'Raşomon' - Ergin Yıldızoğlu
Bu gazeteler şu noktaları öne çıkardılar: a) Pazarlık üyelik anlamına gelmez... b) Pazarlık süreci herhangi bir AB üyesinin iradesiyle yarıda kesilebilir... c)Türkiye'nin devlet yapısıyla, etnik, dini alanları kapsayan yasalarla ilgili daha çok şey yapması gerekecek. Yasa değil ''gerçek uygulama'' önemli... d) AB kamuoyunun çoğunluğu Türkiye'nin üyeliğine karşı... e) Türkiye ile görüşmeler, mayıs ayında üye olan 10 ülkenin görüşme sürecinden farklı olarak çok özel bir yöntemle başlatılıyor: Daha baştan ''müzakereler üyelikle sonuçlanmayabilir'' uyarısı yapılıyor. cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plusdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
AB Komisyonu'nun bugün açıklanacak ''İlerleme Raporu' nda Türkiye'ye 17 Aralık zirvesinde müzakere tarihi verilmesini tavsiye edeceğine ilişkin haberler basına sızınca oluşan görüntü bana bu başyapıtı anımsattı.
Pazarlık ve üyelik
Türkiye'de gazeteler, (eleştirel mesafesini korumaya büyük çaba gösteren Cumhuriyet hariç), AB Komisyonu'nun kararıyla ilgili haberi aktarırken okurlarında ''eninde sonunda gireceğiz'' izlenimi oluşturacak bir biçimde, esas olarak ''müzakerelerin başlamasını'' vurguladılar. Avrupa'da örneğin, Alman Der Spiegel, Dei Welt, Frankfurter Rundschau, Fransız Le Monde, Le Figaro, İspanyol El Pais, İngiliz Financial Times, ''çok fazla heveslenmeyin, eninde sonunda giremezsiniz, girseniz de bu başka bir Türkiye olur'' anlamına gelen bir izlenimde birleşiyorlardı.
Bu gazeteler şu noktaları öne çıkardılar: a) Pazarlık üyelik anlamına gelmez... b) Pazarlık süreci herhangi bir AB üyesinin iradesiyle yarıda kesilebilir... c)Türkiye'nin devlet yapısıyla, etnik, dini alanları kapsayan yasalarla ilgili daha çok şey yapması gerekecek. Yasa değil ''gerçek uygulama'' önemli... d) AB kamuoyunun çoğunluğu Türkiye'nin üyeliğine karşı... e) Türkiye ile görüşmeler, mayıs ayında üye olan 10 ülkenin görüşme sürecinden farklı olarak çok özel bir yöntemle başlatılıyor: Daha baştan ''müzakereler üyelikle sonuçlanmayabilir'' uyarısı yapılıyor.
Türkiye'deki gazetelerse ''üyelik görüşmelerinin başlaması'' üzerinde durarak süreci, başlangıcına indirgemeye özen gösterdiler. Avrupa'da halk arasındaki kaygıları, isteksizliği yansıtan ifadeleri, ''iç politika'' malzemesi olarak niteleyip değersizleştirmeye çalışırken ne kadar büyük bir tutarsızlık sergilediklerini göremediler: Hem, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini bir demokratikleşme olarak satacaksın hem de demokrasinin en önemli kuralının halkın iradesi prensibi olduğunu, dolayısıyla Avrupa hükümetlerinin kamuoyunun eğilimini göz önüne almasının demokrasinin bir gereği olduğunu, işine gelmediği için kabul etmeyeceksin
Oryantalizmin iğrenç kokusu
Bu arada da ortalığı yine iğrenç bir oryantalizm kokusu kapladı. Türkiye basını, ''bu bir modernleşme projesidir. Baştan aşağı değişim projesi'',''Osmanlı döneminde de reformlar hep Batı'nın baskısıyla olmadı mı?'', ''Osmanlı bu yüzden battı ama olsun'' derken ''Aslında bizden adam olmaz. İyi ki Batı'nın sopası var, vura vura adam ediyor'' demeye getiriyor. Böylece AB'ye dönüp edilgenliği kabul ettiğini itiraf ediyor. ''Any way that I can'' , yeter ki sen iste edasıyla, tam bir ''oryantal'' yaltaklanması sergiliyor. ''Mavi yıldızlı kupa henüz Osmanlı'nın dudaklarından çok uzak'' (Le Monde - abç) diyen karşı taraftaysa bir efendi edası var. Jacques Chirac , diğer adaylar için değil, ama Türkiye'nin üyeliği için bir referandumun gerektiğini söylüyor. Üstelik, salı günü Dei Welt, AB Komisyonu'na başkan olacak İspanyol Jose Manuel Borroso 'nun tüm AB üyeleri arasında eşgüdümlü olarak düzenlenecek bir referandumdan yana olduğunu aktararak Chirac'ın önerisinde yalnız olmadığını ortaya koyuyor.
Ama bizimkiler, Schöreder 'in Erdoğan'a ''sen'' diye hitap etmesiyle (diplomatik anlamda yüz göz olmasıyla) avunmaya çalışıyorlar. SDP tabanında bir isyan yaşandığını (Spiegel), ana muhalefet partisi Hıristiyan demokratların Türkiye'nin üyeliğine kesinlikle karşı, Alman halkının yüzde 63'ünün bir referandumdan yana olduğunu görmek istemiyorlar.
Halbuki Avrupa basını biteviye, Türkiye'nin 70 milyonluk nüfusunu, komşularını, Kürt sorununu, Müslümanlığı vb. anımsatıyor, eksikliklerini (ikici sınıf ülke konumunu), yapması (Avrupalıyla eşit olabilmek için) gereken çok şey olduğunu vurguluyor. AB'nin ''Demir iradesinden'' , dayatacağı koşullardan (El Pais), ''kesintisiz bir denetim sürecinden'' söz ediyor. Ama, müzakere sürecinde, bundan sonra olacaklar açısından en açıklayıcı ifadeleri ben Le Monde 'daki bir yorumda buldum: ''AB ortak bir dış politika ve güvenlik sistemi oluşturmaya çabalıyor'' .. önümüzdeki ''müzakere süreçleri, üçüncü ülkelerin geleceği üzerinde ağırlığını ve Avrupa kıtasının jeopolitik dengeler içindeki yerini koyabilmek açısından, bugün, belki de AB'nin (ve tek tek her AB üyesi ülkenin - E.Y) elindeki tek diplomatik araçtır'' (abç).