AB5 Ekim 2004 00:00

Bu iş yürümez - Gündüz Aktan

Resmen yarın çıkacak AB Komisyonu'nun raporuyla ilgili olarak basına yansıyan üç haber eğer doğruysa, Türkiye'nin Avrupa macerası umutların en yüksek noktasında sona erebilir. Verheugen'e atfen 2005'te açılacak giriş müzakerelerinin Türkiye'yi mutlaka tam üyeliğe götürmeyebileceği bildiriliyor.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis forum link cialis bez receptaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenaoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Bu husus raporda yer almasa bile, Konsey'in 17 Aralık'ta bize müzakere tarihi veren kararına dahil edilebilecek.
Öte yandan her AB üyesi müzakereleri istediği zaman durdurabilecekmiş. Bu noktanın da ya raporda ya da Konsey kararında zikredilmesi düşünülüyormuş.
Nihayet Chirac, müzakerelerin bitiminde imzalanacak 'Giriş Antlaşması'nın parlamento yerine, referandumla onaylanmasını zorunluluk haline getirecek bir yasal düzenleme yapılması talimatını vermiş. Fransa, AB Anayasası referandumundan sonra kendi anayasasında gerekli değişiklikleri yaparken, ilave edilecek bir maddeyle Türkiye'nin üyeliğinin ancak referandumla kararlaştırılabileceğini hükme bağlayacakmış.
Hiçbir aday ülkeye dayatılmayan bu üç şartın esasen AB'nin yetkileri içinde olduğu; şimdi bizim üyeliğimizle ilgili belgelere geçmesinin fazla bir şey değiştirmeyeceği; Türkiye samimi çabalarını sürdürürse kimsenin üyelik sürecimizi durduramayacağı veya özel statü gibi üyelik dışı bir hedefe kaydıramayacağı; müzakerelerin bitimine en az 10 yıl varken aklımızı şimdiden referandumla bozmamızın doğru olmayacağı söylenebilir.
Ancak müzakerelerin bu şartlar altında yürütülmesi sadece haksız değil, son derece tehlikeli de olacak. Üyeliğimizi büyük bir belirsizliğe sokacak bu tutumun ardında Türkiye'nin bu işi beceremeyebileceği varsayımı yatsaydı, yine fazla itiraz edilmeyebilirdi. Oysa üyeliğin gereklerini yerine getirsek bile, AB bizim üyeliğimize ilişkin marazi kararsızlığını devam ettirmeyi düşünüyor.
Bu belirsizlik 1999-2004 adaylık sürecinde bile ilişkilerimizde büyük rahatsızlığa yol açmıştı. Şimdi çok daha uzun sürecek müzakereler boyunca, Türkiye, kendisinden kaynaklanmayan nedenlerle üye olmamak ihtimaline rağmen, üyeliğin gereklerini yerine getirmeye tüm diğer hayati sorunlarının üstünde öncelik vermek, ulusal güç ve çabasının çok büyük bölümünü bu sonu belirsiz amaca tahsis etmek zorunda kalacak.
Kıbrıs Rumları Kıbrıs sorununun, Yunanistan Ege sorununun, üye ülkelerin önemli bir kısmı da Güneydoğu ve 'Ermeni soykırımı' sorunlarının istedikleri gibi çözümlenmemesi halinde, müzakereleri durdurabilecekler. Almanya'da 2006'da iktidara gelecek CDU/CSU koalisyonu müzakerelerin tam üyelikten 'imtiyazlı ortaklık' hedefine döndürülmesini sağlayabilecek. Nihayet tüm istenen ödünler kişiliğimizi feda edercesine verildikten sonra, Fransa ve ondan esinlenecek diğer ülkelerin referandumlarında üyeliğimiz reddedilebilecek.
Bu şartlar altında hiçbir ülke müzakere edemez. Tabii, Altemur Kılıç'ın yıllardır söylediği gibi 'sürüngenliği' kabul etme hali hariç.
Bu durumun ortaya çıkmasında, bütün diğer nedenlerin dışında ve üstünde, Batı Avrupa'nın Türklere karşı ırkçılığa çok yakın tarihi önyargılarının rolü olduğuna kuşku yok. Ama bizim sorumluluğumuz da yadsınamaz. Kıbrıs'taki teslimiyetçiliğin talepleri artıracağı çok açıktı. Dış politika ve müzakere hakkında fikri olmayan 'liberal' köşe yazarları, akademisyenler ve İstanbul iş çevreleri, önyargılı olanların her istediğini hemen vermeyi, hükümete, dış politikadan sorumlu kurumlara ve tüm topluma dayatmasalardı bu noktaya gelmezdik. En büyük şirket gruplarımızın dünya sıralamalarında gerilerde kaldığı gerçeğine karşı, dünyanın en zor ve önemli coğrafyasında, dünyanın 4. büyük ordusu ve 18. büyük ekonomisiyle yapılacak dış politika böyle olmazdı. İşin başında yapılan bu stratejik tutum hatası, meşum bir gölge gibi, bizi sürecin sonuna kadar takip edecek. Verdikçe vermemiz istenecek.
Eğer müzakereleri başlatma şartları gerçekten buysa ve tüm çabalarımıza rağmen değiştirilemiyorsa, ben AB üyeliğinden vazgeçebilirim.