Siyasal Kapitülasyon - Mümtaz Soysal
Gündeme getirdikleri konularda istedikleri yapılmazsa müzakereleri kesmek ve ''özel statü'' yle yetinme şantajını ileri sürerek. Türkiye, sonuçta hiç hoşlanmayacağı bir kapana girmek üzeredir. Aslında başka anlamları olan ''kapitülasyon'' sözcüğü, Batı'daki sözlüklere Osmanlı'daki anlamıyla da girmiştir.
Çünkü, şu günlerde önümüzdeki on beş ve belki yirmi yıl süre için iktidar partisince Avrupa Birliği'ne verilmek üzere olan yetkiler tam bir siyasal kapitülasyon niteliğindedir. Şimdiki iktidar çoğunluğunca ve onların bürokrasideki uzantılarınca yaratılmakta olan durum, Osmanlı Devleti'nde ''kapitülasyon'' ları vermiş olanların eninde sonunda yarattıkları durumdan çok farklı değil. Fark, olsa olsa, ilk kapitülasyonların imparatorluğun parlak döneminde büyüklük duygusuyla ve dış ticareti canlandırıp içteki temsilcileri rahatlatmak amacıyla verilmesine karşın, şimdikilerin eziklik duygusuyla ve nereye varacağı hiç belli olmayan bir müzakere süreci uğruna verilmesidir.
Güncel kapitülasyon, yalnız ticari konuları değil, siyasi konuları da saplayacak ve müzakere yılları boyunca Türkiye Cumhuriyeti'ni AB'nin vesayeti altına sokacak nitelikte oluyor.
Dikkat ederseniz, Türk Dışişleri Bakanı, ''Müzakereler sürerken reformlar da sürecektir'' derken, komiser Herr Verheugen ''siyasal gözetim'' in devamından söz ediyor. Bu sözlerdeki ''siyasal'' lık, başka adaylara ilişkin müzakerelerin somut Kopenhag ölçütleri çerçevesinde tutulmasına karşın, Türkiye için devletin kuruluş felsefesine, temel yapısına, dış siyasetine ve ilişkilerine uzanılacağını göstermiyor mu? Şu sırada ''Bunlar gündemde değil; ölçütlere girmez'' diyenler, hiç kuşkunuz olmasın ki, devletin Kemalist felsefesini de, bütünlükçü yapısını da, dış çıkarlarının korunuşunu da gündeme getirecekler.
Gündeme getirdikleri konularda istedikleri yapılmazsa müzakereleri kesmek ve ''özel statü'' yle yetinme şantajını ileri sürerek.
Türkiye, sonuçta hiç hoşlanmayacağı bir kapana girmek üzeredir.
Aslında başka anlamları olan ''kapitülasyon'' sözcüğü, Batı'daki sözlüklere Osmanlı'daki anlamıyla da girmiştir. İngilizcenin ünlü Webster Sözlüğü, ''Türk devletinin yabancı devletlere özel ayrıcalıklar tanımak için yaptığı sözleşmelerin her biri'' nden söz eder; Fransızcanın Larousse'u, hayli yanlış olarak da olsa, ''Müslüman ülkelerde Hıristiyan uyrukların haklarını düzenleyen sözleşmeler'' diye bir açıklama yapar. Sözcüğün başlangıçtaki anlamından türetilmiş anlamlardır bunlar; çünkü Latincedeki ''capitulare'' , bir belgenin içindeki başlıklar sıralanarak zikredilmesi anlamına gelir.
Ne var ki, bu anlam dolayısıyla o fiile bulaşmış ve sonraları daha yaygın kullanım kazanan bir başka anlam akla gelir ki, ''koşulları başlık başlık sayılmış teslim belgesi'' anlamıdır. ''Capitulate'' eden, ''bütünüyle teslim olan'' demektir.
Bir tarih uğruna on beş, yirmi yıl süreyle AB vesayeti altına sokulacak bir Türkiye, ''tam teslim olmuş'' sayılmaz mı?
Değer mi?