AB8 Ekim 2004 00:00

Acı gerçekler - Emin Çölaşan

HÜKÜMET AB raporundan memnun değil... Çünkü içinde kabul edilemez, gerçeklerle bağdaşmayan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağılayan hükümler var. Zaten Başbakan da sadece ‘rapor dengeli’ demekle yetindi.discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilobuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Müzakerelerin başlaması konusunda yeşil değil, sarı ışık yakıldığını hükümet bizim medyadan daha iyi gördü. Hadiseyi daha gerçekçi değerlendirdi. Dışişleri Bakanı da hükümet bildirisini okurken memnuniyetsizliğini ‘rapor yapıcı ve objektif değil, tartışılmaya muhtaç’ sözleriyle dile getirdi.

Türkiye’nin rontgenini çeken (yani Türkiye’nin karnesini oluşturan) 187 sayfalık İlerleme Raporu’nda öyle hükümler, öyle sözler var ki, yenilir yutulur lokma değil.

Sayfa 18: (Kürtçe konusunda) Kültürel hakların kullanımında, yayıncılık ve eğitimde önemli kısıtlamalar var. (İşin sonu nereye varacak!)

Sayfa 23: TSK’nın halen belli konularda özerkliği, sivil otoriteye tabi olmayan, hesap verme durumunda olmayan yasal ve idari yapısı var.

Sayfa 28: Yolsuzluklar ciddi sorun olmayı sürdürüyor. Yolsuzluk kaynaklarından biri de milletvekili dokunulmazlığı.
(AB burada haklı. Hükümeti ve TBMM’yi yolsuzlukla mücadele konusunda yetersiz buluyor.)

Sayfa 43: Müslüman olmayanlar halen güçlükle karşılaşıyor. Ruhban okulu açılmadı.

Sayfa 44: Alevi vatandaşlarımızdan sünni olmayan azınlık diye söz ediliyor.

Sayfa 47: Azınlık haklarına, bunların kültürel haklarına değiniliyor. Kürtler de dahil olmak üzere azınlıklara modern uluslararası standartlar getirilmesi öneriliyor.

Sayfa 49: Seçim sistemindeki yüzde 10 baraj eleştiriliyor. Bu baraj yüzünden azınlıkların Meclis’e girmesinin zorlaştığı vurgulanıyor.

(Parantez açıyorum: ‘Biz kimseyi içişlerimize karıştırmayız’ diyenin kulakları çınlasın!)

* * *

AB raporunda Kürt ve Alevi vatandaşlarımızdan azınlık diye söz ediliyor. Böyle bir durum ilk kez başımıza geliyor.

Bu aslında hem Kürtlere, hem Alevilere, hem de Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret...

Çünkü Türkiye’de kimlerin, hangi kesimlerin azınlık olduğu 1923 yılında imzalanan Lozan Anlaşması’nda açıkça belirtiliyor. Rumlar, Ermeniler ve Museviler. Yani Müslüman olmayan cemaatler.

Hükümet bu durumun farkında. İleride müzakereler başlayınca, AB’nin karşısında teslim bayrağını daha da beter çektiğimizde, bunların hepsi karşımıza tek tek getirilecek ve o kesimlere ‘azınlık hakları’ vermemiz istenecek.

Hükümet müzakerelere başlayacak ama bu durumdan rahatsız. Başbakan o yüzden sadece ‘dengeli bir rapor’ demekle yetiniyor. Bu hükümlerin başımıza çok işler açacağını bizim medyadan daha iyi görüyor.

* * *

Gelelim Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e! Gazeteciler kendisine ‘Kürtler ve Alevilerden AB raporunda azınlık diye söz ediliyor. Ne diyorsunuz’ diye sorunca yanıtı şu oluyor:

‘Yok öyle bir şey, onlar değişmiştir.’

Dün aynı soru sorulduğunda yine aynı doğrultuda sözler söylüyor!

‘Bu doğru değil, böyle bir şey yok. Hangi rapordan bahsediyorsunuz bilmiyorum. Bu tip bazı şeyler vardı ama onlar düzeltilmiştir. Son resmi raporda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bunlar zaten kabulü mümkün olmayan konular. Bunu herkes çok iyi bilir.’

Vaziyet fevkalade ilginç!

Abdullah Gül raporu ya bilmiyor, ya bildiği halde işine gelmediği için doğruyu söylemiyor, ya da bizi uyutmaya çalışıyor.

Olay ortada. AB konusunda söylediğimiz her şeyin doğru olduğu ortaya çıkıyor. AB bizi daha fazla kullanmak, kucağa daha beter oturtmak, teslim bayrağını daha fazla çektirmek için sarı ışık yaktı.


Ucu açık, gerektiğinde müzakereler askıya alınabilir... Türk vatandaşlarına serbest dolaşım hakkı yok... Müzakerelerin ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belli değil...

Bir kez daha vurguluyorum, bu çok önemli: Müzakere deyince yanlış anlamayın. Pazarlık falan olmayacak. AB’nin her konudaki istemleri Türkiye’ye dikte edilecek. İpler, kozlar, her şey onların elinde.

Hükümet şu son rapor doğrultusunda başına gelecekleri bildiği için gerçekçi davranmak zorunda kaldı. Kamuoyunda ‘zafer havası’ yaratamadı.

Aksi olsaydı kıyameti koparır, binlerce insanı davul zurnayla sokaklara döküp kutlama yaptırırlardı.

Sonuç: AB, hiçbir ülkeye uygulamadığı aşağılamayı bize layık gördü. Ne dediysek o çıktı.