AB5 Ekim 2004 00:00

Onların derdi başka - Ahmet Yaşaroğlu

Onlar açısından temel sorun, bölgesinde Türkiye’nin AB veya ABD çıkarları için oynayacağı stratejik rol, bu amaçla askeri potansiyelinden yararlanma, ucuz asker olarak cepheye sürülmesi sorunudur. Türkiye kimin askeri olacak, Ortadoğu’ya nasıl daha fazla yönlendirilecek? Kısacası egemenlik ve paylaşım mücadelesinde kimin yanında olacak? AB ve ABD için temel sorun budur.discount drug coupons click free discount prescription cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenarenovation vejle link renova

Son günlerde yoğun olarak tartışılan konuların başında, bilindiği gibi Türkiye’nin AB’ye üyelik için müzakere tarihi alıp alamayacağı geliyor. İki gün sonra “İlerleme Raporu” açıklanacak ve 17 Aralık’ta da müzakere sürecinin başlayıp başlamayacağına karar verilecek. Bu sorun sadece ülke içerisinde değil, AB ve ABD’de de tartışılıyor. Bir süre önce AB’nin “akil adamları” tavsiyelerini –gazetemizde bunların stratejik yaklaşımları işlendi ve teşhir edildi- açıklamışlardı. Son günlerde de ABD’li “akil adamlar” ABD stratejisi açısından –aktaran Murat Yetkin- tavsiyelerini açıkladılar.
Hatırlanacağı üzere AB’li “akil adamlar” tavsiyelerini Türkiye’nin bölgedeki stratejik önemi ve güvenlik katkıları üzerine oturtmuşlardı. Bu yaklaşımın temelinde AB’nin etkin bir dış politika yürütebilmesi, küresel etkiye sahip olabilmesi için Türkiye’nin pozisyonundan ve durumundan yararlanması gerektiği dile getiriliyordu. Son olarak Bild’e konuşan Avrupa Birliği’nin Dış ve Güvenlik Politikaları Koordinatörü Javier Solana Türkiye’nin üyeliğinin olumlu taraflarını şöyle dile getiriyor - aktaran Sabah- “Dış polika ve güvenlik politikasından sorumlu kişi olarak size her şeyden önce iki önemli neden gösterebilirim. Birincisi, Türkiye, yakın Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar arasında istikrarsız ve tehlikeli bir bölgede yer alıyor. Türkiye’nin AB’ye üye olması halinde bu bölgeye istikrarı getirecek olumlu bir etki yapacak ve bizim de güvenliğimizi artıracaktır. İkincisi, Türkiye’nin inanılmaz bir askeri potansiyeli var. Bu özellikle AB’nin kriz durumlarına müdahalesinde yararlı olacaktır.” Solana böylece AB’nin yaklaşımını yeniden özetlemiş oldu.
ABD’li “akil adamlar” ise “Aralıkta Türkiye’nin AB’ye katılımı doğrultusunda verilecek karar, ABD’ye bir dizi yeni sorun getirecek. ABD-Türkiye ilişkileri etkilenecek ve bu her alanda olumlu olmayabilir. Türkiye, ortak Avrupa tutumuna yakın durmaya çalışacağından, ABD, bazı kilit Atlantikaşırı konularda Türkiye’yi karşı saflarda bulabilir. Bu konular arasında Filistin-İsrail çekişmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi, bir ihtimal İran ve büyük Ortadoğu’da reform süreci de bulunabilir. Türkiye’nin katılımıyla AB, NATO karar mekanizmalarında daha ağırlık kazanacak ve ABD’nin NATO konularına yaklaşımını değiştirecek.” Amerikalı akil adamlar, bu olumsuzlukları sıraladıktan sonra yine de Türkiye’nin AB üyeliğinin Batı ittifakının bölgede güç kazanmasına hizmet edeceğine inandıklarını söylüyor.” (ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz ve eski Almanya Büyükelçisi Richard Burt’un eşbaşkanlığını yaptığı bir komisyonun hazırladığı rapor: ‘Eşikteki Türkiye: Avrupa’nın Kararı ve ABD Çıkarları’. Aktaran Yetkin) Tabii bunların ardından ABD’nin “kaybetmemesi için” tavsiyeler yapılıyor vb..
AB’li ve ABD’li “akil adamların” ve asıl karar sahiplerinin yaklaşımlarının bütünüyle, dünyayı paylaşma ve egemen olma üzerine kurulmuş olduğu açıkça görülmektedir. Türkiye’nin AB’ye girmesi, batı’ya yönelmesi, insan hakları tartışmanın ‘çerezi’ durumundadır. Bu konuda durumu kurtaracak bir cila onlara yetmektedir. Gerisi üyelik konusunda belirsizliklerle dolu uzun bir –işbirlikçiler buna razıdır- süreçtir. Ama bu arada Türkiye’nin burnuna halka takılmış olacaktır. Onlar açısından temel sorun, bölgesinde Türkiye’nin AB veya ABD çıkarları için oynayacağı stratejik rol, bu amaçla askeri potansiyelinden yararlanma, ucuz asker olarak cepheye sürülmesi sorunudur. Türkiye kimin askeri olacak, Ortadoğu’ya nasıl daha fazla yönlendirilecek? Kısacası egemenlik ve paylaşım mücadelesinde kimin yanında olacak? AB ve ABD için temel sorun budur. Bu aynı zamanda Türkiye üzerindeki egemenlik mücadelesinin sertleşeceği anlamına da gelmektedir. Bir zamanlar Türkiye için ucuz işgücü ve pazar olma tartışması öne çıkardı. Şimdi buna ucuz asker olma tartışması da eklenmiş durumdadır. Doğal olarak burada şu soru hemen akla geliyor; bu ülke birilerinin bekçisi ve askeri olma pozisyonundan ne zaman kurtulacak? Bu tür sorulara tarihsel tecrübeler genelde tek bir yanıt veriyor; halklar kendi kaderlerini kendi ellerine almadan kurtuluş olmuyor!