Siyaset21 Kasım 2004 00:00
YENİ OSMANLICILIK VE TÜRKİYELİLİK - Mustafa Erkal
Son yıllarda Türkiye''nin Türkiye olmaktan çıkarılması için büyük gayret gösteriliyor.İçerden ve dışardan çalışılıyor.Türkiye''de çeşitli tartışmalar açtırılıyor.Bize ve yapımıza uygun olmayan konu ve kavramlar tartıştırılıyor.Hedef; 1923''de kurduğumuz ve Türk tarihinin bir devamı olan Cumhuriyetimiz, Milli Devletimiz ve üniter yapımızdır.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadaescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholrenovation vejle site renovacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
İki kutuplu dengenin (ABD ve Sovyetler Birliği) olduğu soğuk harp ve "detant" dönemlerinde bu saldırılar gündeme gelmiyordu.
Ancak, tek patronlu bir küreselleştirme süreci ortaya çıkınca işler değişti.
Din ve kültür ağırlıklı "Medeniyetler Çatışması", "Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Ortadoğu" tezleri tartışılır oldu.
Yeni haçlı saldırıları değişik vasıtalarla Anadolu''ya yöneldi.
Türkiye için çok milletli ve çok hukuklu bir model hazırlandı.
Ortadoğu''da Evangelistler ve Yahudilere taşeronluk gündeme geldi.
Bu değişmelerde küresel istilacı güç olan ABD''nin yeni güvenlik anlayışı (tehlike bana ulaşmadan tehlikenin bulunduğu veya bulunacağı farz edilen yerde tehlikeyi ortadan kaldırmak) önemli rol oynadı.
Artık, birçok bölgede olduğu gibi; Ortadoğu''da da anti-amerikancı ve radikal islamcı hareketlerin önlenebilmesi için laik, geleneksel sistemler ve yerleşmiş düzenler, eski müttefikler desteklenmiyor.
Tam tersine; radikal akımların içine girerek onları liberalleştirme , ılımlı hale getirme, ABD''nin sistemiyle bütünleştirme ve tanınmaz hale getirme esas alınıyor.
Bir zamanların Avrupa Komünizmi gibi ABD modeli İslam kullanılıyor ve öne çıkarılıyor.
Türkiye''de yapılan ve yaptırılan tartışmalar buna göre şekilleniyor.
Türkiye için yeni tezler adı altında 2.Cumhuriyetçilik, Türkiyelilik ve yeni Osmanlıcılık gündeme getiriliyor.
Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı milli kimliği bir tarafa atarak "Türkiyelilik" ten bahsediyor.
Acaba Türkiyelilikten bahsedenler Avrupa''dan ABD''ye göç etmiş göçmenler gibi mi kendilerini görmektedirler? Kaldı ki onlar bile Amerikalılığı öne çıkarıyorlar.
Aslında yukarıdaki üç eğilim birbiriyle iç içe ve birbirini tamamlayan tartışma konularıdır.
Hepsinin ortak gayesi Osmanlıdan milli devlete geçişi ve milletleşme sürecini reddetmektir.
Sanki milli mücadele yapılmamış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış gibi farz ediliyor.
Bize Osmanlı modelini, Milli Devletten ve Cumhuriyetin temel ilkelerinden vazgeçmeyi, Kemalizm''in ve Atatürk''ün modasının geçtiğini, bugüne ışık tutmadığını iddia ve tavsiye edenler Türkiye''ye Osmanlının işgal edilmiş ve kaybedilmiş topraklarını mı vaat etmektedirler? Vatikan benzeri bir kurumun, Papalığın bir benzerinin İslam aleminde bulunmadığından sözde rahatsız olanlar "ılımlı hilafet" in getirilmesine yardımcı olmaya çalışmaktadırlar.
Böylece hem Osmanlıdan, hem de hilafetten yanaymış gibi görünerek zihinler karıştırılmakta ve taraftar toplanmaktadır.
Bu konuda mesafe alınırsa; belki bir gün ABD''den halife ithali de olabilir.
Ramazan Bayramı namazından sonra bazı camilerde " Bu bayram artık hilafetsiz son bayram olsun" bildirilerinin "Türkiye Vilayeti" adı altında dağıtılması sebepsiz değildir.
