AB10 Ekim 2004 00:00
AB Ne Dediyse O! - Özcan Yeniçeri
Türkiye ile ilgili olarak AB nasıl bir karar alırsa alsın onu alkışlayanlar, AB''ye girmeyi "adam olmanın", "uygar olmanın", "çağdaş olmanın" tek şartı olarak görmektedirler. Bunlar AB uğruna her türlü aşağılanmanın, hakaretin, incinmenin, zilletin sineye çekilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Bu güruh kayıtsız şartsız AB''ye tabi olmayı savunmaktadır.Gerçekte yıllardır AB''yi besleyen ve AB''den beslenen bu ekip milleti uşak olarak kullanmışlardır.coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnecleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Bu kesim Dünya Bankasından, İMF''den alınan paraları, milletten toplanan vergileri, ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını talan edenlerdir.
Bunlara göre Türkiye değişirse ancak batı sopasıyla değişebilir.
O bakımdan AB''nin dayatmaları dahi Türkiye''nin lehinedir hiç düşünmeden kabul edilmelidir.
Onları sorgulamamak algılamak gerekir.
Hatta AB''yi eleştirmeyin eğer eleştiri yapma ihtiyacı duyarsanız bunu kendinizle ilgili özeleştiri biçiminde yapın.
Mademki insan hakları, demokrasi, refah ve kalkınmada gerisiniz o halde sizin haklı bir yanınız olamaz.
Kıyaslamayacaksınız kendinize kıyacaksanız.
AB''yi getirdiklerini ya da dayattıklarını ölçüp/biçmeyin fakat kendinizin biçilmesini sessizce karşılamalısın.
"Siyasal ve ekonomik açıdan AB''den uzun süre ve epey dayak yemeye hazırlanmak gerek!..
AB bizi döve döve adam etmek amacında!" O bakımdan onlar her Türkiye/AB ilişkisinde "Yolun Açık Olsun Türkiye" başlıkları, "Avrupa Ülkesi Olduk" naraları atarlar.
6 Ekim tarihli tavsiye raporu AB''ye hiçbir sorumluluk yüklemiyor.
Her an vazgeçilmesi mümkün, bağlayıcı hiçbir yönü olmayan, müzakerelerin başlatılmasını öneren ancak gelinen noktadan şu veya bu bahaneyle geriye adım atmayı mümkün kılan hükümleri var. Bir defa Türk işçilerine ''kalıcı'' serbest dolaşım hükmü getirilebileceği önerilebilmiş.
AB uşağı olmamış Türkiyeliler hatırlayacaklardır KKTC''ye bu yönde AB mevzuatı çerçevesinde bizzat Werheugen ''kalıcı'' hükümlerin getirilemeyeceğini savunmuştu.
Alevilerin resmi din topluluğu olarak kabul edilmesi talep edilmekte… Lozan''a atıfla Kürtler''e azınlık statüsü istenmekte..
Kürtçenin eğitim ve yayınlarda kullanılmaması eleştirilmekte… Ordu üzerindeki denetimin arttığı, ancak sivil-asker ilişkisinin AB''nin istediği düzeye gelmediğine vurgu yapmakta… Müzakerelerinin ucu açık olarak başlayacak ama bunun üyelik için garanti anlamına gelmediği bu katılım müzakeresinin başarısız olma riskinden söz etmektedir.
Müzakerelerin ucunun açık ve İnsan haklarında ilerleme durursa müzakere askıya alınacak, vb.
Nihayet müzakere en iyimser tahminlerde bile 2015''e kadar, katılımın ise Allahulalem muhtelif kesintilerle AB''nin öngöreceği 2025''e kadar sürebilir.
Yeşillerin lideri, çocuklarının Türkiye''nin AB''ye üye olduğunu görebileceğini söylemiştir.
Müzakere sürecinin hemen başlarında KKTC bir biçimde Rumlara hediye edilecek.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi resmen tanınacak, Ege''de 12 mil belki de bir 10 mil olarak "hık-mık", "kem-küm" edilerek kabul edilecek.
Bütün kayalıklar, kıta sahanlığı Rumların istediği biçimde karara bağlanacak.
Hava sahası Yunanlıların kontrolüne geçecek.
Böylece Türkiye ile Yunanistan arasındaki kırk yıldır süren "it dalaşı", tatbikat krizleri ve muhtelif gerilimler çözümlenmiş olacak.
Ermeni soykırım tasarısı bu süre içinde önce ABD''nin kabul etmesi ve yönlendirmesiyle ardından belirli bir sürece yayılarak kabul edilecek.
Ermeni, Rum, İsrail ve Vatikan''ın Türkiye''den süreç içerisinde yeteri kadar toprak satın almasıyla da sorunun toprak boyutu da kendiliğinden halledilmiş olacaktır.
Böylece 200 yıllık boğaz içindeki "hasta adam" sorunu da böylece çözümlenmiş olacak.
Irak''ın "demokrasiye kavuşturulması" (!) operasyonu sırasında Amerikan askerlerine su veren, çiçek atan ve ellerini öpen Iraklılar vardı.
AB''nin ilerleme raporu dolaysıyla medya aydınlarının yaptıkları açıklamaların uşaklığın etnik yapıyla ilgisinin olmadığını göstermektedir.
Kuşkusuz bunlar Avrupa''nın Oryantalist gayretlerinin somut sonuçlarıdır: AB ne istiyorsa bizim yararımızadır.
Biz tarih dışı bir toplumuz.
Batı bizi sömürürse de çok faydalıdır.
