamcı çevreler aynı cephedeler. Batı emperyalizminin bir bohça içine sararak oluşturduğu ''heterojen grup'' . Emperyalizm ile işbirliği, tek ortak zeminleri. Biçimsel Batıcılar, bazı seçkinler, yobazlar, bölücüler aynı yönde kürek çekiyorlar. Aslında, ''Batı emperyalizminin kucağına oturmuşlar'' demek daha uygun düşer. Hepsinin de kendine göre ayrı hesabı var.

Bunlar, görüşmelere başlama tarihinin alınmasını, ''Batı himayesinin meşrulaştırılması ve kurumsallaştırılması'' olarak düşünüyorlar. Türkiye'de yapılacak her şey Batı merkezlerinin ve Brüksel'in denetimine geçmiş olacak. Türkiye AB dışında iken, AB'nin himayesi (mandası) altına yavaş yavaş yerleştirilecek.

İktisadi kararlar, siyasi önlemler, kanunlar, yerel yönetimler ''dış odakların denetimi'' altına girecek. Görüşmelere başlama tarihi, ''Türkiye'nin AB'ye alınması açısından değil, AB'nin himayesi (mandası) altına alınması açısından önemli'' .

İşte bunun içindir ki kamuoyunda böyle bir ortam yaratılıyor. Himaye altına sokulan Türkiye, AB'nin içine alınıyormuş gibi gösteriliyor.

Avrupa tarafında durum...

Türkiye'de, içimizdeki Danimarka bu mandacı çizgide iken AB tarafı da ikiye ayrılmış durumda.

- Bir tarafta oyun oynamak yerine Türkiye'ye ''biz seni alamayız ama, özel bir statü içinde ilişkiler yürütülebilir görüşünü savunanlar var'' . Türkiye'nin alınmayacağını, ''kamuoyuna açık açık söylemek isteyenler'' bu cepheyi oluşturuyor.

Bunlar ''himaye düzenini'' , açıktan açığa önerelim diyen görüş sahipleri.

- Öte yandan AB içinde, ''Türkiye'de oyun oynamak isteyen bir cephe varsa, neden biz de bu oyunu sürdürmeyelim diye düşünen'' güçlü bir AB grubu var. ''Önce uyutalım, sonra unuturuz'' diyen Alman ve Danimarkalı bakanların görüşlerini destekleyen bu cephe, içimizdeki Danimarka ile birlikte, 70 milyon insanı aldatmayı en baştan benimsiyorlar.

6 Mart 1995'te gümrük birliği imzalanırken de, egemen olan bu çevrelerdi; hem Avrupa'da hem de Türkiye'de iktidar onlardaydı. O zaman da halkımızı kandırdılar.

AKP iktidarından sonra ise Avrupa tarafındaki bu görüş sahipleri çok rahatladılar. AKP hükümeti ile birlikte Türkiye - Avrupa ilişkilerinde ortaya çıkan yeni gelişmeleri, Sessiz Darbe kitabına yeni eklediğim bir bölümde anlattım.

Türkiye - Avrupa ilişkilerinin, son 80 yıldaki en iyi dönemine, özellikle Avrupa açısından niçin ve nasıl girdiğini, ayrıntılarına kadar ortaya koydum.

AB'nin yeni açılımları...

- AB bu nedenle Kıbrıs'ı kendisi için ''halletme'' olanağını elde etti;

- ''Kürdistan Projesi'' bu nedenle, açıktan açığa Avrupa Parlamentosu'nun kararlarına girmeye başladı;

- Fener Patrikhanesi'nin ''Vatikanlaşma süreci'' , bu nedenle hız kazandı;

- Yunanistan'ın Türkiye (ve İstanbul'da) toprak (ve mülk) alım faaliyetleri bu nedenle 2002'den itibaren arttı.

AKP hükümeti ile birlikte AB'nin Türkiye'ye yönelik politika (ve operasyonlarında) önemli değişikliklerin ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz.

AKP hükümeti ve AB çevreleri, ''birbirlerinden vazgeçemeyecekleri tarihi bir süreç içine girmişlerdir'' . AKP kendi misyonunu, ancak AB'yi (ve Batı'yı) arkasına alarak yürütebileceğini düşünüyor. AB (ve Batı) ise ''bu sayede Türkiye ve bölge üzerindeki hedeflerine ulaşabileceğinin planlarını yapıyor'' .

İşte bu nedenledir ki 17 Aralık 2004'te AB, Türkiye'yi elinden kaçırmamak için görüşmelere başlama tarihini koşullu da olsa verecektir. AB ancak bu yolla, Kıbrıs'tan Kürdistan'a kadar Türkiye üzerindeki hedeflerini gerçekleştireceğine inanıyor.

Hem de Türkiye'yi içere almadan...