Nazi Çavuşu Verheugen Diyarbakır'ı teftiş etti!
Ankara'da asık mı asık olan suratı Diyarbakır'a inince bir gevşedi ki, sormayın! Yıllardır hiç görmediğimiz ölçüde neşelendi. AB bayraklı zırhlı Mercedes'le geldiği otelinin önünde ''Yurttaş Verheugen Büyük Avrupa'ya hoş geldin'' pankartını görünce gülücükler yağdırmaya başladı. Hele Leyla Zana ile kucaklaşması yok mu; işte kahkahalar o noktada başladı. Kendini tutamadı, gülmemeye gayret ederek konuştu: sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effects
Etrafını saranlar ''şiddetle'' alkışladılar komiseri, yetinmediler elleriyle zeytinyağlı dolma ikram ettiler. Ama ''şiddet'' durmadı; AB komiseri yüzlerce asker ve polisin koruduğu otelinde uyurken teröristlerin silahları 500 Evler polis noktasına ölüm kustu. Polis Mehmet Fatih Zorlu ve bekçi Seyithan Tekin şehit oldu...
Verheugen ertesi gün de çok mutluydu. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir 'le birlikte sanat merkezinde Avrupa Sinema Salonu'nun açılışını yaptı. Belediye çocuk korosunun Almanca, Ermenice, Süryanice, Kürtçe şarkılardan oluşan konserini izledi. Çok mutlu oldu çook. Baydemir'le birlikte kahkahalar attılar, güldüler, güldüler...
Şehit edilen iki güvenlik görevlisinin cenazeleri tam da o sıralarda kaldırılıyordu...
Komiser Verheugen'le Başkan Baydemir kahkahadan kırılıyordu...
Gazetecilerin, ''Şehit edilen güvenlik görevlilerinin ailelerini de ziyaret edecek misiniz'' sorusu bile keyiflerini bozmadı. Verheugen, o hiç alışık olmadığımız güleç suratıyla kameralara konuştu:
- Olayın ayrıntılarını bilmiyorum. Şiddet hiçbir şeye çözüm olamaz. Bu olay bölgedeki şiddet olaylarının tamamen ortadan kalkmadığını da gösteriyor!..
AB komiseri, soruları ''terör'' sözcüğünü kullanmadan atlatmaktan son derece mutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir'i koluna taktı, meyan kökü şerbeti içip tandır yemeye gitti...
AB komiseri teftişinden çok memnun kalmıştı çook...
Alemdaroğlu'nu kurban vermek!
Hükümet YÖK'ü yürekten kutlamalı!
Kutlamalı, çünkü iktidar koltuğuna oturduğu günden beri görevden almak için bin dereden su getirdiği İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu' nun ipini, 11 genel kurul üyesinin kararıyla YÖK çekmeye çalışıyor!
Şimdi soralım; YÖK Genel Kurulu böylesine önemli, Türkiye'nin en büyük üniversitesinin rektörünü görevden alma gibi hassas bir kararı hangi hakla kamuoyundan gizleyerek aldı? Alemdaroğlu suçluysa, görevi sürdürmesi sakıncalıysa bunu gerekçeleriyle birlikte niçin açıklamadı? Bölük pörçük bilgilerin basına sızmasına, akılların iyice karışmasına niçin izin verdi?
Soru çok da şu iki nokta çok önemli:
- Bu ahlaklı bir davranış mı?
- Yoksa işin içinde başka bir iş mi var?
Öğretim üyeleri arasında, ''Alemdaroğlu'nun kellesine karşılık hükümetle uzlaşma yolu açılacakmış'' söylentisi dolaşıyor da!
Bilenler, bilmeyenlere ''Nazi Almanyası'ndaki profesörün'' hikâyesini anlatmalı. Hani şu, arkasına döndüğünde kimseyi bulamayan profesörün!
Ölüdeniz'de dirilmek!
Ben, geçen hafta üç günlüğüne çok mutlu oldum dostlar çok!..
Birinci Ölüdeniz Festivali'nde güzel, yüreğinin ışığı yüzlerine yansımış insanlar tanıdım. Kaya Köyü'nde o yüz yılı devirmiş güzelim ağacın altında (incir ağacı mıydı?) İlhan Selçuk, Deniz Som, Sunay Akın ve Nuri Kurtcebe ve bu ülkenin aydınlık insanlarıyla ''ne olacak bu güzelim ülkenin hali'' ni konuştuk... İlhan Abi'nin ''suç, dinci, takıyyeci iktidarda değil, bölünen, parçalanan bizlerde'' vurgusuyla sarsıldık...
St. Nicolas'tan, Babadağ'ın yanıbaşından Ölüdeniz'i seyrettim. Hep Nâzım' ı andım, ''bahtiyarım,'' diye mırıldandım. Hele festivalin simgesi keçiye bayıldım! Keramettin, Ümit, Ufuk, Coşkun, Nuray, Lara ve tüm Ölüdenizli dostlara yürekten selamlar; geleceğe olan umudumuzu tazelediler...
Ben Ölüdeniz'de dirildim dostlar...
Ümit Zileli