Başbakanlıkta Türkiye''ye verilmek istenen yeni şekle uygun olarak hazırlanan sosyal yapıyı etnikleştirme ve azınlıklar yaratma, eski azınlıkları ( Rum, Ermeni, Yahudi) daha iyi korumaya dönük malum raporu hazırlayan ve oldu bittiğe getiren iki ünvanlı adam dolayısıyla üniversite hocalığı da yıpratılmıştır.
Halkın ünvanlı kişilere bakışında ortaya çıkan nefretten hiç hak etmiyor şekilde bizler de pay alıyoruz.
Bu Rapor 6 Ekim 2004 tarihli AB''nin İlerleme Raporuyla adeta bütünleşiyor.
Bu konuda daha çok şeyler yazacağız.
Azınlıklar yaratma peşindeki Rapor, hukuki olmaktan ziyade çokkültürlülük teziyle siyasi bir saldırı teşkil ediyor.
Amaç, Müslüman azınlıklar yaratmak.
Türkiye''de başka azınlıklar da var demek Lozan''ı tamamlamak değil; onu hukuken geçersiz saymaktır.
Türkiye, Azınlıkların Korunması Çerçeve Anlaşmasını imzalamamıştır.
Belçika ve Yunanistan imzalamış ama yürürlüğü koymamıştır.
Bu ülkeler istikrarı bozmak ve federal bir yapıya geçmeyi reddetmişlerdir.
Fransa ise imzalamamıştır.
Bu üç ülke yeni azınlıklar yaratılmasını kabul etmemekle milli birliklerini tehlikeye mi atmışlardır? Bazı iddialara göre; eğer azınlıkları arttırırsanız daha iyi birleştirici olunabilir.
Oysa farklılıkları kutsallaştırmak ve abartmak çözülme ve her türlü istikrarsızlığı yaratır.
Alman vatandaşı Türkler ve diğer yabancı kaynaklı nüfus azınlık yapılabiliyor mu? Demokrasi ve demokratikleşmeyle çokkültürlülük zorlamaları çelişir.
Oldukça homojen yapılarda çokkültürlülük çözülme ve dağılma dinamitidir.
Etnik çatışmanın sebebidir.
Üniter yapının, milli birlik ve bütünlüğün, mutabakatların bulunmadığı, kısaca; kalabalıklardan milletleşmiş toplumlara geçilemediği sürece; demokrasinin tartışılması da anlamsız olur.
Millet ve millet gerçeği demokrasinin altyapısıdır.
Ancak, bu temel üzerinde demokrasi de ele alınabilir.
Ancak, tek patronlu bir küreselleştirme süreci ortaya çıkınca işler değişti.
Din ve kültür ağırlıklı "Medeniyetler Çatışması", "Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Ortadoğu" tezleri tartışılır oldu.
Yeni haçlı saldırıları değişik vasıtalarla Anadolu''ya yöneldi.
Türkiye için çok milletli ve çok hukuklu bir model hazırlandı.
Ortadoğu''da Evangelistler ve Yahudilere taşeronluk gündeme geldi.
Bu değişmelerde küresel istilacı güç olan ABD''nin yeni güvenlik anlayışı (tehlike bana ulaşmadan tehlikenin bulunduğu veya bulunacağı farz edilen yerde tehlikeyi ortadan kaldırmak) önemli rol oynadı.
Artık, birçok bölgede olduğu gibi; Ortadoğu''da da anti-amerikancı ve radikal islamcı hareketlerin önlenebilmesi için laik, geleneksel sistemler ve yerleşmiş düzenler, eski müttefikler desteklenmiyor.
Tam tersine; radikal akımların içine girerek onları liberalleştirme , ılımlı hale getirme, ABD''nin sistemiyle bütünleştirme ve tanınmaz hale getirme esas alınıyor.
Bir zamanların Avrupa Komünizmi gibi ABD modeli İslam kullanılıyor ve öne çıkarılıyor.
Türkiye''de yapılan ve yaptırılan tartışmalar buna göre şekilleniyor.
Türkiye için yeni tezler adı altında 2.Cumhuriyetçilik, Türkiyelilik ve yeni Osmanlıcılık gündeme getiriliyor.
Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı milli kimliği bir tarafa atarak "Türkiyelilik" ten bahsediyor.
