AB10 Ekim 2004 00:00
AB''nin milisleri ve küresel uşaklar - Mustafa Erkal
AB''nin Türkiye ile ilgili 6 Ekim 2004 tarihli İlerleme Raporu''nun açıklandığı gün yazılı ve görüntülü basınımız iki farklı pencereden konulara bakmıştır. Bunlardan birisi; bu İlerleme Raporu''nu doğru dürüst incelemeye fırsat bile bulmadan bir gecede "Avrupalı" olduğumuzu ilan etmiş; artık işin bittiğini yazacak ve söyleyecek kadar hayali değerlendirmeler yapabilmiştir.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenaabilify abilify alkohol abilifycialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponkamagra kamagra 100mg kamagra gel
Biz bunlara yabancı değiliz.
Aynı çevreler üye olmadan sadece Gümrük Birliği''ne girişimizi de 1996 Ocak''ında davul zurnayla kutlamışlardı.
Ancak, Türkiye her yıl 15 milyar dolar zarar görmüştür ve görmektedir.
O tarihten itibaren de dış ticaret açığımız büyümüştür.
İlerleme Raporu sadece Türkiye''nin AB''ye üyelik süreci içinde bulunduğunu teyit etmiştir.
Müzakereye başlanmasını tavsiye etmiştir.
Asıl değerlendirme, 17 Aralık 2004''teki üst seviye toplantısında görüşülecek ve Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı kararlaştırılacaktır.
Kaldı ki, tam üyelik müzakerelerinin başlaması, yabancıların da ifade ettiği gibi uzun yolun sadece başlangıcıdır.
Bu müzakerelerin yıllar sürebileceği ; 10-15 sene alabileceği sesli olarak ifade edilmektedir.
İlerleme Raporu''nda sadece Türkiye''ye uygulanan bir yönteme göre; eğer bu süre içinde AB tarafından olumsuz sayılabilecek bir siyasi değişiklik veya olay gündeme gelirse müzakereler sona erebilecektir.
Yani kazanılmış hak falan ortada kalmayacaktır.
Şu halde; AB ileride yapılacak genel seçimlere bile ambargo koymuştur.
Aslında son mahalli ve genel seçimlerde de bu hissettirilmiştir.
Yine 2003 Aralık''ında KKTC''de yapılan Annan Planı referandumunda "evet" çıkmaması halinde referandumun bile tekrar edileceği belirtilmiş ve AB yetkilileri, yabancı büyükelçiler, iktidarımızla birlikte Sayın Denktaş''ın aleyhine çalışmışlardır.
Oysa netice ortadadır ve aldatıldığımız açıktır.
AB tarafından verilen hiçbir vaat yerine getirilmemiştir.
Referandumdan önce yapılan genel seçimlerde de Mehmet Ali Talat''ın kazanmaması halinde, seçimlerin kabul edilmeyeceği açık olarak belirtilmiştir. İlerleme Raporu''nda açık olarak fonlarda Türkiye''ye verilecek paranın bulunmadığı , emeğin serbest dolaşımının söz konusu olamayacağı ve Türkiye''ye ikinci sınıf üyelik verilebileceği tehlikesi vardır.
Tarih de verilmemiştir.
Buna karşılık Kıbrıs Rum Kesimi''nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınması, Kıbrıs Türklerinin azınlık yapılması, Türkiye''de ise; Kürtlerin ve Alevilerin azınlık sayılması dayatılmaktadır.
Maalesef bu süreçte devlet olarak tanıdığımız KKTC ile Gümrük Birliği yapamazken; Kıbrıs Rum Kesimi''yle Gümrük Birliği gerçekleşmiştir.
6 Ekim 2004 öncesi Rumların Gümrük Birliği''ne girişine izin veren Türkiye, belirsizliklerle dolu bir raporla karşı karşıyadır.
Bizlere Sevr korkusuna kapılmış diyenler, Lozan''ın paramparça edildiğini göremezler.
Basının , aydınların bir bölümü , yukarıdaki çizgide "ne güzel oldu" diye oynayıp , bazı yerlerde ise bölücüler halay çekerken ve sözde AB üyeliğini kutlarken, Türkiye üzerinde yine bir karartma oynanmıştır.
