AB25 Kasım 2004 00:00

AB Yolunun Sonu Göründü - Selim Somçağ

6 Ekim raporunun yabancı yatırımcıları tedirgin edip bekle-göre geçirdiği,  hatta bir kısmını kaçırdığı da ortada.  Her ne kadar holding medyası sürekli piyasaya yabancı girişi olduğunu iddia ediyorsa da,  son 20 günde Merkez Bankası döviz varlıklarındaki 2 milyar dolara yakın azalma  ve bir türlü düşmeyen bono oranları gerçek durumun tam tersi olduğunu açıkça gösteriyor.  cialis forum link cialis bez receptarenovation vejle site renovaarcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cenamicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

AB Yolunun Sonu Göründü

Son günlerde Başbakan Erdoğan’ın,  Dışişleri Bakanı Gül’ün demeçlerinde şu minvalde sözlerin devamlı tekrarlanarak âdeta nakarat halini aldığının farkında mısınız?  “AB Türkiye  için vazgeçilmez değildir”,  “Türkiye AB olsa da olmasa da emin adımlarla yoluna devam edecektir”, “Gerekirse üyelik başvurumuzu geri çekeriz” vs. vs.

İktidara geldiğinden beri bütün iç ve dış politikasını AB üyeliği hedefine göre belirleyen,  bütün stratejisini Türkiye’yi AB’ye sokan parti olmak üzerine kuran, bu uğurda Kıbrıs’ı karşılıksız Yunanlılara hediye eden iktidar olma riskini göze alan,  tescilli Cumhuriyet düşmanlarına devlet şemsiyesi altında Türkiye’nin bütünlüğüne saldıran raporlar yazdırtan AKP’nin 17 Aralığa bir ay kala bu sözleri sarf etmesi normal mi?  Hele bir de Türkiye’yi 200 milyon dolar cari fazlayla devralıp,  IMF’nin emir ve kumandasında 14 milyar dolarlık cari açığa getirmiş oldukları,  bu açığın 2005’teki finansmanını da müzakere tarihiyle gelecek AB yatırımına bağladıkları düşünülürse,  piyasaları işkillendirecek bu sözleri her fırsatta söylemeleri hiç de normal değil.

Başka ilgi çekici bir gelişme,  AB Haber adlı internet sitesindeki çizgi değişikliği.   AB Haber ABci bir internet sitesi.   TÜSİAD’ın AB temsilcisi dahil,  Türkiye’yi AB kapısına bağlamayı amaç edinmiş kişilerin toplandığı bir site.   Yakın zamana kadar bu site AB’nin Türkiye’nin üyeliği konusundaki oyalamacı,  ikiyüzlü tavrını,  AB’de etkili güç odaklarının Türkiye’yi üyeliğe almadan AB’ye bağımlı tutma niyetlerini gizlemeye çalışır,  aynen holding medyası gibi Türk kamuoyunu “Üç vakte kadar AB üyesi olmamız kesin” propagandasıyla kandırmaya uğraşırdı.   Peki bugünlerde bu sitede hangi haberler var?   Meselâ dün Avrupa Parlamentosunda DEPlilerin katılımıyla yapılan Kürt Sorunu Konferansına sitede epey geniş yer ayrılmış.   AB Konseyinde yapılan Türkiye tartışması da manşette yer alıyor.   Bu haberde Avusturya’nın Türkiye’nin üyeliğine açıkça karşı çıkan sert tutumu,  Slovakya,  Çek Cumhuriyeti,  Malta ve Kıbrıs Rum Kesiminin Avusturya’nın bu tutumuna destek olmaları uzun uzun anlatılmış.   Haber AB Konseyi kaynaklarına atfen AB içinde Türkiye ile ilgili sert tartışmaların devam edeceği tespitiyle sona eriyor.   Allah Allah!  Düne kadar Türkiye-AB ilişkilerindeki en küçük pürüzü bile sansürleyen,  Türkiye’nin AB’ye üyeliğini engellenemez bir olay gibi göstermeye çalışan bu sitenin başına taş mı düştü?

