AB19 Ekim 2004 00:00

Fırat, Dicle ve AB - Oktay Ekşi

‘Su, önümüzdeki yıllarda giderek stratejik bir konu olacak ve Türkiye’nin (AB) üyesi olması sonucu, su kaynaklarıyla Dicle ve Fırat üzerindeki barajlar ile sulama tesislerinin uluslararası yönetimi (çokuluslu bir şekilde yönetilmesi) beklenebilir ve bu AB için bir büyük meseledir.’acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis coupons printable link discount prescription drug cardclaritin mazilo claritinekombo claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaabilify link abilify

AVRUPA Birliği Komisyonu tarafından açıklanan 6 Ekim tarihli raporun ‘Türkiye’nin AB üyesi olmasının AB’ye ve Türkiye’ye etkileri’ni konu alan ekinde, altından Çapanoğlu çıkacak satır aramak aklımıza gelmemişti.

Bir dostumuz, hem önce Melih Aşık’ın sütununda yayınlanan ibareyi gösterdi hem de CHP Milletvekili Onur Öymen’in sözlerine dikkatimizi çekti.

Söz konusu raporun 9’uncu sayfasında aynen:

‘Water in the Middle East will increasingly become a strategic issue in the year to come, and with Turkey’s accession one could expect international management of water recources and infrastructures (dams and irrigation schemes in the Euphrates and Tigris river basins, crossborder water cooperation between Israel and its neigbouring countries) to become a major issue for the EU...’ dendiği bildiriliyor.

Tercümesi şu:

‘Su, önümüzdeki yıllarda giderek stratejik bir konu olacak ve Türkiye’nin (AB) üyesi olması sonucu, su kaynaklarıyla Dicle ve Fırat üzerindeki barajlar ile sulama tesislerinin uluslararası yönetimi (çokuluslu bir şekilde yönetilmesi)
beklenebilir ve bu AB için bir büyük meseledir.’

Onur Öymen
17 Ekim 2004 tarihli Cumhuriyet’te çıkan mülakatında, bu konuya değiniyor ve ‘aynı cümlenin içinde İsrail ve diğer ülkelerin adının geçmesini’ pek de hayra alamet saymıyor. Nitekim Melih Aşık’ın sütununda çıkan sözlerine göre bu görüşünü, ‘Böyle bir niyet şu anda ancak bu kadar ifade edilebilir’ diyerek dile getiriyor.

Onur Öymen dikkatli bir diplomattır. Ne okursa aklının süzgecinden geçirir. Nitekim iyi anımsarız, bizim bayağı olumlu saydığımız -ve bunu bu sütuna aktardığımız- meşhur Annan Planı’nın ilk versiyonu konusunda bizi uyaran da o olmuştu. Örneğin biz Annan Planı’nda KKTC’nin ‘egemen’ (sovereign) bir devlet olarak tanımlandığını ifade edince, plandaki ibarenin aslında ‘egemence’ (sovereignly) olduğunu ve bir kelime oyunu ile insanların aldatılmak istendiğini söylemişti.

Şimdi tabii, ortada henüz fol yok, yumurta yokken ayağa kalkmak gerektiğini söylüyor değiliz. Ama George W.Bush yönetiminin ‘Saddam’ın elinde kimyasal ve biyolojik kitle imha silahları var. Nükleer bomba yapacak kapasiteye sahip olduğu da biliniyor. O nedenle Saddam’ı o harekete geçmeden biz vurmak zorundayız’ gerekçesiyle yola çıkarken bizden ‘Samsun ve Trabzon limanlarının da kendilerine tahsisini’ istemesini anımsarsınız.

‘Irak’a Samsun veya Trabzon üzerinden mi gideceksiniz?’ demezler mi adama?

Belli ki bu meselelerde asıl niyeti gizlemek ve karşınızdakini enayi yerine koymak gibi bir gelenek var.

Zaten diplomasideki kazık çoğu kez 20-30 sene sonra fark edilir.

O nedenle bizim diplomatlarımız, yerine gelince ‘O cümlenin orada ne işi var?’ diye sormalılar.

Öyle ya... ‘Irak’a Trabzon tarikiyle gitme’ birtakım AB uzmanlarının ve ülkelerinin de aklına yatıyorsa, bilelim.