Bu çevreler, AB''nin milisleridir ve kapamalarıdır.
Onlar için Cumhuriyet, milli devlet , hükümranlık hakları ve milli bağımsızlık önemli değildir.
Konuya sadece fert seviyesinde ve ferdin temel hak ve hürriyetleri açısından bakmaktadırlar.
Yani devletsiz, toplumsuz , tekleştirilmiş fert...
Bu küresel kölelerden birisi, bir radyo programında milli devlet, milli kimlik, Türklük, Müslümanlık önemli değil; insan önemli diyebilmiştir.
Buna göre, Türkiye''nin kimin tarafından yönetildiği önemli değildir.
Sadece nasıl yönetildiği önem taşır.
Türkiye''nin bölünmez bütünlüğü de anlamlı değildir.
Devlet değil; insan öne çıkarılmalıdır.
Bu çizgi, dünün Ali Kemal''lerinin çizgisidir.
Teslimiyetçiliğin ve mandacılığın 2000''li yıllardaki resmidir.
Basında ve aydınlar arasında ikinci bir yaklaşım ise; gerçekçidir ve Türkiye''den yanadır.
Ülke çıkarları ve Türkiye''yi Türkiye yapan değerler esas alınmıştır.
Ancak, toplum öyle uyuşturulmuştur ki; tünelin çok ötesinde yer alan hayali bir AB üyeliğinin sihirli lambası ile birden gelir seviyesi artacak , her sorun çözülecek zannedilmektedir.
AB tezgahı da buna göre kurulmuştur.
Yanlış yaklaşım, Türkiye''nin yıllardır pazarlık gücünü bile kısıtlamıştır.
Basın konuyu magazinleştirmiş, kızlarımızın ve erkeklerimizin eş seçme imkanının bile artacağını ileri sürmüştür.
Bütün bu ihanet ve tuzaklar karşısında Türkiye , çok farklı makamlara getirilmeye meraklı olmayan , milli olmayan sermayenin yönetim kurulu üyelikleriyle aldatılamayan , Cumhuriyet''e , milli devlete ve Türkiye''yi Türkiye yapan değerlere bağlı, Mustafa Kemal Atatürk gibi "bağımsızlık benim karakterimdir" diyebilecek adam gibi adamlara ihtiyacı vardır; asker-sivil farketmez.
Aynı çevreler üye olmadan sadece Gümrük Birliği''ne girişimizi de 1996 Ocak''ında davul zurnayla kutlamışlardı.
Ancak, Türkiye her yıl 15 milyar dolar zarar görmüştür ve görmektedir.
O tarihten itibaren de dış ticaret açığımız büyümüştür.
İlerleme Raporu sadece Türkiye''nin AB''ye üyelik süreci içinde bulunduğunu teyit etmiştir.
Müzakereye başlanmasını tavsiye etmiştir.
Asıl değerlendirme, 17 Aralık 2004''teki üst seviye toplantısında görüşülecek ve Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı kararlaştırılacaktır.
Kaldı ki, tam üyelik müzakerelerinin başlaması, yabancıların da ifade ettiği gibi uzun yolun sadece başlangıcıdır.
Bu müzakerelerin yıllar sürebileceği ; 10-15 sene alabileceği sesli olarak ifade edilmektedir.
İlerleme Raporu''nda sadece Türkiye''ye uygulanan bir yönteme göre; eğer bu süre içinde AB tarafından olumsuz sayılabilecek bir siyasi değişiklik veya olay gündeme gelirse müzakereler sona erebilecektir.
Yani kazanılmış hak falan ortada kalmayacaktır.
Şu halde; AB ileride yapılacak genel seçimlere bile ambargo koymuştur.
Aslında son mahalli ve genel seçimlerde de bu hissettirilmiştir.
Yine 2003 Aralık''ında KKTC''de yapılan Annan Planı referandumunda "evet" çıkmaması halinde referandumun bile tekrar edileceği belirtilmiş ve AB yetkilileri, yabancı büyükelçiler, iktidarımızla birlikte Sayın Denktaş''ın aleyhine çalışmışlardır.
