AB10 Eylül 2004 00:00

ŞU FRANSIZ HÜKÜMETİ - Savaş Süzal

Biz bir değil bir çok noktanın sömürgesi durumuna geldik onlar zaten bizden almayı umduklar ve istedikleri her şeyi aldılar. Türkiye nasıl olsa bir yol geçen hanı. ABD limanlarımızı ve hava üslerimizi kullanır, hükümet gizler ve arada da sanki kafa tutuyormuş gibi efelenir numarasına yatar. Bu arada AB zaten her malını gümrüksüz sokabilirken, istediği kapütülasyonları ele geçirdiği bir dönemde bizi niye istesin karar mekanizlarında?Gördünüz, İncirlik konusunda sessiz sedasız izin de vermişler. 1 Eylül 2004 tarihli Resmi gazete de var. ( Editörün notu: Açık istihbarat 7 liman ve 6 üssün  kullanımıyla ilgili belgenin tamamını yayınladı. Bu linkten okuyabilirsiniz http://www.acikistihbarat.com/news.asp?id=180)acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponssymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenadiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Irak Türkmenistan'ın da  Amerikan birliklerinin Türkmenlere yaptıkları, Genel Kurmay'ın sabrını taşırıyorda AKP hükümetini bu kadar zamandır hiç bir şekilde rahatsız etmiyor. Zira bu adamlar sanki Türkiye Cumhuriyeti'nin değil de Fransa'nın falan yöneticileri. Hiç birileri dürtmese işbaşına gelmelerinde koltuk verenlere kafa tutma niyetinde değiller, göstermelik bir iki çıkış dışında. Gördünüz, İncirlik konusunda sessiz sedasız izin de vermişler. 1 Eylül 2004 tarihli Resmi gazete de var. Birde şimdi o eski anlaşmaydı falan gibi laflar ediliyor ortalıkta. Eski falan değil. Ayrıca Türk-ABd savunma İşbirliği anlaşmasının MOU da değil. Yeni vermişler. Bir taraftan Amerika'nın sınırdan içeri sızdırdığı PKK girer Mehmetçik öldürür, öte yandan ABD Kuzey Irak'ta Türkmenler arasında bir nüfus azaltması tırpanlamasına gider kürt müttefikleri için. Ve bizim Fransız hükümette bana değil nasıl olsa Türklere oluyor diye oturup seyreder. Ne diyeyim. Bunlara oy verenlerin çocuklarıda ölenler arasında. Kimseyi değil kendilerini suçlasınlar. 

     Türk halkına kim öğrettiyse bu sığıntı gibi durup kendi topraklarımızda herkese karşı bir aşşağılık duygusu taşımayı Allah topunu kahretsin. Bana kızma demeyin, nasıl kızmayayım, bakın AB’den  ne olduğu belirsiz bir bürokrat geliyor, sendikacımızdan, memurumuza, başbakandan, Dışişleri Bakanına kadar, insan hakları temsilcilerimiz yalaka gazetecilerimize kadar yapılmayan şaklabanlık yok. Yahu bu adam, altı üstü bir komisyonda görevli bir bürokrat, kararı devletler ve AB parlamentosu verecek.

 

Hani bizim halkın inandığının tersine, devletler arasında daha önce yazdığım gibi, bir sevgi, bir aşk gibi duygusal ilişki ve bağlar yoktur. Olmaz ve olamaz da. Ama çıkar ilişkisi vardır. Ancak bizim kimseye şantaj yapabileceğimiz ve de bizden kimsenin ele geçireceği bir çıkar kalmadı. Biz bir değil bir çok noktanın sömürgesi durumuna geldik onlar zaten bizden almayı umduklar ve istedikleri her şeyi aldılar. Türkiye nasıl olsa bir yol geçen hanı. ABD limanlarımızı ve hava üslerimizi kullanır, hükümet gizler ve arada da sanki kafa tutuyormuş gibi efelenir numarasına yatar. Bu arada AB zaten her malını gümrüksüz sokabilirken, istediği kapütülasyonları ele geçirdiği bir dönemde bizzi niye istesin karar mekanizlarında? Şimdi de Zina konusu bahane. O bitsin daha başka ne bahaneler bulucaklar aklınız şaşacak.