Hindistan''ı sömürdü ama kalkındırdı.
AB''nin şartlarını bir kenara bırakıp, onların aralarına girmek gerekir ne türlü olursa olsun; şartına, biçimine, kapsamına ve niteliğine bakmadan AB''li olalım.
Böylece Türkiye''nin yolu açık olacak, yeşil ışık yakılacak ve Avrupa ne dediyse o olacak!
Bunlara göre Türkiye değişirse ancak batı sopasıyla değişebilir.
O bakımdan AB''nin dayatmaları dahi Türkiye''nin lehinedir hiç düşünmeden kabul edilmelidir.
Onları sorgulamamak algılamak gerekir.
Hatta AB''yi eleştirmeyin eğer eleştiri yapma ihtiyacı duyarsanız bunu kendinizle ilgili özeleştiri biçiminde yapın.
Mademki insan hakları, demokrasi, refah ve kalkınmada gerisiniz o halde sizin haklı bir yanınız olamaz.
Kıyaslamayacaksınız kendinize kıyacaksanız.
AB''yi getirdiklerini ya da dayattıklarını ölçüp/biçmeyin fakat kendinizin biçilmesini sessizce karşılamalısın.
"Siyasal ve ekonomik açıdan AB''den uzun süre ve epey dayak yemeye hazırlanmak gerek!..
AB bizi döve döve adam etmek amacında!" O bakımdan onlar her Türkiye/AB ilişkisinde "Yolun Açık Olsun Türkiye" başlıkları, "Avrupa Ülkesi Olduk" naraları atarlar.
6 Ekim tarihli tavsiye raporu AB''ye hiçbir sorumluluk yüklemiyor.
Her an vazgeçilmesi mümkün, bağlayıcı hiçbir yönü olmayan, müzakerelerin başlatılmasını öneren ancak gelinen noktadan şu veya bu bahaneyle geriye adım atmayı mümkün kılan hükümleri var. Bir defa Türk işçilerine ''kalıcı'' serbest dolaşım hükmü getirilebileceği önerilebilmiş.
AB uşağı olmamış Türkiyeliler hatırlayacaklardır KKTC''ye bu yönde AB mevzuatı çerçevesinde bizzat Werheugen ''kalıcı'' hükümlerin getirilemeyeceğini savunmuştu.
Alevilerin resmi din topluluğu olarak kabul edilmesi talep edilmekte… Lozan''a atıfla Kürtler''e azınlık statüsü istenmekte..
Kürtçenin eğitim ve yayınlarda kullanılmaması eleştirilmekte… Ordu üzerindeki denetimin arttığı, ancak sivil-asker ilişkisinin AB''nin istediği düzeye gelmediğine vurgu yapmakta… Müzakerelerinin ucu açık olarak başlayacak ama bunun üyelik için garanti anlamına gelmediği bu katılım müzakeresinin başarısız olma riskinden söz etmektedir.
Müzakerelerin ucunun açık ve İnsan haklarında ilerleme durursa müzakere askıya alınacak, vb.
Nihayet müzakere en iyimser tahminlerde bile 2015''e kadar, katılımın ise Allahulalem muhtelif kesintilerle AB''nin öngöreceği 2025''e kadar sürebilir.
Yeşillerin lideri, çocuklarının Türkiye''nin AB''ye üye olduğunu görebileceğini söylemiştir.
Müzakere sürecinin hemen başlarında KKTC bir biçimde Rumlara hediye edilecek.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi resmen tanınacak, Ege''de 12 mil belki de bir 10 mil olarak "hık-mık", "kem-küm" edilerek kabul edilecek.
Bütün kayalıklar, kıta sahanlığı Rumların istediği biçimde karara bağlanacak.
Hava sahası Yunanlıların kontrolüne geçecek.
Böylece Türkiye ile Yunanistan arasındaki kırk yıldır süren "it dalaşı", tatbikat krizleri ve muhtelif gerilimler çözümlenmiş olacak.
Ermeni soykırım tasarısı bu süre içinde önce ABD''nin kabul etmesi ve yönlendirmesiyle ardından belirli bir sürece yayılarak kabul edilecek.
Ermeni, Rum, İsrail ve Vatikan''ın Türkiye''den süreç içerisinde yeteri kadar toprak satın almasıyla da sorunun toprak boyutu da kendiliğinden halledilmiş olacaktır.
Böylece 200 yıllık boğaz içindeki "hasta adam" sorunu da böylece çözümlenmiş olacak.
Irak''ın "demokrasiye kavuşturulması" (!) operasyonu sırasında Amerikan askerlerine su veren, çiçek atan ve ellerini öpen Iraklılar vardı.
AB''nin ilerleme raporu dolaysıyla medya aydınlarının yaptıkları açıklamaların uşaklığın etnik yapıyla ilgisinin olmadığını göstermektedir.
Kuşkusuz bunlar Avrupa''nın Oryantalist gayretlerinin somut sonuçlarıdır: AB ne istiyorsa bizim yararımızadır.
Biz tarih dışı bir toplumuz.
Batı bizi sömürürse de çok faydalıdır.
Hindistan''ı sömürdü ama kalkındırdı.
AB''nin şartlarını bir kenara bırakıp, onların aralarına girmek gerekir ne türlü olursa olsun; şartına, biçimine, kapsamına ve niteliğine bakmadan AB''li olalım.
Böylece Türkiye''nin yolu açık olacak, yeşil ışık yakılacak ve Avrupa ne dediyse o olacak!