AB8 Kasım 2004 00:00

Büyük Oyun - Erol Manisalı

Schröder ne dedi? Chirac ne demedi? Berlusconi eliyle neyi işaret etti? Bunlar Türkiye üzerinde oynanan büyük oyunun sis bombaları. Mutfakta neyin pişirildiğini saklamak için sahnede oynatılan oyunun bölümleri. - Bu oyunlar İspanya ya da Polonya AB'ye girerken hiç oynanmadı. - 2007'de Romanya ve Bulgaristan alınacak; bizimki gibi şarlatanlıklar ne yapıldı ne yapılacak. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis coupons printable link discount prescription drug cardarcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cena

- İşler orada planlandığı gibi yürütülecek: Kurulmakta olan Avrupa Birleşik Devletleri yavaş yavaş gerçekleşecek.

- Türkiye ise, ''içeri alınmadan, sadece himaye altına alınacak.''

Bütün gürültü, patırdı, sis bombaları ortalığı toz duman etmek ve kafaları karıştırmak için. Türkiye'nin himaye altına alındığı anlaşılmasın diye.

Soğuk Savaş bitti, işler bu hale geldi: Sıralayalım mı?

1) 1989'da Avrupa, Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu geri çevirdiği zaman ''ilk karartma uygulaması başlatıldı'' ;

- Başbakan, Avrupa almasa da, tek yanlı bağlanacağız diyordu. Tabii bu başka türlü söylendi.

- Ali Bozer; almıyorlar "ama biz ehilmişiz'' demedi mi! Bu ifade manşetlere taşındı, oysa hiçbir anlamı yoktu.

2) 1995'te Gümrük Birliği ile Türkiye tek yanlı bağlanıp himaye altına alınırken Tansu Çiller 'in, ''AB'ye bir, en geç iki yıl içinde gireceğiz'' açıklaması manşetlere taşındı. Ortalık toz duman edildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasası delinerek ülkenin yönetimi Brüksel'e aktarılıyordu. Lozan'a ilk darbe Gümrük Birliği ile indirildi.

3) 1999'da aynı sis bombaları atıldı ve karartma yapıldı. Oysa Türkiye, göstermelik adaylık ile ''bekleme odasına hapsedildi.'' Türkiye diğer adaylardan ayrılarak bekleme odasına hapsedildi.

4) 2004'te Kıbrıs AB'ye ve Yunanistan'a hediye edilirken yine karartma uygulandı; AB ile aramızdaki tek engel Kıbrıs, istediklerini yapalım, AB'ye giriyoruz dendi. Yalan söylendi, yazıldı. 1 Mayıs'tan sonra bundan hiç söz edilmedi.

Türkiye'nin AB üzerinden Batı kapitalizminin himayesi altına sokulması süreci yürütülüyordu. Aynen Sessiz Darbe kitabımda ayrıntılarını anlattığım gibi, işler adım adım ilerliyordu. Önemli olan halkın uyanmamasıydı.

Ve son perde...

Şimdi ise Türkiye 17 Aralık 2004'te hiçbir anlam taşımayan görüşmelere başlama tarihi, koşullu olarak verilecek. Sis bombaları ile bunun bayramı yapılıyor. Ülkenin sömürgeleştirilme sürecinde yeni bir adım atıldığı anlaşılmasın diye;

- Schröder amca sırtımızı nasıl sıvazladı...

- Chirac dayı ensemizi nasıl okşadı...

- Hele de Berlusconi avuçlarını nasıl şaklattı...

Aynen Alman ve Danimarkalı iki dışişleri bakanının, ''Önce uyutalım sonra unuturuz'' ifadelerinde olduğu gibi. Bu şakşaklar, sis bombaları, gayri milli sermaye çevreleri ile gayri milli İslamcı siyasilerin Türkiye'yi nasıl himaye altına soktukları anlaşılmasın diye yürütülüyor. 70 milyon insan sis bombaları ile kandırılıyor.

Türkiye, Panama Kanalı'ndaki gibi yeni bir havuza alınıyor; eli kolu bağlanmış; iktisadi, siyasi ve kültürel olarak ipler dış güçlerin ve içimizdeki uzantılarının eline geçmiş olarak.

Aslında bu şakşaklar ve kutlamalar kendileri için, içimizdeki Danimarka için geçerli. İçimizdeki uzantıları ''Batı adına yönetimi tamamen ele geçiriyorlar.'' Türkiye bir yere girmiyor. Batı kapitalizmi (ve emperyalizmi) Birinci Dünya Savaşı sonunda yapamadığını şimdi gerçekleştiriyor.

''İşgal basını'' bugün de işbaşında. Chirac'la, Schröder'le, Berlusconi ile Avrupa'nın (ve Batı'nın) Türkiye'yi işgalini kutluyor.

Batı emperyalizmine karşı kurulmuş olan Gazi 'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı kutlamalar yapılıyor. Hem de Cumhuriyet Bayramı ile birlikte. Bu kutlamalar 70 milyon insanın kutlamaları değil, içimizdeki Danimarka'nın bayram kutlamaları... Emperyalizmin kutlamaları.

İşgal günlerinde İstanbul'da işgalci ordularla futbol turnuvaları düzenleyen zihniyet, bugün de işbaşında Schröder, Chirac ve Berlusconi ile şakşakçılık oynuyor...