          Adam geliyor, sanki Türkiye de yoksulluk yokmuş, başka aksayan şey başka aksayan yer yokmuş gibi Diyarbakır’a gidiyor. Verhugen den söz ediyorum. Ve benim zavallı halkımda kendisini aşşağılayan, kendisini  adam yerine koymayan bu adamdan çare bekliyor ve şikayetlerde bulunuyor. Bir zamanlar Kemal Derviş’i çare gördüleri, Turgut Özal’ın ülkeye yolsuzluk ve güdümlü yönetimlerinde gördükleri gibi. Adam yabancı ya ne hikmetse şeyinde boncuk var sanıyor herkes. Her sorunumuzu o çözecek, ya da çözmeli. Biz niye çözelim sorunlarımızı, bizim yerimize habire birileri bir şeyleri çözsün istiyoruz. Ondan sonra da bize çalışmayı öğreten ulus olma konusunda kendi onurumuzu hatırlatan ve bizi dürtükleyen Atatürk’e çamur atan adamları baş tacı et. Çünkü, o çarenin bizde olduğunu başkasından çare aramanın yanlış olduğunu söylemişti, bizi çalışmaya zorlamıştı. Türkiye de bir maden ocağı çöküyor veya yangın çıkıyor, orada işçiler ölüyor, yoksul işçiler, Diyarbakırlı olmadığı için orada AB standartları falan aranmıyor. İskenderun da bir gemi batıyor atık yüklü, çevreyi kirletecek, kansere yol açacak maddeler var. Ama İskenderun halkı ve balıkçılar Diyarbakırlı olmadığı için orada da AB standartına gerek yok. İnsanlık sdandartları, yoksulluk standartları altında Türk halkı ama olmaz standart yalnız ve yalnız Diyarbakır da, Türk askerinin, polisinin bekçisinin, öğretmeninin, memurunun öldürüldüğü, Belediye başkanın hangi tarafın adamı belli olmadığı Diyarbakır da.


        
Ve siz kalkıp bu adamın ülkemin bütünlüğüne karşı olmadığını savunuyorsunuz. Hadi canım sende. Peki bu durumda yalnız politikacılar, yalnız çıkarcılar mı suçlu? Hayır biz suçluyuz, gazeteciler, bizlerde bizden görüş bekleyen bize güevenen halkı aldattık, onları kandırdık. İçimizde çıkan karakter fıkaraları ile Türkiye ye bir kaçıncı Cumhuriyeti getirmek isteyenleri, Atatürk’ümüze Atakürt diyenleri, dışardan ülkeyi parçalamak isteyenlerle birlikte hareket eden onlara ülkeyi peşkeş çeken meslektaşlarımızı veya gazeteci sıfatına sığınan düzenbazları deşifre edip aramızdan atmadığımız için veya atamadığımız için bizde suçluyuz.

 
        Bence Türk basını içinde bir yüce divan kurulmasında yarar var. Aramızda kimlerin vatanlarını ve vatandaşlarını satmak için kaç para aldıklarını belirleyerek mahkum etmeliyiz. Bir ara kampanya başlattık ama kimse katılmak istemedi. Temiz basın konusunda kendimizi temizlemeden kimseye laf söyleme hakkımız yok. Tencere dibin kara,  senin ki benden kara hesabı. Onun için sevgili okurum, çıkar gurupları ve ülkeleri hesabına çalışan gazeteci kimliği altındaki kişileri okumayın, onları deşifre edin ve gazetelerine yazılan yazılarını yemediği konusunda mektup yazın. Bence bizde önce iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmamız gerek.


    İşte bu nedenle AB'ye falan bırakın girmeyi, kendimiz için önce bir karakter düzeltmesinden geçmemiz kendimizi  adam etmemiz lazım Kendimiz için ve birbirimize karşı tutumumuz için. Önce kendimizle birlikte yaşamayı öğrenelim, elin gavurundan önce.
10.Eylül.2004