AB3 Ekim 2004 00:00

Olmayacak duaya - Emin Pazarcı

Yıllardır kendimizi paralıyoruz. "Olmayacak" diyoruz, "almayacaklarını" söylüyoruz. Aslında sadece bir "oyun oynandığını" anlatmaya çalışıyoruz... Hemen yaftayı yapıştırıyorlar: -AB karşıtı! Aslında, her şey apaçık ortada. Bu işin olmayacağını bütün Avrupa söylüyor. Her gün bu yönde mesajlar veriyorlar. Hatta, getirip, gözümüzün içine sokuyorlar.cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Alman Başbakanı Gerhard Schröder, Strazbourg'da bir araya geldiler. Türkiye ile ilgili bazı açıklamalar yaptılar. Her iki lider de "Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden yana olduklarını" söylediler.

Tabii, bu "kişisel" fikirleriydi.

Biz, bu söylenenleri aldık. Görmek istediğimiz gibi yorumladık. Kimi, "AB yolunda liderlerden tam destek alındı" dedi. Kimi de "Türkiye'nin ayak seslerinden" bahsetti. Daha da ileri gidip, "Bu iş tamam" diyenler bile çıktı.

Oysa, hiç ilgisi yok.

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, tam tersini söyledi.

"İstiyorum" derken, "istemediğini" açık ve net olarak ortaya koydu.

Chirac, "Türkiye'nin, AB üyeliğini Fransa'da referanduma götürecek bir anayasa değişikliğinden yanayım" dedi:

- Bu da 10-15 yıl alır!

Ne demek bu?

"Olmayacak, bu iş gerçekleşmeyecek" demek!

* * *

Chirac'ın söyledikleri çok önemli. Eğer AB'ye alınacaksak, liderlerin "evet" demesi yetmeyecek. Her ülkenin bu kararı kendi iç hukukuna geçirmesi gerekecek. Parlamentolarına götürecekler, orada onaylatacaklar. AB üyesi her ülke bu adımı atmak zorunda. Tek bir ülke bile "hayır" derse, üyelik gerçekleşemeyecek.

Çünkü, AB müktesebatı böyle.

Fransız kamuoyunun tutumu ise malum. Fransız vatandaşları, Türkiye'nin AB'ye üye olmasını istemiyorlar. Bugün bir referandum yapıp sorsanız:

- Türkiye, AB'ye girsin mi?

Fransızların "hayır" diyecekleri kesin.

Chirac da bunu çok iyi biliyor. Bir yandan "Ben Türkiye'nin üyeliğinden yanayım" diyor. Diğer taraftan, bu kararın parlamento yerine halk tarafından alınmasını istiyor. Yani, topu taca atıyor!

Chirac, sorumluluğu üzerine almıyor, halka yüklemek istiyor.

İş o noktaya kadar gelip de referandum yapılırsa, "Ne yapalım" demenin alt yapısını hazırlıyor:

- Halk istemedi!

Üstelik, bunun için de daha önümüzde 10-15 yıllık bir süreç olduğunu söylüyor.

* * *

Bakmayın siz, pembe tablolar çizip, Türkiye'ye gülücükler dağıttıklarına...

Aynı tavır, Kıbrıs Rus Kesimi için de geçerli. Onlar, Fransızlardan çok daha katılar. Türkiye'nin, AB'ye üye olmasını istemiyorlar. Rumların tek amaçları var. Bu süreç içinde Türkiye'den ne koparabilirlerse, onu almak!

Sonunda, onlar da "hayır" diyecekler. Türkiye'nin önünü tıkamak için ellerinden geleni yapacaklar.Rumların, Türkiye'ye sıcak baktıkları, bizi destekledikleri gibi tezlerin tamamı hikâye...

Hepsi hayal!

Rumlar öylesine katı, öylesine tutucular ki... "KKTC de katılacak" diye, AB-İKÖ konferansını bile engellediler. Medeniyetlerin buluşup, tartışmasının önünü kestiler.

Şimdi soruyorum:

- Buna bile tahammül edemeyen bir zihniyet, medeniyetlerin birarada yaşamasına nasıl evet diyecek?

* * *

Şimdi, eğri oturup, doğru konuşalım...

Türkiye'nin AB'ye tam üye olacağına aslında kimse inanmıyor. Hem içeride, hem de dışarıda.

Sadece bir oyun oynanıyor. Avrupa'da da Türkiye'de de herkesin bir hesabı var. Herkes, bu hesabı gerçekleştirmenin peşinden koşuyor.

Buradaki asıl problem, oyun oynanması değil. Herkesin oynadığı bu oyuna kendini fazlaca kaptırıp, inanması!

Baksanıza, Türkiye'nin hâlâ bir "B" planı bile yok.

Bu işin olmayacağı ve gerçekleşmeyeceği belli, belli olmasına da... Ondan sonra Türkiye'nin ne yapacağı belirsiz.