Ötekiler - Şükran Soner
Hollanda vatandaşı, yükseköğrenim görmüş, Türkçesi kötü, Hollandacası çok iyi üçüncü kuşak kızlarımız, kadınlarımız, çeşitli kadın örgütü temsilcileri, kendilerine yönelik bu düşmanlığın boyutlarını anlamakta, çözüm üretebilmekte zorluk çekiyorlardı. ''Diliniz, aksanınız, eğitiminiz kusursuz olsa da adınız değişikse, teniniz esmerse dışlanmanıza yetiyor. İşe alınmıyorsunuz. Adınızı değiştirmeniz isteniyor. Ne yapsanız beyaz Hollandalı kadın olamıyorsunuz...'' cialis coupons printable link discount prescription drug cardarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
İŞÇİNİN EVRENİNDENŞÜKRAN SONERÖtekilerMüslümanları inciten film, fanatik bir İslamcı tarafından öldürülen Hollandalı yönetmen, kundaklanan Müslüman evleri.. olaylar zincirinden bir ay kadar önceydi. Hollanda'daki (beyaz, Hollandalı, Hıristiyan - esmer, göçmen, Müslüman) kadınları kaynaştırmak üzere kurulmuş sivil toplum girişimcileri, 'ötekiler - biz' ayrımcılığının sorunlarına çözüm üretmek arayışları kapsamında İstanbul'a gelmişlerdi. ABD'nin 11 Eylül'ü ile paranoyaya dönüştürülen, 'kültürler çatışması' nın, çağımız dinler savaşlarının en bulaşamaz sanıldığı ülkelerde geldiği boyutları algılamada çok çarpıcı bilgilenmelerimiz oldu. Demokrasinin, hoşgörünün, sosyal devlet yapısı ile birlikte en geliştiği bilinen Kuzey-Batı AB ülkelerinde bile son yılların içten içe kaynayan yarası, Müslüman kimliğinde yabancı düşmanlığının tırmanışı algılayabildiğimizin çok ötesinde boyutlar kazanmış, S.O.S. sinyalleri veriyordu. Hollanda vatandaşı, yükseköğrenim görmüş, Türkçesi kötü, Hollandacası çok iyi üçüncü kuşak kızlarımız, kadınlarımız, çeşitli kadın örgütü temsilcileri, kendilerine yönelik bu düşmanlığın boyutlarını anlamakta, çözüm üretebilmekte zorluk çekiyorlardı. ''Diliniz, aksanınız, eğitiminiz kusursuz olsa da adınız değişikse, teniniz esmerse dışlanmanıza yetiyor. İşe alınmıyorsunuz. Adınızı değiştirmeniz isteniyor. Ne yapsanız beyaz Hollandalı kadın olamıyorsunuz...'' Şüphesiz gelişmelerin 'ötekiler ve biz' kutuplaşmasının tırmanışından, olabileceklerden kaygı duyanlar, insan haklarına duyarlı, ayrımcılığa karşı çıkan, Hollandalı beyaz Hıristiyan ile Hollanda vatandaşı, Hollandalı kimliğini kabul etmiş, kaynaşmadan, birlikte barış içinde yaşamaktan yana göçmen Müslüman kadınlardı. Ayrımcılığın tırmanışını, toplumsal barış, kadınlar için bedelini, anlamını algılamış olarak 4-5 yıl önce kadın örgütlenmeleri olarak bir araya gelmişler, ayrımcılığa karşı inisiyatif, üst örgütlenme oluşturmuşlardı. Aslında siyaset de ayrımcı tırmanıştan kaygı duymuş olmalı, kadınların bu ortak örgütlenmesine hem maddi hem de manevi destek veriyordu. Devlet bütçesinden sağlanan destekle, göç edilen ülkelere de gidiliyor, o ülkelerin kadınları ve örgütlenmeleri ile bir araya gelerek sorunlar tartışılıyor, çözüm yolları aranıyordu. Yabancılara en hoşgörülü, kimlik haklarının, ırklar ve dinler, kültürlerin geliştirilmesinden yana poltikaları üreten ülkelerde bu ayrımcılık, düşmanlık tohumları nasıl ekilmiş, böylesine tırmanışa geçmişti? Artan göç, yabancı sayısının yerlinin yaşam standardı için tehdit oluşturması, işini alması riskinden, aykırı yaşam biçimi kültürü ile yaşam düzeyini bozmasına uzanan çarpıcı nedenler sayılıyor. **** Göçmen yabancıların, ortak dil kaygısında bile olmadan ayrı dünyalardaki kültürel yaşamları, hele de Müslümanların gettolarda kapanarak radikalleşmeleri, kadınlarının türbanları, örtünmeleri, dışlanmalarını kolaylaştırıyordu. Daha hızla artan bir nüfusla, aynı işyerini, mahalleyi, otobüsü paylaşıyor, ancak yaşam biçimleri, kültürleri, kendi dünyaları içinde uzaklaşmaları, çıkar kutuplaşmasını, elbette birbirleri için tehdit oluşturma duygularını da besliyordu. Bugüne kadar sorgulanmayan ayrımcılık temelinde oluşturulmuş hoşgörünün, temel hak ve özgürlükler çerçevesine oturtulmamış özgürleşmenin ne getirip neleri götürmekte olduğuydu. Yabancılar, beyaz yerlilerin ucuz, ağır işlerini üstlendikleri, yaşam biçimlerine bulaşmadıkları süreçte, çok yakın ama çok uzakta, istedikleri gibi yaşarlarken hoşgörü ile bakılabilirlerdi. Hani şu aristokrat evinde, hizmetleri kusursuz yapan hizmetçilerin alt kattaki kendi dünyalarına gösterilen hoşgörünün benzeri, toplumsal ölçekte bir durum yani. Gettoya kapanmış, yaşadığı ülkenin gelişmişlik, ekonomik, sosyal, siyasal, kazanılmış, geçerli insan haklarından istemi en alt düzeylerde tutulmuş yabancıların geldikleri ülkelerden çok daha gerilerde bir toplumsal yaşama sürüklenmeleri bugüne kadar kimsenin sorunu değildi. Doğrusu Türkiye'dekinden çok daha radikal ırkçı, siyasal İslamcı, gettolaşmış yaşamlar edinmiş Türkiyelileri yaratmış olmayı sorgulamayan, yabancı haklarını ayırımcılık olarak besleyen politikalarla gidişten, AB ülkelerindeki siyasiler, sermaye örgütleri bugüne kadar çok hoşnuttular. Göçmenler ne kadar gettolara gömülürlerse, gittikleri ülkelerin insanlarından kopuk yaşarlarsa o kadar bilinçsiz, haklarını istemez konumda oluyorlar, ucuz emek olarak sömürülmeleri, sosyal bedel ödenmemesi kolaylaşıyordu. Ancak ötekiler ve bizler arasındaki yaşam koşulları uçurumu, çıkar çatışması ile tırmandıkça, katlanılmaz boyutlara vardıkça.. ayrı dünyalara hoşgörü, bıçakla kesilmiş gibi birden yok oluverdi. Eşitlik, insan hakları eksenine oturmamış, ayrımcılık temelinde çizilen pembe tablo kirleniverdi.. |