AB27 Ekim 2004 00:00
Avrupa''ya Hasta Bir Türkiye - Özcan Yeniçeri
Avrupa Konvansiyonu ve eski Fransa Başkanı Giscard d''Estaing''in "Türkiye''nin üyeliği AB''nin sonu olur" demişti.Hatta Türkiye''yi "ABD''nin Truva atı olarak AB''ye sokmak" isteyenlerin olduğundan söz edenlerin sayısı hiç de az değildir.cialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon
Fransa''nın Türkiye için referandum istemesinin utanç verici olduğunu söyleyen Fransızlar da var.
Hatta bunu "aptalca ve tehlikeli" bulanlar da..
Türkiye''de Fransa''nın tutumunu eleştirerek bu durumun "Fransa''nın Avrupa''nın hasta adamı" olduğunun gerekçesi olarak ileri sürenler de çıkmıştır.
Fransa Avrupa''nın hasta adamı mıdır? Yoksa Türkiye mi Avrupa''ya hastadır, o tartışılır.
Avrupa''nın hakaretlerini ve aşağılamalarını derhal bir rahmet olarak değerlendiren adı lazım olmayan bir köşe yazarı bu durumdan şöyle bir yarar üretmektedir.
Fransa''nın tutumunu "Türkiye''nin üyeliğini enine boyuna tartışarak, çok ama çok iyi yaptığını, Bu tartışma yapılmadan Avrupa kamuoyları Türkiye''nin üyeliğine hazırlanamayacağı" gibi bir keramet ileri sürmektedir.
Türkiye''deki köşe yazarları Avrupa''daki her üye ülkenin Türkiye''ye uygun görülen aşağılamaların benzerlerinden, itilip/kakılmalardan geçtikten sonra üye olduğunu çok iyi bilmektedirler(!).
Halbuki Fransa referandum önerisinde de yalnız değildir.
Yavaş yavaş Türkiye''nin üyeliğini akla gelen ve gelmeyen bütün dayatmaları kriter kabul ederek yerine getirmesi halinde dahi Türkiye''nin tam üyeliğini AB ülkelerinin tamamında referanduma götürülmesinin gerektiğine yönelik sesler gittikçe yükselmektedir.
AB''nin Hollandalı müzakerecisi Fritez Bulkashtian işi daha da ileri götürerek "AB''nin Türkiye''nin katılımına izin vermesinin, Avrupa''nın Viyana Savaşı''na boşuna girdiği anlamına geleceği" şeklinde bir değerlendirme yapmıştır.
Artık Türkiye üzerine her ağzı bira kokan batılının dilediği gibi konuşma hakkına sahip olmasıdır.
Daha da vahimi Türkiye''ye sözde müzakere tarihinin verilmesi ile GKRY adlı kıytırık devletinin tehditlerinin Türkiye''nin tepesinde demoklesin kılıcı gibi sallanmaya başlayacak olmasıdır.
Bunun sinyalleri daha şimdiden gelmeye başlamıştır.
İngiltere''nin Avrupa İlişkilerinden Sorumlu Bakanı Denis MacShane''in, "Kıbrıs Rum kesiminin İngiltere''ye, Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararını veto etmeyeceği güvencesi verdiği" açıklamasının ardından Rum Hükümet sözcüsü Kıpros Hrisostomidir, "Rum yönetiminin AB''nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararını veto etmek istemediğini; ancak koşulların sağlanmaması durumunda "veto hakkının saklı tutulduğunu" açıklamıştır.
Karoyan, Türkiye''nin Kıbrıs Rum kesimine, AB üyesi ülkelerle eşit koşullarda yaklaşım göstermemesi ve Rum kesimine yönelik "yasal yükümlülüklerini" yerine getirmemesi durumunda "veto hakların kullanabileceklerini" sinyali veriyor.