Ârif olan için bu kadar ipucu yeter de artar!   Başta işsizlik olmak üzere artan ekonomik sıkıntılar,  son genişleme turundaki 10 ülkeyi hazmetmenin zorlukları,  Batı dünyasında yükselen Müslüman aleyhtarlığı gibi sebeplerin üst üste gelmesiyle AB kendi kamuoyunu ürkütmeden Türkiye’yi oyalamaya devam etme imkânını kaybetmiştir.   Irak olayında somutlaşan AB-ABD rekabeti,  bu arada AB içinde önemli bir güç olan İngiltere’nin bu rekabette kayıtsız şartsız olarak ABD’nin safında yer alması,  buna bağlı olarak AB içinde ikinci bir ABD yandaşı olur ve AB entegrasyonunun derinleşmesini engeller umuduyla Türkiye’nin üyeliğini gerçekten desteklemeye başlaması da bu konuda bir dönüm noktası olmuştur.   Bu şartlar altında Almanya-Fransa bloku Türkiye ile üye adaylığı oyununu daha fazla sürdürecek cesareti kaybetmiştir.   Bir yandan bu oyunu sürdürüp bir yandan kamuoylarını denetim altında tutmak imkânı ortadan kalkmıştır.   Türkiye’ye yalandan da olsa yakacakları bir yeşil ışık kamuoylarını AB aleyhine döndürüp, çok önem verdikleri yeni AB Anayasasının kabulünü tehlikeye atabilecektir.   Bu korku özellikle Fransa’da çok belirgindir.   Öte yandan  Türkiye ile üyelik müzakereleri belli bir noktaya kadar getirilirse AB içinde başını İngiltere’nin çektiği ABD yanlısı grubun ve ABD’nin bastırmasıyla Türkiye’nin kendilerine rağmen üye yapılması,  bu olmasa bile AB içinde derin bir çatlak oluşması riski de ufuktadır.   Fransa-Almanya bloku 6 Ekim Raporunda Türkiye’ye özel statünün yolunu açarak,  birçok konuda ipe un sererek bu riskleri almaya niyetli olmadığını göstermişti.  Şimdi Türkiye’deki ABci kesimin çark etmesi,  6 Ekimdeki olumsuz tavrın 17 Aralıkta derinleşeceğini göstermektedir.   Her şeyini bu sürece bağlamış olanların birden ihtiyatlı ve gerçekçi kesilmelerini başka türlü açıklamak mümkün değildir.   Türkiye’nin bileti kesilmiş ve bu ilgililere bildirilmiştir.   İlgililer de bu bildirime binaen “Çevir kazı,  yanmasın” yapmaktadırlar.

Bilet nasıl kesilecektir?   Birincisi,  Türkiye ile müzakereler kesinlikle Fransa’nın AB anayasasını ülkesinde oylatıp kabul ettirmesinden sonra başlayacaktır.   Bu da müzakerelerin başlangıcının en az bir yıl sonrasına kalması demektir.   Bunun için 17 Aralıkta AB Başkanlar Konseyinin sadece “Evet” demesi,  bir tarih belirtmeyip bu işi AB Komisyonuna havale etmesi yüksek ihtimaldir.   Tabiî bu süreç içinde AB ipleri elinde tutmak için Türkiye’ye PKKlılara genel af,  Ermenistan sınırının açılması,  soykırımın tanınması gibi deveye hendek atlatma kabilinden yeni şartlar da koşacaktır.   6 Ekim Raporunda ileri sürülen şartların denetimi de gündemde olacaktır.    Bu karanlık tabloya karşılık,  AKP’ye destek babında 2005’in ilk yarısında bir katılım töreni yapılacağı,  fakat bunun herhangi bir anlam ifade etmeyeceği söyleniyor.   Bunun aptalca bir komediden başka bir şey  olmayacağı açıktır.

Bazı ayrıntılar değişebilir,  fakat 17 Aralıkta AB’nin Türkiye’nin karşısına buna benzer bir tablo koyacağı aşağı yukarı kesin.  6 Ekim raporunun yabancı yatırımcıları tedirgin edip bekle-göre geçirdiği,  hatta bir kısmını kaçırdığı da ortada.  Her ne kadar holding medyası sürekli piyasaya yabancı girişi olduğunu iddia ediyorsa da,  son 20 günde Merkez Bankası döviz varlıklarındaki 2 milyar dolara yakın azalma  ve bir türlü düşmeyen bono oranları gerçek durumun tam tersi olduğunu açıkça gösteriyor.   Şu anda cari açığı millî gelirin % 4.8’ine ulaşmış olan Türkiye’ye yatırım yapmaya niyetli olanların son umudu 17 Aralıkta.   Fakat 17 Aralıkta Türkiye’nin önüne böyle bulanık bir tablo konur,  müzakere tarihi 2006’ya doğru ötelenirse buraya yeni yabancı yatırım gelmeyeceği gibi,  2005’ten itibaren mevcudu korumak da imkânsız hale gelir.   Gidişat artık bu yöndedir.    Bu saatten sonra, 17 Aralığa güvenerek Türk finans piyasalarında pozisyon almak kumar oynamaktan başka bir şey değildir;  bizden söylemesi...