AB4 Ekim 2004 00:00

Gerçeğin Kendisi, Senaryo Değil... - Erol Manisalı

Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri serinkanlı bir biçimde değerlendirirsek önümüzdeki 10-15 yıl için şunları söyleyebiliriz: 1- Aralık 2004'te tam üyelik görüşmelerine ''başlama tarihi'' kesinlikle verilecektir. Ancak aklı biraz olsun başında olanlar ve AB konusunda biraz bilgisi bulunanlar ''bunun AB'ye bir yükümlülük getirmediğini'' çok iyi biliyorlar. Dolayısıyla görüşmelere başlama tarihi vermenin ve sonra görüşmelere başlamanın, ''Türkiye'nin tam üyeliği ile uzaktan yakından bir ilişkisi bulunmuyor'' . Görüşmeler sırasında yeni birçok koşul daha eklenecektir.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciefusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

2- 6 ay veya 2 yıl içinde görüşmeler başlayacak ve örneğin Aralık 2005 ya da 2006 Aralık ayında Ermenistan kapısı açılmadı, ''Kıbrıs'tan asker çekişiniz yeteri kadar hızlı değil'' diye AB'nin haklı koşulları görüşmeleri ''zina meselesinde'' olduğu gibi tıkamaya başlayacak. Ve Erdoğan veya Erdoğan II Brüksel'e gidip ''evet, tamamdır'' diyecek ve İstanbul Borsası'nın tavana vurmasıyla sorun çözülecek.

3- 2007 yılının İlerleme Raporu'nun baş köşesine ise Fener Patrikhanesi'nin ''bağımsız bir yapıya kavuşturulması krizi'' oturacak, kriz yüzünden önce İstanbul Borsası dibe vuracak. İstanbul Patrikhanesi'nin durumu ile İstanbul Borsası'nın durumu eşgüdümlü yürüyecek. Patrikhane'nin talepleri karşılanmazsa borsa düşecek.

Ama yine son anda ''mevcut düzen yürüyorsa'' , bir başbakan yine Brüksel'e uçacak ve televizyon ekranlarına yansıyan güleç yüzlerle ''AB'nin ricasını'' yerine getirecek. Ve İstanbul Borsası tavanı iyice zorlayacak; öyle ya Batı'nın talepleri yerine getiriliyor, daha ne olsun.

4- 2008 yılının gündemine Diyarbakır ve Musul arasındaki otonom ilişkiler oturtulacak. Brüksel'in Diyarbakır'da ''ayrı bir temsilciliği'' açılacak. Amerika-İngiltere ikilisi Kuzey Irak'tan, Kıta Avrupası (AB) Güneydoğu'dan bastırınca, 2008 yılında Kürdistan Projesi, ''İlerleme Raporu'' ile eşgüdümlü bir biçimde ilerlemiş olacak. ''Ankara Hükümeti'nin bu konudaki onayı'' ile borsa yine tavana vuracak.

ABD-AB ortak projesi

5- Avrupa Parlamentosu'nca zaten kabul edilmiş olan ''Ermeni sözde soykırım tasarıları'' , ABD Senatosu'nda da kabul edilip ortak bir öneri biçiminde Birleşmiş Milletler'e götürülecek. AB çok haklı olarak Türkiye-AB görüşmelerinin devamı için Ankara Hükümeti'nin ''evet'' demesini isteyecek. Bu arada ''Hatay sorunu'' esas koşul olarak Avrupa Parlamentosu'ndan geçecek.

2008'deki BM Genel Sekreteri Annan , II. Raporu hazırlayacak. Annan II. Raporu'nun 2008'deki Ankara Hükümeti tarafından kabulü de değerli medyamız tarafından,

- Aynen 6 Mart 1995'te Gümrük Birliği'nde olduğu gibi,

- Aynen Aralık 1999'da Kıbrıs ve Ege koşullu Helsinki doruğunda olduğu gibi,

- Aynen 13 Şubat'ta New York'ta Kıbrıs'ın (Annan I)'e havale edilip Türkiye'nin adadan tasfiye sürecinin başlatılmasında olduğu gibi,

- Aynen 26 Nisan 2004'te Annan Planı'na evet kampanyasında olduğu gibi,

- 23 Eylül 2004 zina meselemizde olduğu gibi büyük bir coşkuyla desteklenecek.

Öyle ya Ermenistan'ın genişlemesi ve Anadolu'dan toprak verilmesi demek AB'nin ve ABD'nin bize doğrudan ''komşu olması'' demektir. Ha Ege'de, Akdeniz'de turistik amaçla toprak satmışız, ha Ermenilere toprak vermişiz; arada ne fark var ki, koskoca Türkiye diyecekler!

Borsa bu defa tarihindeki en büyük yükselişi yapıp bir günde tavanı bile delecek. Türkiye'nin delinip parçalanması ile tam bir eşgüdüm içinde çalışacak.

Avrupa ve ABD kapitalizmi eski günlere tekrar dönmüş olacak. ''Ne Cumhuriyeti, bağımsızlık da neymiş, Atatürk de kimmiş'' diyenler hedeflerine biraz daha yaklaşmış olacaklar: Tabii emperyalizmi arkalarına alarak...

''Türkiye'nin Batılılaştırma süreci, Batı kapitalizminin ve emperyalizminin tamamen yerleşmesi ile'' sağlanmış olacak. Yugoslavya'da silahlı kuvvetle sağlanan, Irak'ta işgalle sağlanmaya çalışılan bölme, parçalama işlemi Türkiye'de sivil güçlerle bir kurşun atılmadan olacak. Türkiye'nin parçalanma süreci, ilerleme raporları ve borsa ile birlikte ilerleyecek.

İçimizdeki iki Türkiye'den ''mandacı olan taraf'' buna çok sevinecek. Gördünüz mü, 85 yıl bağımsızlıkla, Cumhuriyet'le, Atatürk'le boşu boşuna harcandı. Mondros'u kabul ettikten sonra Sevr'e karşı çıkarak ne büyük hata ettik, 85 yılı boşu boşuna harcadık diye emperyalizmin bu topraklardaki kutlamasını yapacaktır. Eğer işler bugünkü seyri içinde giderse...