Daha müzakerelere karar verme aşamasında bile GKRY''nin takındığı bu tutum göstermektedir ki, müzakere süreci boyunca koca Türkiye Cumhuriyeti GKRY''nin kapris ve fantezilerine yüzde yüz bağımlı hale gelecektir.
Tabi bu süreç içinde her şeye rağmen hala ülkesi ve milletiyle bir ve bütün bir Türkiye ortada kalırsa.
17 Aralık "ucu açık" soyut bir süreç uğruna Türkiye''nin, somut bir biçimde Avrupa''nın ipoteği altına alınmasının tarihi olacak gibidir.
Birileri küstahça her şeyinizi hiçbir şey talep etmemek uğruna vermenizi istemektedirler.
Müzakereler başlasa bile birilerinin size her an "Veto ederim haaa!", "müzakereleri askıya alırım ha", "bak görüşmeleri dondururum", "üyeliğinizi referanduma götürürüm haa!" ve sonuçta da "üyeliğinizin garantisi yok haa" demesi karşılığında ortay koyacak bir tavrınız yoktur.
Hükümler, kararlar tek yanlı olunca sonuçlar tek yanlı olacak demektir.
Türkiye''de yıkım ekipleri "azınlık raporları", "ilerleme raporları"yla hareket halindedir.
Ağyarın artık sesi gür, desteği fazla ve faaliyetleri çok yönlüdür.
Bu durum seyirciliğe soyunmuş vatanseverleri bile isyan noktasına getirmiştir.
İlerleme raporu ve son gelişmeleri "pastayı bölmeden evvel kesim yerlerinin bıçak ucuyla işaretlenmesinden farksız" olduğunu söylemek zorunda kalmışlardır.
"Ülke kavun mu ki bölünsün?" diye şirinlik yapmanın devri geçti.
Bal gibi bölünür ve gidişat bölünme istikametindedir" diye yazmışlardır.
Hele hele şu itirafın ne kadar acı olduğunu bilmem söylemeye gerek var mıdır? "Açıkçası bugünlerde Türkiye''den yana tavır almak hiç de kolay değil; Türk lafı duyunca alerjisi nüksedenlerden tatlı su liberallerine kadar birine benzemez bunca zevata tek tek insanın kendini izah etmesi çok zor".
Aslında zor olan izah etmek zorunluluğudur.
Hatta bunu "aptalca ve tehlikeli" bulanlar da..
Türkiye''de Fransa''nın tutumunu eleştirerek bu durumun "Fransa''nın Avrupa''nın hasta adamı" olduğunun gerekçesi olarak ileri sürenler de çıkmıştır.
Fransa Avrupa''nın hasta adamı mıdır? Yoksa Türkiye mi Avrupa''ya hastadır, o tartışılır.
Avrupa''nın hakaretlerini ve aşağılamalarını derhal bir rahmet olarak değerlendiren adı lazım olmayan bir köşe yazarı bu durumdan şöyle bir yarar üretmektedir.
Fransa''nın tutumunu "Türkiye''nin üyeliğini enine boyuna tartışarak, çok ama çok iyi yaptığını, Bu tartışma yapılmadan Avrupa kamuoyları Türkiye''nin üyeliğine hazırlanamayacağı" gibi bir keramet ileri sürmektedir.
Türkiye''deki köşe yazarları Avrupa''daki her üye ülkenin Türkiye''ye uygun görülen aşağılamaların benzerlerinden, itilip/kakılmalardan geçtikten sonra üye olduğunu çok iyi bilmektedirler(!).
Halbuki Fransa referandum önerisinde de yalnız değildir.
Yavaş yavaş Türkiye''nin üyeliğini akla gelen ve gelmeyen bütün dayatmaları kriter kabul ederek yerine getirmesi halinde dahi Türkiye''nin tam üyeliğini AB ülkelerinin tamamında referanduma götürülmesinin gerektiğine yönelik sesler gittikçe yükselmektedir.
