AB'ye Yaklaşırken Uzaklaşmak.. - Erol Manisalı
AB, o zamanki adı ile Avrupa Toplulukları (AT) 1989 yılında Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu reddetmişti. Hem de doğru dürüst bir gerekçe göstermeden. Avrupa kalkıp da, ''Soğuk savaş bitti, ben şimdi Avrupa Birleşik Devletleri'ni kurmaya başlıyorum; seni içine almayacağım'' diyemezdi tabii. discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis
6 Mart 1995'te Gümrük Birliği imzalanırken de, Türkiye'nin değil ama ''bizim taraftakilerin'' niyeti aynı idi. Soğuk savaş bitmişti. Birilerinin dediği gibi: ''Türkiye, Türkler tarafından idare edilmeyecek kadar önemli bir ülkeydi!'' İdaresi Batı'ya bırakılmalıydı...
Aslında Özal, 1991'de George Bush ile telafi etmeye çalıştı. Eğer Genelkurmay Başkanı Torumtay istifa etmese ve ordu tepki göstermeseydi süreç 1991'de başlamış olacaktı. 6 Mart 1995'te iş, Avrupa üzerinden yürütülmeye başlandı. Türkiye ''Batı kapitalizmine'' bu yolla bağlanıyordu.
İşte ABD bu nedenle, Türkiye'nin ''AB'ye bağlanmasını'' var gücüyle destekliyordu. Özal'ın 1991'de yapamadığını 6 Mart 1995 belgesi yapacaktı. ''Nikâhsız birliktelik'' Türkiye'yi Batı'nın himayesi (mandası) altına sokuyordu. En ''temiz ve başağrısız yol'' , hem de sıfır maliyetle sağlanıyordu. Sessiz darbe süreci başlatılmıştı. Yugoslavya gibi bombalamaya hiç gerek duyulmayacaktı. Irak'taki gibi dünyaya rezil olma riski de yoktu.
Batı, iki Türkiye'den birini yanına alarak bir taşla iki kuş vuruyordu. Ancak yanına aldığı Türkiye bazı sermaye çevrelerinden başka bir şey değildi. Nikâhsız beraberliği sürdürmek için ''siyasi İslamın ve bölücülerin de'' devreye sokulması gerekiyordu. 1995-2004 sürecinde bunlar da safha safha gerçekleştirildi. Türk halkının çok büyük bir bölümü bu gelişmelerin farkında değildi. Çünkü son on yıldır medyada tam bir karartma uygulanıyor.
Benzerken farklılaşmak...
Türkiye, Avrupa'ya benzediğini zannederken farklılaşıyor. Avrupa'nın yaptıklarından çok dediklerini yapıyor. Dediklerini yaparken de ilginç bir biçimde ona benzemek yerine Avrupa'dan uzaklaşıyor.
- Bireysel (ve bireyci) hakları geliştirilirken toplumsal (ve toplumcu) hakları geliştiremediği için 'Avrupa'ya hiç benzemeyen duruma geliyor' . Memurun grev hakkı yokken bireyin AİHM'ye başvurması sağlanıyor.
- Avrupa'da devletin (ve kamunun) milli gelirden aldığı ve yeniden dağıttığı oran çok yüksek olduğu halde, Türkiye'de giderek azaltılıyor. AB'deki güçlü sosyal devlet yerine Türkiye'de, ''tamamen küçültülmüş ve güçsüzleştirilmiş bir devlet yapısı'' oluşuyor.
- Avrupa kendi ulusal sanayiini güçlendirip dışarıya karşı korurken Türkiye'de yönetimler aksini yapıyorlar. Yabancı (ve Avrupalı) şirketler Türkiye pazarında gelişirken yerli şirketler geriliyor.
- AB kendi tarımına destek verip korurken bizimkiler korumuyor, desteği azaltıyorlar: Haksız rekabetin kucağına itiyorlar.
- AB, (AB'ci) politikalarla dış pazarlarda etkinliğini arttırırken Türkiye ''AB ile kurduğu tek yanlı ilişkilerle'' çokuluslu şirketlerin arka bahçesi durumuna geliyor. AB'nin dış ticaret politikalarını son yıllarda incelediğimiz zaman dışa karşı korumacılığın, özellikle ''tarife dışı engeller kullanılarak'' arttırıldığını görüyoruz. Türkiye'de ise tersi yapılıyor.
AB ve dünya ile dış ticaret açığımızın sürekli artış eğilimi göstermesi, bu ''ters yönlü ilişkilerin'' sonucudur. Bazı çevreler ''Türkiye'nin AB'ye yakınlaştırıldığını söylerken'' gerçekte Türkiye, AB'nin sahip olduğu özelliklerden hızla uzaklaşmaktadır. AB'ye benzememekte, sadece onun denetimi altına sokulmaktadır.
1989 yıllarında atılan düğümlere, AKP iktidarı ile yeni bir boyut eklenmiştir. AKP iktidarının Brüksel'in (ve ABD'nin) talep ve dayatmaları karşısındaki zaafları 3 Kasım 2002'den sonra ilişkilere yeni bir boyut kazandırdı. Süreç, daha da derinleşti ve Türkiye üzerindeki ipotekler arttı.
Aralık ayında AB doruğu, İlerleme Raporu yönünde karar alacak ve Türkiye'nin ''nikâhsız birlikteliği'' sonu olmayan bir tünelin içine sokulacaktır.
Türkiye bu tünelin içinde ''Ayrıştırılacak ve himaye düzeni süreklilik kazanacaktır'' : Eğer işler mevcut seyri içinde yürürse...
Zaten 1989'dan beri belirli çevreler tarafından düşünülen ve uygulanmakta olan bu değil miydi?
Hem de halka hiçbir şekilde sorulmadan...