AB15 Ekim 2004 00:00

Türkiye’ye “tek ayak üzerinde bekleme” cezası...- Dr. Abdullah Özkan

İktidar, “biz denilenleri yapar, sonunda da Avrupa Birliği’ne üye oluruz” hesabı yapıyor. Ama evdeki hesabın çarşıya uymayacağı ortadadır. Türkiye’ye farklı koşullar dayatılmakta, uzun yıllar oyalamaya dayalı bir perspektif çizilmekte, müzakereler sonunda Türkiye tüm şartları yerine getirse de, üyeliğin teker teker üyelerin onayına sunulması şartı bile son anda üyeliğin rafa kalkması ihtimalini canlı tutmaktadır... cialis forum cialis bez recepta cialis bez receptaescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenaclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilorenovation vejle link renova

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili açıkladığı “ilerleme raporu”nun üzerinden biraz zaman geçince, ilk günlerdeki bayram havasının yavaş yavaş kaybolduğu, gerçeklerin üstünün örtülemediği görülüyor.

Önce şu gerçeğin altını bir kez daha çizelim: Açıklanan ilerleme raporuyla Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmuyor, sadece çok uzun yıllar sürecek, ne zaman ve nasıl sonuçlanacağı belirsiz olan müzakere sürecine başlamanın ilk adımını atıyor.

Türkiye, eğer başlarsa, müzakere sürecine de şartlı başlayacak. Yani istedikleri zaman, müzakereleri askıya alabilecekler. Bu 15 yıl, belki de 20 yıl böyle sürecek...

Türkiye “müzakereleri askıya alırım ha!..” tehdidiyle yıllarca deyim yerindeyse tek ayak üzerinde bekletilecek!

Bu durum bence bir ülkeye yapılabilecek en büyük hakaretlerden birisi... Türkiye’ye resmen ikinci sınıf ülke muamelesi yapıyorlar, “biz aslında sizi almak istemiyoruz ama ne yapalım ki, bizim güvenliğimiz için de önemli bir ülkesiniz. Bu nedenle sizi böyle tek ayak üzerinde bekletecek, istediğimiz herşeyi yaptırtacağız” diyorlar!..

Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz da raporun üslubuyla ilgili yaptığı açıklamada “terbiyesizce” ifadesini kullandı. Türkiye’ye yapılan bu terbiyesizlik nedense kimsenin umurunda değil.

Mevcut iktidarın “tek ayak üzerinde bekleme cezasına” razı olduğu ve bundan da hiçbir şikayetinin bulunmadığı görülüyor.

İktidar, “biz denilenleri yapar, sonunda da Avrupa Birliği’ne üye oluruz” hesabı yapıyor. Ama evdeki hesabın çarşıya uymayacağı ortadadır. Türkiye’ye farklı koşullar dayatılmakta, uzun yıllar oyalamaya dayalı bir perspektif çizilmekte, müzakereler sonunda Türkiye tüm şartları yerine getirse de, üyeliğin teker teker üyelerin onayına sunulması şartı bile son anda üyeliğin rafa kalkması ihtimalini canlı tutmaktadır...

Böyle bir durumda zafer naraları atmak, bayram diye sevinmek hangi akla hizmettir, sormak gerekir...

 

Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Uluç Özülker Fransız Le Parisien gazetesine verdiği demeçte, Fransa’nın Türkiye’nin üyeliğine karşı olma nedeninin “din” olduğunu söyledi, “Hıristiyan olsaydık, sorun çıkmazdı!” dedi.

Müslüman olduğu için Türkiye’yi AB içinde istemeyen Fransa, 20 yıl sonra müzakereler tamamlanıp sıra Türkiye’nin üyeliğini onaylamaya geldiğinde yine aynı şartı masanın üzerine koyacak!

 

Müslüman olduğunuz için sizi AB içinde istemiyoruz, Hıristiyan olsaydınız işiniz çok kolaydı diyecek!..

Ne pahasına olursa olsun AB’ye girmek için çaba harcayanlar peki o zaman ne yapacaklar?..