AB''nin Hollandalı müzakerecisi Fritez Bulkashtian işi daha da ileri götürerek "AB''nin Türkiye''nin katılımına izin vermesinin, Avrupa''nın Viyana Savaşı''na boşuna girdiği anlamına geleceği" şeklinde bir değerlendirme yapmıştır.
Artık Türkiye üzerine her ağzı bira kokan batılının dilediği gibi konuşma hakkına sahip olmasıdır.
Daha da vahimi Türkiye''ye sözde müzakere tarihinin verilmesi ile GKRY adlı kıytırık devletinin tehditlerinin Türkiye''nin tepesinde demoklesin kılıcı gibi sallanmaya başlayacak olmasıdır.
Bunun sinyalleri daha şimdiden gelmeye başlamıştır.
İngiltere''nin Avrupa İlişkilerinden Sorumlu Bakanı Denis MacShane''in, "Kıbrıs Rum kesiminin İngiltere''ye, Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararını veto etmeyeceği güvencesi verdiği" açıklamasının ardından Rum Hükümet sözcüsü Kıpros Hrisostomidir, "Rum yönetiminin AB''nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararını veto etmek istemediğini; ancak koşulların sağlanmaması durumunda "veto hakkının saklı tutulduğunu" açıklamıştır.
Karoyan, Türkiye''nin Kıbrıs Rum kesimine, AB üyesi ülkelerle eşit koşullarda yaklaşım göstermemesi ve Rum kesimine yönelik "yasal yükümlülüklerini" yerine getirmemesi durumunda "veto hakların kullanabileceklerini" sinyali veriyor.
Daha müzakerelere karar verme aşamasında bile GKRY''nin takındığı bu tutum göstermektedir ki, müzakere süreci boyunca koca Türkiye Cumhuriyeti GKRY''nin kapris ve fantezilerine yüzde yüz bağımlı hale gelecektir.
Tabi bu süreç içinde her şeye rağmen hala ülkesi ve milletiyle bir ve bütün bir Türkiye ortada kalırsa.
17 Aralık "ucu açık" soyut bir süreç uğruna Türkiye''nin, somut bir biçimde Avrupa''nın ipoteği altına alınmasının tarihi olacak gibidir.
Birileri küstahça her şeyinizi hiçbir şey talep etmemek uğruna vermenizi istemektedirler.
Müzakereler başlasa bile birilerinin size her an "Veto ederim haaa!", "müzakereleri askıya alırım ha", "bak görüşmeleri dondururum", "üyeliğinizi referanduma götürürüm haa!" ve sonuçta da "üyeliğinizin garantisi yok haa" demesi karşılığında ortay koyacak bir tavrınız yoktur.
Hükümler, kararlar tek yanlı olunca sonuçlar tek yanlı olacak demektir.
Türkiye''de yıkım ekipleri "azınlık raporları", "ilerleme raporları"yla hareket halindedir.
Ağyarın artık sesi gür, desteği fazla ve faaliyetleri çok yönlüdür.
Bu durum seyirciliğe soyunmuş vatanseverleri bile isyan noktasına getirmiştir.
İlerleme raporu ve son gelişmeleri "pastayı bölmeden evvel kesim yerlerinin bıçak ucuyla işaretlenmesinden farksız" olduğunu söylemek zorunda kalmışlardır.
"Ülke kavun mu ki bölünsün?" diye şirinlik yapmanın devri geçti.
Bal gibi bölünür ve gidişat bölünme istikametindedir" diye yazmışlardır.
Hele hele şu itirafın ne kadar acı olduğunu bilmem söylemeye gerek var mıdır? "Açıkçası bugünlerde Türkiye''den yana tavır almak hiç de kolay değil; Türk lafı duyunca alerjisi nüksedenlerden tatlı su liberallerine kadar birine benzemez bunca zevata tek tek insanın kendini izah etmesi çok zor".
Aslında zor olan izah etmek zorunluluğudur.