Verheugen Sömürge Valisi mi? - Erol Manisalı
Verheugen Türkiye'ye ayak basar basmaz açıklamalarını yapmaya başlıyor: - Ben şimdilik öneri getirmiyorum. Türkiye'deki havayı yakalamaya geldim. Bölgeler, insanlar, sivil toplum örgütleri AB'den ne bekliyorlar, bunu anlayamadım. - Bunun tercümesi şudur: ''Türkiye'yi şimdi köşeye sıkıştırdık. Ben bir taleple gelmiyorum; Güneydoğu (ve Kürtler) Ankara'ya ve Türkiye'ye nasıl bakıyor, onların taleplerini öğrenmeye geldim." cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciefusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnekamagra kamagra 100mg kamagra gel
- Ekliyor Verheugen: Uygulamaya bakacağız; biz Güneydoğu Anadolu'da kültürel özerklik kararını Aralık 2003'te Avrupa Parlamentosu'ndan çıkarttık. Bakalım uyguluyor musunuz? Sonra Hıristiyanlara baskı yapıldığı söyleniyor. Acaba ''Yeni Hıristiyanlaştırılan gençlere kilise yapma olanağı veriyor musunuz''? Sonra yabancıların çok iyi bir biçimde yürüyen arazi alımlarına engelleme yapılıyor mu?
- Bildiğiniz gibi AB 25 ülke oldu. Şimdi yeni üyelere de soracağız. Türkiye ile görüşmelerin başlamasını nasıl karşılıyorsunuz? Tabii onların da diyecekleri, isteyecekleri var. Görüşmelerin başlaması için onların koşullarını da ekleyeceğiz ve önünüze koyacağız.
- Ancak Verheugen'in en önemli açıklaması şu: ''Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin geliştirilmesi diğer ülkelerden farklı olacak.'' Bu çok önemli açıklamanın tercümesi şu: Türkiye 15-20 yıl sonra da diğer ülkeler gibi AB içine girmeyecek; ''Türkiye ile özel bir statü öngörülecek'' . Yani: Türkiye AB'nin himayesi altına alınacak, AB'nin içine alınmayacak.
Sorulması gereken soru...
Başta hükümet ve patronlar kulübü olmak üzere Verheugen'e şu basit soruyu sormaları gerekirdi:
- Türkiye'nin dış ticaret açığı yıllık 35-40 yıllık milyar dolara doğru gidiyor. AB ile ilişkimizde siz kazanıyorsunuz, biz kaybediyoruz. İyi hoş.. üyeliği görüşelim de ondan önce Türkiye'nin AB ile tek yanlı ilişkilerinden doğan kan kaybını düzeltmemiz gerekmez mi? Yoksa 15-20 yıl sonra biz kan kaybından ölüp gideceğiz.
- Eğer bu esas soru sorulmuyorsa ''o zaman da bizim kendi kendimize başka bir soru sormamız gerekir'' ; AKP hükümeti ve patronlar kulübü neden Verheugen'e böyle bir soru yöneltmiyor? Daha doğrusu yöneltemiyor?
- İşin esası burada gizli; bu soruları yöneltmesi gerekenler ''kendi özel iç hesapları yüzünden'' sessiz kalıyorsa o zaman Verheugen bir sömürge valisi gibi gerile gerile Türkiye'ye gelip boy gösterebilir!
Faturayı halk ödüyor...
Türkiye-AB ilişkilerindeki iktisadi ve siyasi dengesizliklerin bedelini ise içimizdeki Danimarka dışında herkes ödüyor;
- Köylü fakirleşiyor, tarım geriliyor.
- İşsizlik devam ediyor.
- Ulusal sanayi çokuluslu şirketler karşısında geriliyor, zemin kaybediyor.
- Esnaf yavaş yavaş kayboluyor.
- Dış açık ve dış borç artıyor.
Bütün bu iktisadi ve sosyal fatura Türkiye'nin siyasi olarak da en hayati konularda çıkarlarını koruyamayacağı bir sonuç doğuruyor.
- Kıbrıs, Ege gidiyor.
- ABD ve AB'nin Kürdistan projeleri ''genişletilerek'' yürütülüyor.
- Ermeni tasarıları konusunda Avrupa'da sağ ve sol birleşirken ABD'de Demokratlar ve Cumhuriyetçiler aynı noktaya geliyor.
- Misyonerlik faaliyetleri iyice yaygınlaşıyor.
Bütün bunlar Türkiye'nin çaresizliğinin sonucu olarak ortaya çıkmıyor. İçimizde iki Türkiye'nin bulunmasından ve azınlıktaki Türkiye'nin Batı'nın taleplerine yeşil ışık yakmasından kaynaklanıyor.
Eylülde Verheugen, 30 Kasım'da Papa, aralıkta son darbe: Türkiye üzerinde oynanmakta olan oyunu görüp gerçekten önlem alacak mıyız?
Peki ama biz Mondros'u, Sevr'i neden yırtıp attık ki. En baştan Sevr'i kabul etseydik Avrupa'nın ve AB'nin gönüllü mandası olarak Verheugen'lerle, Papa'larla, Patrik'lerle uğraşıp kavga etmek zorunda kalmazdık.
Sorun içimizdedir: İki Türkiye'den biri manda olmaya razı; diğeri direniyor. Avrupa ve ABD, mandacı ama azınlıkta olan Türkiye ile işbirliği yapıyor.
Verheugen de bu işbirliğinin bir temsilcisi olarak Batı adına geldi ve görüşmeleri yaptı. Hepsi bu.