AB ile İlişkilerde Demokrasi ve Sömürgecilik Üzerine - Eol Manisalı
Bir ülkede demokrasinin işleyebilmesi için sınıfsal çıkarların ve paylaşımın siyasi ve iktisadi sistem içinde yerli yerine oturması gerekir. İşçiler, köylüler, memurlar, küçük esnaf, KOBİ'leri ve işverenler gibi çıkar gruplarının (ve sınıfların) hem iktisadi, hem de siyasi sistemin içinde ''belirleyici'' olarak yer almaları zorunludur.... ''Türkiye AB ile diğer ülkelerden farklı bir biçimde bütünleşecektir'' .. yani, içeri alınmadan himaye altına alınacaktır. new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponscialis manufacturer coupon open drug coupon cardescitalopram i alkohol go escitalopram i alkohol
Özellikle ''katılım ve paylaşım'' konularında bu katmanların etkileşimini ortaya koymak gerekir. Aksi halde demokrasi diye yürütmeye çalıştığımız mekanizmalar, bireysel ve toplumsal haklar ve özgürlükler yerine, örtülü bir faşizmi ve dış güçlerin egemenliğini getirir. Hem de emperyalizmin emrinde ve onun bir maşası olarak.
Bir ülkede demokrasinin işleyebilmesi için sınıfsal çıkarların ve paylaşımın siyasi ve iktisadi sistem içinde yerli yerine oturması gerekir. İşçiler, köylüler, memurlar, küçük esnaf, KOBİ'leri ve işverenler gibi çıkar gruplarının (ve sınıfların) hem iktisadi, hem de siyasi sistemin içinde ''belirleyici'' olarak yer almaları zorunludur.
- Kendi siyasi partileriyle ve kendilerine yakın siyasi partilerle ''parlamentonun içinde dengeli bir biçimde'' bulunmaları gerekir.
- İşçi, memur, köylü sendikalarının işverenler gibi örgütlenerek (Avrupa'da olduğu gibi) siyasi sistem içinde bulunmaları zorunludur.
- Ve bu yapılanmanın ''ulusal, iktisadi, siyasi, kültürel, askeri'' bir şemsiye altında örgütlenmesi gerekir. Bunun adı ''ulusal politika'' dır.
- Eğer ulus devlet şemsiyesi (ve politikası) altında bütünleşme olmaz ise o ülkenin tarımı, sanayisi, ticareti ve iç pazarı diğer güçlü ülkelerin ''ulusalcı politikaları sonucu'' ezilmiş, geriletilmiş ve bağımlı hale getirilmiş olur.
- Avrupa Birliği'nin 2004 ticaret politikasını (programını) açıp okuduğumuz zaman şu ifadenin yer aldığı görülür; ''AB'nin 2004 yılındaki dış ticaret politikaları AB'nin sanayiini koruyacak, güçlendirecek ve geliştirecek bir doğrultuda uygulanacaktır'' . Bu ifade ''küresel değil, ulusalcı bir politikadır'' . Avrupa'da demokrasinin işlemesi işçi sınıfının, köylünün, memurun, işverenin gelirinin arttırılmasına bağlıdır.
Ulusal şemsiye olmazsa olmaz
Türkiye-AB ilişkilerinde meselelere AB'nin baktığı gibi ulusal bakamazsak ''biçimsel olarak demokratikleşirken, özde sömürgeleşmeye doğru yol alırız'' . Şu andaki gidiş budur.
- AB ile ilişkilerde iktisadi çıkarların korunabilmesi için ulusal iktisadi politikamızın olması gerekir.
- Ulusal sanayinin korunup geliştirilmesi için ''ulusal sanayi politikamız'' bulunmalıdır. İşçinin korunması da buna bağlıdır.
Çalışan sınıfların korunması ulusal sosyal politikaların oluşturulmasına bağlıdır. Bu ise ulusal tarım, sanayi ve ticaret politikalarının sonucu ortaya çıkar. Bizde bugün sosyal politika deyince iş, ''Sosyal sigortalara indirgenmiş'' bulunuyor. Oysa bu bir sonuçtur.
- Aynen AB'de olduğu gibi Türkiye'de de ulusal iç ve dış ticaret politikasının bulunması gerekir. AB, ''çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde'' , yine de bunun içinden ayıklamalar yaparak, ''Örtülü ulusal AB politikasını fiilen yürütmektedir.'' Dünya üzerindeki kazanımlarını bu ulusalcı (AB'ci) politikalarla sağlıyor.
- Ulusal tarım politikamız olmadan tarımımızı, sübvansiyonla AB ürünlerine karşı koruyamayız. Yani köylümüz korunmamış olur.
- Memurun korunması, AB'de olduğu gibi memurun da grev hakkı elde ederek demokratik sistem içinde gerçekten yer almasına bağlıdır. Aksi halde memurlar, ''Siyasi iktidarların vereceği pay ile yetinen köleler'' durumunda kalırlar.
AB ile ''gerçek uyum yasaları'' onlar gibi ''kendi halkını koruyan'' uyum yasaları olmalıdır. Gümrük birliği başta olmak üzere ''Türkiye ile AB arasında uydurulmakta olan yasalar'' Türk halkının aleyhinedir. Sıralayalım;
- Köylü, AB'nin sübvansiyonlu ürünleri karşısında gerilemekte, ezilmektedir. Bu kapıdan AB dışı ülkeler de giriyorlar. Tütünde, pamukta, pancarda, çayda, fındıkta, meyvede yaşanan gerileme bundandır.
- İç ve dış ticarette ithalatı özendiren ve çokuluslu şirketlerin iç pazardaki tekelini genişleten uygulamalar, AB ile uyum ilişkilerinin bir parçası haline gelmiştir. Yerli sanayi bugün de çöküşünü sürdürmektedir.
- Hükümet ve devlet politikalarının ulusal kimlikten koparılarak ''gayri milli'' konuma getirilmesinde İslamcı siyaset ile bazı dış güçler tam bir işbirliği içinde bulunuyorlar.
Bu gayri milli çevreler iktidara geldiklerinde ''ulusal politika yürütme'' gücüne ve misyonuna sahip olamıyorlar. Çünkü işin özünde kendi insanlarının değil, emperyalist güçlerin yanında yer alıyorlar. Çünkü onlardan icazet alarak iktidar oluyorlar. ''Türkiye AB ile diğer ülkelerden farklı bir biçimde bütünleşecektir'' .. yani, içeri alınmadan himaye altına alınacaktır.
Halen yürütülmekte olan ''Uyum işlemleri, bu özel statünün ve sömürgeleşmenin'' altyapısını hazırlayan koşullardır.
AB'nin Türkiye'de üç gayri milli dayanak noktası bulunmaktadır. Gayri milli sermaye, gayri milli dinci siyasiler ve bölücüler. Verheugen de son gelişinde bu çevreleri esas alarak temaslarını sürdürmedi mi?
Türkiye göz göre göre demokratikleşme adı altında sömürgeleştiriliyor. Karen Fogg 'ları ve Verheugen'leri izleyin, Türkiye'nin nereye götürüldüğünü açık olarak görürsünüz.