AB4 Ekim 2004 00:00

AB masallarına devam - Mustafa Kırali

Bu ülkelerin bir çoğunda halâ can güvenliği yok iken ve halâ top yekûn kayıt dışı ekonomi hâkim iken, neydi bu ülkecikleri AB için cazip kılan? Neydi bizde olmayıp da bu ülkeciklerde olan cazibe? Ya da bizde olup da bu ülkeciklerde olmayan şey? Kendi içersinde bir yığın çelişki ve çıkar çatışması yaşayan AB bu sorunları yaşarken 70 milyonluk Türkiye''yi alıp ta AB yönetiminde söz sahibi yapar mı?cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon open drug coupon cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

AB-Türkiye ilişkisi yeni bir bilinmeze doğru yol alırken müzakere tarihi ve kaç yıl sonra AB üyesi olabiliriz meselesi, bir yığın boş gürültü yaratarak ülke siyasetinin gündemine okka gibi oturdu.

Türk Ceza Kanunu değişikliği ve bu değişikliklerin Meclis''e sunulması, zina meselesi falan Şlan derken bir o yana bir bu yana savrulan siyaset yeni bir belirsizliğin kör kapısına dayandı.

Müzâkere tarihi verilecek mi? Kesin üyeliğimiz ne zaman? AB''ye üye ülkelerin Türkiye''ye bakış açısı ne? Hangi ülke üyeliğimizi destekliyor? Hangi ülke üyeliğimize karşı? AB kamuoyu üyeliğimiz destekliyor mu? Ve buna benzer bir yığın laf salatası. Gerçeği söylemekten kaçınanlar AB cenneti masalları ile milletimizi uyutmaya çalışadursunlar bizzat AB üyesi ülkelerin bazı sorumluları ve birlik üyesi ülkelerin insanları gerçeği çekinmeden söylüyorlar, ama ne yazık ki; bu gerçekler milletimizden gizlenmeye çalışılıyor.

Özellikle bugünlerde Fransa kaynaklı haberler Türkiye''nin birliğe tam üye olup olamayacağı meselesinde bazı acı gerçekleri su yüzüne çıkarmak açısından çok yararlı olacak.

Fransız yöneticiler, Türkiye''nin 15 yıldan önce üye olamayacağını ve 15 yıl sonra bile üyelik kabulünün referandum meselesi olduğunu söylerken aslında şu gerçeğin altını çiziyorlar; Türkiye, ağzıyla kuş tutsa AB üyesi olamaz.

Çünkü Fransa halkı, Türkiye''yi AB içinde görmek istemiyor.

Mesele bu kadar basit.

Fransa böyle düşünüyor da diğer ülkeler farklı mı düşünüyorlar, hayır.AB nin genelinde bu anlayış hakim ve bize karşı dürüst davranılması gerektiğini savunan bazı AB yöneticileri bir çok kez bu gerçeği şöyle dile getirdiler.

''''Tam üyeliğe kabul etmeyeceğimiz Türkiye''yi ve Türkleri bu şekilde oyalamamız ahlâki bir davranış değildir, ve bu görüşlerimizi açıklıkla söylemeliyiz." Ve yine bazı açık sözlü yetkililer, Türkiye''yi tam üye ülke olarak değil ama, imtiyazlı dost ülke statüsünde birliğin kapısına bağlamayı düşündüklerini söylediklerinde de AB sevdalılarından tek kelime çıkmadı! Ne demek imtiyazlı, dost, yarım ortak ülke zırvalığı.

Adamlar açık açık hakaret ediyorlar ve bizleri aşağılamaya çalışıyorlar.

Bütün bu olup biteni görmemek mümkün mü! Bu ne gaflet, bu ne bu ne rezalet! AB son genişleme kararıyla eski Sovyet artığı birkaç ülkeciği bünyesine alırken hiç zorlanmadı ve hiç de zorluk çıkarmadı.Türkiye için icat edilen kriterlerin hiç biri de bu ülkelere dayatılmadı! Oysa bu ülkeciklerin ne güçlü bir ekonomileri vardı, ne de köklü bir demokrasi geçmişleri.

Bazı ülkeler seçim sandığı ile daha yeni tanışmışken bir sihirli değnek dokunuşu ile demokratik ülke ilan edilerek AB üyesi oluverdiler.

Bu ülkelerin bir çoğunda halâ can güvenliği yok iken ve halâ top yekûn kayıt dışı ekonomi hâkim iken, neydi bu ülkecikleri AB için cazip kılan? Neydi bizde olmayıp da bu ülkeciklerde olan cazibe? Ya da bizde olup da bu ülkeciklerde olmayan şey? Kendi içersinde bir yığın çelişki ve çıkar çatışması yaşayan AB bu sorunları yaşarken 70 milyonluk Türkiye''yi alıp ta AB yönetiminde söz sahibi yapar mı? Ya da kapıya bağlanmış ve bir anlamda oltaya gırtlağına kadar takılmış balığa yem verir mi? Bu boş avuntuyla vakit kaybetmek yerine, biz millî çıkarlarımız doğrultusunda bağımsız ve millî politikalar üretsek daha iyi olmaz mı?