Acaba Türkiyelilikten bahsedenler Avrupa''dan ABD''ye göç etmiş göçmenler gibi mi kendilerini görmektedirler? Kaldı ki onlar bile Amerikalılığı öne çıkarıyorlar.
Aslında yukarıdaki üç eğilim birbiriyle iç içe ve birbirini tamamlayan tartışma konularıdır.
Hepsinin ortak gayesi Osmanlıdan milli devlete geçişi ve milletleşme sürecini reddetmektir.
Sanki milli mücadele yapılmamış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış gibi farz ediliyor.
Bize Osmanlı modelini, Milli Devletten ve Cumhuriyetin temel ilkelerinden vazgeçmeyi, Kemalizm''in ve Atatürk''ün modasının geçtiğini, bugüne ışık tutmadığını iddia ve tavsiye edenler Türkiye''ye Osmanlının işgal edilmiş ve kaybedilmiş topraklarını mı vaat etmektedirler? Vatikan benzeri bir kurumun, Papalığın bir benzerinin İslam aleminde bulunmadığından sözde rahatsız olanlar "ılımlı hilafet" in getirilmesine yardımcı olmaya çalışmaktadırlar.
Böylece hem Osmanlıdan, hem de hilafetten yanaymış gibi görünerek zihinler karıştırılmakta ve taraftar toplanmaktadır.
Bu konuda mesafe alınırsa; belki bir gün ABD''den halife ithali de olabilir.
Ramazan Bayramı namazından sonra bazı camilerde " Bu bayram artık hilafetsiz son bayram olsun" bildirilerinin "Türkiye Vilayeti" adı altında dağıtılması sebepsiz değildir.
Başbakanlıkta Türkiye''ye verilmek istenen yeni şekle uygun olarak hazırlanan sosyal yapıyı etnikleştirme ve azınlıklar yaratma, eski azınlıkları ( Rum, Ermeni, Yahudi) daha iyi korumaya dönük malum raporu hazırlayan ve oldu bittiğe getiren iki ünvanlı adam dolayısıyla üniversite hocalığı da yıpratılmıştır.
Halkın ünvanlı kişilere bakışında ortaya çıkan nefretten hiç hak etmiyor şekilde bizler de pay alıyoruz.
Bu Rapor 6 Ekim 2004 tarihli AB''nin İlerleme Raporuyla adeta bütünleşiyor.
Bu konuda daha çok şeyler yazacağız.
Azınlıklar yaratma peşindeki Rapor, hukuki olmaktan ziyade çokkültürlülük teziyle siyasi bir saldırı teşkil ediyor.
Amaç, Müslüman azınlıklar yaratmak.
Türkiye''de başka azınlıklar da var demek Lozan''ı tamamlamak değil; onu hukuken geçersiz saymaktır.
Türkiye, Azınlıkların Korunması Çerçeve Anlaşmasını imzalamamıştır.
Belçika ve Yunanistan imzalamış ama yürürlüğü koymamıştır.
Bu ülkeler istikrarı bozmak ve federal bir yapıya geçmeyi reddetmişlerdir.
Fransa ise imzalamamıştır.
Bu üç ülke yeni azınlıklar yaratılmasını kabul etmemekle milli birliklerini tehlikeye mi atmışlardır? Bazı iddialara göre; eğer azınlıkları arttırırsanız daha iyi birleştirici olunabilir.
Oysa farklılıkları kutsallaştırmak ve abartmak çözülme ve her türlü istikrarsızlığı yaratır.
Alman vatandaşı Türkler ve diğer yabancı kaynaklı nüfus azınlık yapılabiliyor mu? Demokrasi ve demokratikleşmeyle çokkültürlülük zorlamaları çelişir.
Oldukça homojen yapılarda çokkültürlülük çözülme ve dağılma dinamitidir.
Etnik çatışmanın sebebidir.
Üniter yapının, milli birlik ve bütünlüğün, mutabakatların bulunmadığı, kısaca; kalabalıklardan milletleşmiş toplumlara geçilemediği sürece; demokrasinin tartışılması da anlamsız olur.
Millet ve millet gerçeği demokrasinin altyapısıdır.
Ancak, bu temel üzerinde demokrasi de ele alınabilir.