Avrupa Üzerinden 'Bizimkilerin' Oyunu - Erol Manisalı
- İçerde bir partimiz Avrupa'yı ve ABD'yi arkasına almış. ''Kendi misyonunu'' , ancak bunlarla işbirliği yaparak yürütebileceğine inanıyor. - Sermayenin ''gayri milli'' olanı, yani kendi geleneğini Batı'nın büyük şirketlerine bağlı (ve bağımlı) olarak geliştirebileceğini görenler yalnız çokuluslu şirketlerle değil, aynı zamanda Vaşington ve Brüksel ile işbirliği yapmak zorunda kalmışlar. cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
- Türkiye içindeki ayrılıkçı bazı etnik çevreler de kuşkusuz, Batı ile işbirliği içindeler. Yumurta-tavuk bilmecesinde olduğu gibi, Batı mı bunları üretiyor? Yoksa üreyip Batı ile işbirliğine mi gidiyorlar değerlendirmesi açık değil. Ancak ''Kendiliğinden doğan gelişmeler olsaydı ABD '52' devlete, Fransa '8' devletçiğe, İtalya da 3-4 siyasi güce bölünürdü. Onlarda olmayıp bizlerde ortaya çıkması, bu işin daha çok dış kökenli olduğunu ortaya koymaz mı?
- Türkiye içinde bölünmelerin temeli ''Batı'nın soğuk savaş sonrası şiddetlenen Türkiye ve bölge üzerindeki yeni hesaplarından kaynaklanıyor. Gayri milli sermaye, gayri milli İslamcı siyasiler ve bölücüler Türkiye'nin Batı himayesi (mandası) altına alınmasını istiyorlar. Bu üç grubun amaçlarına ulaşması buna bağlı; gayri milli İslamcılar Cumhuriyete karşılar. Karşılarında askeri görüyorlar. Ancak Batı ipoteği altına girilirse askerin elinin kolunun bağlanabileceğini hesaplıyorlar.
Kimler nereye bağlanmış...
Gayri milli sermaye (şirket) çevreleri ise Batı'nın büyük şirketlerine zaten ''bağlanmışlar'' . Türkiye de bütünüyle Batı'ya bağlı (ve bağımlı) hale gelirse işleri daha iyi yürüyecek: İçimizdeki Danimarka'nın itici gücü olarak bunlar, ''Batı adına Türkiye'yi yönetecekler'' . Batı memnun, kendileri memnun, gerisi de ite kaka yürütülür diye düşünüyorlar.
Köylüyü ve kent varoşlarını sermayenin denetleme olanağı yok. 1980'li ve 1990'lı yıllarda böyle olduğu anlaşıldı.
Cankurtaran simidi gibi ''Batıcı İslamcı siyaset'' yardıma geldi. Hem de Batı'nın ''tam desteği'' ile. ABD ve AB İslamcı siyasete destek verdi. Çünkü alternatifi Lula da Silva 'lar, Hugo Chavez 'ler olacaktı. Maazallah Türkiye'de onlar gibi düşünenler işbaşına gelir de;
- köylünün çıkarı,
- işçinin çıkarı,
- ulusal sanayi,
- sosyal devlet,
- karşılıklı çıkarların korunması,
- iç pazarın çokuluslu şirketlere işgal ettirilmemesi
gibi politikalar uygularlarsa Avrupa ve ABD'nin hali ne olur?
İşte bu nedenle Batı için ''İslamcı siyaset'' her derde deva çözüm oluyor.
İpoteğin derinleştirilmesi...
İlerleme Raporu'nda Türkiye'ye, ''üyelik için görüşmelere başlama'' sinyali verilmesi üzerinde koparılan gürültü bundan. Görüşmelere bir kere başlanınca Türkiye zaten AB (ve Batı) ipoteği altına sokulmuş olmuyor mu?
Gümrük Birliği ile atılan adım derinleştirilecek ve Batı'nın sadece Vaşington ve Brüksel gibi merkezleri değil, onların şirketleri de,
- siyasetimizi,
- ekonomimizi,
- kültürümüzü,
- güvenliğimizi
yönetmeye başlayacaklar.
Ve herkes memnun kalacak; Türkiye üzerinde hesaplar yapan ''Batılı dostlar'' Kıbrıs'ta, Ege'de, Fener'de, Güneydoğu'da, Ermeni tasarılarında, Hatay'da ve daha birçok şeyde amaçlarına ulaşacaklar.
Onlarla birlikte Cumhuriyet'ten, Atatürk 'ten ve ordudan hazzetmeyenler de Kristof Kolomb gibi Batı üzerinden amaçlarına varacaklar...
Geriye kala kala Türkiye ve onun halkı kalacak. Köylüsü bir ırgat gibi ÇUŞ'un denetimine girecek, ulusal sanayiye ve sanayiciye zaten hiç gerek duyulmayacak. Esnaf da yapacak iş kalmayınca eskiden olduğu gibi Danimarkalıların alışveriş paketlerini arabalara taşıyarak bahşiş koparacak.
İlerleme Raporu'nun açıklanışında Prodi 'nin, Verheugen 'in yüzündeki gülücükler ve mutluluk her şeyi anlatmıyor mu? 6 Ekim günü Die Welt 'te çıkan beyanatıma şu başlığı uygun görmüşler; ''Türkiye sonu olmayan tünelde'' . Oysa ben çıkışı olmayan tünel demiştim, neyse aynı kapıya çıkar!
Daha açık olmak için Avrupa himayesinde Yugoslavyalaştırma da diyebiliriz. Sahneye konan oyun budur değerli okurlar. Bu oyun Avrupa üzerinden oynanıyor, hep birlikte...