AB14 Ekim 2004 00:00

Türkiye Rehine mi?-2 - Özcan Yeniçeri

AB'nin Türkiye'ye yönelik olarak uygulamaya koyduğu "önlemler", getirdiği onca "koruyucu koşullar", risk almamak ve yükümlülük altına girmemek yaklaşımları, "önce uyutmak sonra unutmak" ya da oyalamak ve savsaklamak gibi stratejileri AB yönünden çok da anlaşılmaz değildir.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis coupons printable link discount prescription drug cardfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acne

Anlaşılmaz olan AB''nin "kriterleri yerine getirdiniz ama", "müzakereler başlayabilir ama" şeklindeki raporu da değildir.

Anlaşılamayan söz konusu raporun Türkiye''deki egemen çevrelerce algılanma şekli ve üretilen beklentilerle ilgilidir.

Fınancıal Times, 7 Ekim 2004 tarihli başyazısın da yapılan yorumun da Fransız Le Monde, Yunan To Vima''nınkinden farksızdır.

"AB''ye üye ülkelerce aralık ayında onaylanması gerekse de Avrupa Komisyonu dün, Türkiye''yle müzakereleri başlatma ışığını yaktı.

Ancak Ankara''ya yeşilden ziyade sarı ışık yakılmıştır.

Brüksel Türkiye''yle müzakerelerdeki bazı çekincelerini, ileride başvuracak tüm ülkelere yönelik yeni ve daha sert bir yaklaşımın ardına gizlemesinin yanı sıra, sadece Türkiye''ye özgü bazı koşullarda ekledi.

Komisyon, Türkiye''nin sonunda AB''ye girmesi hedeflense dahi bunun garanti olmaktan çok uzak olduğu gerçeğini ısrarla vurguladı.

Teoride şimdiye kadarki üyelik müzakerelerinin sonu açıktı.

Ancak bu sefer Brüksel en başından, Türkiye''nin insan hakları ihlali halinde Türkiye''yle üyelik görüşmelerini askıya alabileceğini açıkça duyurdu.

Komisyon Türklerin üyeliğine karşı çıkanların gönlünü de Türk işçilerin AB içinde serbest dolaşımını kontrol edecek bir kalıcı önlem maddesi önererek aldı.

… Komisyon, Türkiye''yle müzakereleri bir nevi daimi hükümetler arası konferans çerçevesine hapsetmeyi öneriyor.

Böyle bir şey AB hükümetlerin, müzakerelerin sadece sonucuna değil sürecine de istediği zaman bakabilecek bir pozisyona getirecektir.

Kıbrıs gibi Ankara''ya diş bileyen bir AB üyesine de ilerlemeye ket vurması için sürekli imkân yaratabilecek".

Adamlar kendi ürünleri olan rapora bakıp "Türkiye vesayet altına alındı", "Türkiye tehdit altında" ve "Türkiye garip bir rehine rejimi" altına düşürüldüğünü söylüyor.

Yunanistan''ın fırsattan yararlanarak Ankara''nın üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediğini savunup, üyelik müzakerelerinin kesilmesini isteyebileceğini yazıyorlar.

Hele hele AB''nin Türkiye''de azınlık yaratma aşkının, garip bir insanlık sevdası sonucu rapora girdiğini sanmak için fena halde ahmak olmak gerektiğini söylemeye bilmem gerek var mı? Tablo ortada, fotoğraf açık olduğuna göre AB''nin müzakerenin yolunu açan kararı için zil takıp oynamanın bir anlamı var mıdır? Adeta "biz daha ağır şartlar bekliyorduk, buna da şükür" demek Türkiye hükümetinin elini güçlendirir mi? İstenilen her tavizi vermeyi, her baskıya baş eğmeyi ve nihayet "evet" demeyi müzakerenin gereği sayan bir anlayışla ülke menfaatleri korunabilir mi? Medyanın kahır ekseriyetinin AB''nin dayattığı her şartı bir vecd ve kendinden geçercesine desteklemesi normal midir? AB fonları karşılığında adeta AB uşaklığı yapmaya dur diyecek mekanizma Türkiye''de yok mudur? Televizyon, gazete ve siyasi mahfillerin en etkinlerinin ortaya koyduğu tavırları görünce az gelişmiş ülkenin aydının da az gelişmiş olduğunu anlaşılmaktadır.

Toplumların olduğu gibi aydınların da ilkelliğini onların sevinç ve üzüntü biçimleri ele verir.

Elleri dize vurup, saç baş yolarak, feryat Şgan ağlamalarla üzüntüsünü; yerlere dolarlar saçıp, tavernalarda tabaklar kırıp, şampanyalar patlatıp, havaya silahlar sıkarak gösterişli biçimde sevinçlerini kutlayanlar olgun olmayan toplumların özellikleridir.

Müzakerelerin önünün bir biçimde açılmasıyla sevinçten uçarcasına yaygara koparmak ülkenin olgun olmayan yanını ortaya koymaktadır.

Raporda açıkça Türkiye''ye karşı yapılan ayrımcılığa, kalıcı kriter koyma girişimlerine, sanal azınlık yaratma zorlamalarına, müzakereleri sonu belirsiz bir süreç olarak sürdürme itiraflarına şiddetle karşı koymak gerekirken, "buna da şükür" türünden yaklaşımlar hiçbir onur sahibinin yapacağı iş değildir.

Türkiye''de yaşayanların Türkiye''nin çıkarlarının yanında yer alması her şeyden önce etik bir sorundur.