Oysa netice ortadadır ve aldatıldığımız açıktır.
AB tarafından verilen hiçbir vaat yerine getirilmemiştir.
Referandumdan önce yapılan genel seçimlerde de Mehmet Ali Talat''ın kazanmaması halinde, seçimlerin kabul edilmeyeceği açık olarak belirtilmiştir. İlerleme Raporu''nda açık olarak fonlarda Türkiye''ye verilecek paranın bulunmadığı , emeğin serbest dolaşımının söz konusu olamayacağı ve Türkiye''ye ikinci sınıf üyelik verilebileceği tehlikesi vardır.
Tarih de verilmemiştir.
Buna karşılık Kıbrıs Rum Kesimi''nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınması, Kıbrıs Türklerinin azınlık yapılması, Türkiye''de ise; Kürtlerin ve Alevilerin azınlık sayılması dayatılmaktadır.
Maalesef bu süreçte devlet olarak tanıdığımız KKTC ile Gümrük Birliği yapamazken; Kıbrıs Rum Kesimi''yle Gümrük Birliği gerçekleşmiştir.
6 Ekim 2004 öncesi Rumların Gümrük Birliği''ne girişine izin veren Türkiye, belirsizliklerle dolu bir raporla karşı karşıyadır.
Bizlere Sevr korkusuna kapılmış diyenler, Lozan''ın paramparça edildiğini göremezler.
Basının , aydınların bir bölümü , yukarıdaki çizgide "ne güzel oldu" diye oynayıp , bazı yerlerde ise bölücüler halay çekerken ve sözde AB üyeliğini kutlarken, Türkiye üzerinde yine bir karartma oynanmıştır.
Bu çevreler, AB''nin milisleridir ve kapamalarıdır.
Onlar için Cumhuriyet, milli devlet , hükümranlık hakları ve milli bağımsızlık önemli değildir.
Konuya sadece fert seviyesinde ve ferdin temel hak ve hürriyetleri açısından bakmaktadırlar.
Yani devletsiz, toplumsuz , tekleştirilmiş fert...
Bu küresel kölelerden birisi, bir radyo programında milli devlet, milli kimlik, Türklük, Müslümanlık önemli değil; insan önemli diyebilmiştir.
Buna göre, Türkiye''nin kimin tarafından yönetildiği önemli değildir.
Sadece nasıl yönetildiği önem taşır.
Türkiye''nin bölünmez bütünlüğü de anlamlı değildir.
Devlet değil; insan öne çıkarılmalıdır.
Bu çizgi, dünün Ali Kemal''lerinin çizgisidir.
Teslimiyetçiliğin ve mandacılığın 2000''li yıllardaki resmidir.
Basında ve aydınlar arasında ikinci bir yaklaşım ise; gerçekçidir ve Türkiye''den yanadır.
Ülke çıkarları ve Türkiye''yi Türkiye yapan değerler esas alınmıştır.
Ancak, toplum öyle uyuşturulmuştur ki; tünelin çok ötesinde yer alan hayali bir AB üyeliğinin sihirli lambası ile birden gelir seviyesi artacak , her sorun çözülecek zannedilmektedir.
AB tezgahı da buna göre kurulmuştur.
Yanlış yaklaşım, Türkiye''nin yıllardır pazarlık gücünü bile kısıtlamıştır.
Basın konuyu magazinleştirmiş, kızlarımızın ve erkeklerimizin eş seçme imkanının bile artacağını ileri sürmüştür.
Bütün bu ihanet ve tuzaklar karşısında Türkiye , çok farklı makamlara getirilmeye meraklı olmayan , milli olmayan sermayenin yönetim kurulu üyelikleriyle aldatılamayan , Cumhuriyet''e , milli devlete ve Türkiye''yi Türkiye yapan değerlere bağlı, Mustafa Kemal Atatürk gibi "bağımsızlık benim karakterimdir" diyebilecek adam gibi adamlara ihtiyacı vardır; asker-sivil farketmez.